30.06.2009

sansür


Büyük bir sansür dünyasında yaşıyorum. İnterneti açıyorum bazı siteleri hörmetli devletimiz yasaklamış. İş yerinde patron 1 sene önce attığı imzayı unutup birilerini fırçalıyor, haklı olduğumu düşündüğümden gidip kavgasını vereyim istiyorum müdürler tarafından durduruluyorum. Yine iş yerinde blog okumaya çalışıyorum "sistem administratörüm" izin vermiyor. Çat diye "yarından itibaren mesai saatleri değişmiştir" konulu mail geliyor, kafam bozuluyor kariyer.net'e bakayım diyorum yine aynı mesaj. "Yeter lam zikerim aşkını ızdırabını, basıp istifayı defolup gideyim" diyorum evdekiler ve borçlarım geliyor aklıma "hele bi otur da soluklan yiğenim" diyorum.

Yine de sansür durduramıyor arkadaşım: ktunnel var, hotspotshield var, evdeki bilgisayar var, bol bol ettiğim beddualar var...

26.06.2009

harakiri bizim kültürümüze ters


Referandum çağrısı yapan Evren, “12 Eylül’ü halk desteklemiştir. Yüzde 92 oy bunun kanıtıdır. halka sorsunlar. Eğer halk ‘evet’ der, geçici 15. maddeyi kaldırırsa, o zaman hiç yargılamaya da gerek yok, ben intihar ederim” dedi.
AKP'nin darbe karşıtı mücadelesini demokrasi havarisi olarak karşılayanlar CHP'nin girişimini nedense görmezden geldiler. Benim gözümde ikisinin samimiyeti de aynıdır. Bu arada eğer demokrat olmak asker yargılamkal ölçülüyorsa ülkenin gördüğü en demokrat adam İsmet İnönü'dür. Talat Aydemir'i asan milli şef Harbiye'nin 1 sene mezun vermemesine de sebep olmuştur.

24.06.2009

sen ne güzel abimizdin - 7

İnsan hiç şahsen tanışmadığı birinin ölüm haberini alınca ağlar mıymış?

takarsan yeşil bandı alırsın cezayı

İran'daki olaylara dikkati çekenlerden birisi de İranlı bazı futbolcuların Güney Kore ile oynanan Dünya Kupası eleme maçında sahaya Musevi desteklerini belirtmek için yeşil bantlarla çıkmalarıydı. Her ne kadar devre arasında Tahran'dan gelen bir telefonla bu bantlar çıkartılsa da Ali Karimi, Mehdi Mahdavikia, Hüseyin Ka'abi ve Vahid Hashemian milli takımdan emekli edilmişler.

23.06.2009

kardeşin duymaz eloğlu duyar


Hemen yanı başımızda yaşıyorlar biz bilmiyoruz. Hemen yanı başımızda ölüyorlar biz anlamıyoruz. Birbirimize çok benzediğimizi ama nedense küçük yaştan itibaren düşmanlar olarak büyütüldüğümüzü ne zaman anlayacağız? Daha da ötesi ne zaman bitireceğiz böyle büyümeyi?

sen ne haltsın ben hala anlayamadım


Venezuela Devlet Başkanı Hugo Chavez, ''Dünyanın İran'a saygı göstermesini'' istedi.
Haftalık TV programı ''Alo Başkan''da konuşan Chavez, ''Bazılarının İran devrimini baltalamaya çalıştığını'' söyleyerek, 12 Haziran'da ikinci kez başkan seçilen Mahmud Ahmedinejad'a desteğini tekrarladı.
''Ahmedinejad'ın zaferi bütün cephelerde kazanılmış zaferdir'' diyen Chavez, ''İran'ın büyük başkanı Ahmedinejad'a, dini lider Ali Hamaney'e ve İran halkına selam olsun...'' ifadesini kullandı. "Bütün dünyanın İran'a saygılı olmasını istiyoruz, çünkü bazıları İran'daki devrim kalesinin altına dinamit koymaya çalışıyor'' diyen Venezuela Devlet Başkanı, sözlerinin kimi hedef aldığına açıklık getirmedi.
Chavez, ''Ahmedinejad'a çamur atarak İran devrimi ve hükümetini zayıflatmaya çalışıyorlar, ama adım gibi eminim ki, bunu asla başaramayacaklar...'' dedi.
Bu adamın ne dediğini anlatabilecek birisi var mı gerçekten merak ediyorum. Ben mi gerzeğim yoksa bu arkadaş mı uçuyor?

22.06.2009

komşu kaynıyor


Nedendir bilinmez (aslında bilinir) komşularımız hakkında pek birşey bilmeyiz. Yunanların bize ne kadar benzediğini 1999 depremi sonrası keşfetmiştik anca. Ne de olsa 3 yanımız denizlerle 4 yanımız düşmanla çevrili bir memleketiz biz. İran için de geçerli bu bilinmezlik. Aslında biraz kurcalansa İran halkıyla da ne kadar çok benzediğimiz ortaya çıkacak. Ve görülecek ki o öcü gibi korktuğumuz İran halkı Türk halkından kafa olarak daha medeni.

Doğu komşumuz karıştı malumunuz; bu elbette şaşırttı herkesi. Peki bakalım neler olmuş, kim ne yapmış diye.

İşleri karıştıran 2 hafta önceki seçimler oldu. Şimdiki cumhurbaşkanı Ahmedinecad karşısına çıkan Musevi karşısında seçimleri kaybedeceğini görünce hile ile zaferini ilan etti. İşin komiği Tebrizli Musevi'nin kendi memleketinde bile düşük oy almasıydı. Bu kadar bariz bir ketenpere sonucu halk isyan etti.
İki cephe var görünürde: Ahmenicad ve dini lider Hameney'in başını çektiği grup ve buna karşılık Musevi'nin başını çektiği reformcular. Reformcuların bir devrim başlattığını söylemek de hata olur. Evet bazı özgürlükler, reformlar istiyorlar ama sonuçta İslam Cumhuriyeti'ne karşı girişilmiş bir girişim yok. Hatta Musevi de halkın ittirmesi sonucu liderliğe soyunmuş gibi; ne de olsa kendisi İran İslam Devrimi'nde yer almış, İran-Irak Savaşı esnasında dışişleri bakanlığı ve başbakanlık yapmış bir isim.
Muhalefetin sesini kısmaya çalışan iktidar cep telefonu şebekesinden internet üzerinden haberleşme sitelerine kadar tüm yöntemleri yasaklamış durumda. Yabancı gazetelerin çalışması engelleniyor. Dışarıya çıkan görüntüler cep telefonlarından çekilip bloglarda yayınlananlar genelde. Ve insanlar ölüyor. Kaç kişinin öldüğü bilinmiyor. Bir yandan da Halkın Mücahitleri bombalar patlatıyor.
Komşu kaynıyor biz yan gözle bakıyoruz. Komşu karışıyor biz neler oluyor anlamıyoruz.

21.06.2009

Frédéric Chesneau

Fotoğraftaki arkadaşa belki denk gelmişsinizdir. Kendisi kitaplar yazmış, Paris'te atölyesi olan Fransız bir aşçı ama zamanında Canal+ için yaptığı programın National Geographic'te gösterilmesi sayesinde her cuma akşam ve cumartesi akşamüstü memleket televizyonlarında görünüyor. Peki olayı ne bu abinin?
Belli bir mutfak kültürü olan ülkeleri gezip yerel yemekleri öğrenmeye çalışıyor. Bunun için de ülkelerin en kalabalık şehirlerinde de geziyor atlıyor motora, trene ülkenin en ücra köylerine de gidiyor. Arada kaldığı yerlerdeki insanlara yemek yapıyor. Bu arada herşeyi yapmalıyım dediğinden ağaç kovuklarından solucan topladığı da oluyor çamur içinde elleriyle balık avladığı da. Bugüne kadar gördüğüm kadarıyla Meksika, Brezilya, Fas, Hindistan, Tayland ve Vietnam'a gitti. Hepsinde yedi içti eğlendi. Yalnız biraz Mehmet Yaşin gibi Vedat Milor'dan ziyade. Ne yese beğeniyor, eksik bulmuyor.
Bir de herşeyden öte örneğini gördüğünüz sırıtışı var hep yüzünde; azıcık ciddi ol da ağır abi desinler.

Fransızca bilenler ve google translate'i sevenler için link hizmetimiz vardır:
http://www.latelierdefred.com/boutique.php?id=
http://www.globe-cooker.com/index.php/2006/index.php/news

18.06.2009

kuzey kore dünya kupası'nda

1966 Dünya Kupası'nda İtalya'yı yenen, çeyrek finalde ilk yarıyı Portekiz karşısında 3-0 önde kapatıp maçı Eusebio'ya 5-3 kaybeden ve futbol sahnesinden kaybolan "şer cephesi"nin en büyük ortağı Kore Halk Cumhuriyeti 2010 Dünya Kupası finallerinde. Güney Afrika'ya seyirci götürürler mi bilemem ama ister misiniz ABD ile aynı gruba düşsünler?

17.06.2009

seneye ayvayı yediğimizin resmidir




Pazar günü Konfederasyon Kupası başladı Güney Afrika Cumhuriyeti'nde. Geyik bir turnuva olsa da futbolsuz dönem için seyredilebilir maçlar değil mi? Hayır! Çünkü almış eline Afrikalı arkadaşlar fotoğrafta gördüğünüz vuvuzelayı 90 dakika boyunca vızzzzzzzzzzz diye ses çıkartıyorlar. Hiç ara vermeden hem de. Arkadaş maç ne kadar heyecanlı olursa olsun bayıyor o ses bir süre sonra, bir de çeşni olarak Ömer Üründül'ü koymuş TRT. Muhteşem ikili adeta. Ben tam diyordum ki FIFA önümüzdeki sene için bu borulara bir önlem alır bu sabah şu haberi okudum:

2010 Dünya Kupası öncesi, Konfederasyon Kupası'nda tribünlerin boş kalması, FIFA'yı endişelendirdi. FIFA yetkilileri, Dünya Kupası'nda benzer bir tablonun ortaya çıkmaması için organizasyon komitesini şimdiden harekete geçmeye çağırdı.

Daha fazla seyirci=Daha fazla vuvuzela

Daha fazla vuvuzela=Daha fazla vızıltı

Daha fazla vızıltı=Daha da mundar olan maç zevki

Buradan FIFA'ya seslenmek istiyorum: Tamam Afrika'da da Dünya Kupası olsun; tamam oranın iklimi kış olacak bizde yazken futbol kalitesi artacak ne güzel ama yalvarıyorum sokmayın şu vuvuzelayı stadlardan içeri. 4 yılda bir geliyor Dünya Kupası piç etmeyin zevkimizi.


15.06.2009

yumurta


Bu sıcakta yumurtaları dışarıda bekletmeyin. Pişirirken bir gariplik görürseniz boşverip yemeyin. Yoksa sürünürsünüz benim gibi. Gerçi bir nevi detoks oldu.

14.06.2009

ben de isterem








Ben de kurallarını bilmeden yapıp para kazanacağım, kuralı bilmediğim için yaptığım hatalarımdan sonra kem küm yapabileceğim, hatta masaları tekmeleyebileceğim bir iş arıyorum. Her türlü başvurunuz gizli tutulacaktır.


özgür kırlangıçlardan söz ederdin ya


Bakırköy Akıl Hastalıkları Hastanesi'nin bahçesi, tarih belirsiz, kompozisyon müthiş.

13.06.2009

k fener kavurma

Giriş notu 1: Yüzüne baksan korkacağın bir balıktır fener. Kendisinin yarısından çoğu kafa olsa da geri kalan kısmının eti harikadır ve bu balığın harika kavurması olur.
Giriş notu 2: Hiç "ölmeden önce izlenmesi gereken 100 film" "ölmeden görülesi gereken 50 yer" gibi listem olmadı ve böyle listelere de tamah etmedim.

Girişi yaptıktan sonra derdimi anlatayım: Dün yine sevdiğim mekanda oturup, mekanın sahibesiyle dertleşirken "şu dünyadan göçmeden bunu da yaptım ya" dediğim anlardan birisini yaşadım. Kendisi sağolsun benim yemek beğenimi adam yerine koyduğundan menüye koymayı düşündüğü iki yeni yemeği denetti bana. Ben de böyle bir kasıldım bir havalara girdim, başladım yorum yapmaya. Yok efendim balığın tadı bir alt düzeyde kalmış da yok sarımsak olsa tad dengesi (?) kurulurmuş da şarabın da etkisiyle attım da attım. O da nazik bir hanım olduğundan bozmadı beni; ama işi asıl o bildiğinden gerekli değişiklikleri yaptırdı yemek üzerinde ve ortaya harika bir fener kavurma çıktı.

Size düşen de gidip bu harika fener kavurmayı tatmak. Menüde k. fener kavurma olarak geçiyor, sebebini anlarsınız tadınca. Ha bir de yemekteki sarımsak benim fikrim ona göre.

ıhlamur kokusu


kaybolur akşamlar sokaklarda,
kaybolur zaman
ıhlamur kokusu bırakıp ardından
bir çapkın dilenci
dans ederek gezip durur şehri
takılır her evde sureti

Akasya kokulu sabahlar bitti ıhlamur kokulu akşamlar başladı. Sonrası cehennem sıcakları.

12.06.2009

mazeretim var dertliyim ben

Galataport ihalesini yaptık, Danıştay'dan döndü. Bu proje hayata geçseydi Tophane şu an bambaşka olacaktı, binlerce kişi orada iş imkanı bulacaktı.
Böyle konuşunca diyorlar ki; 'Başbakan sinirli.' Dertliyim ben dertli; sinirli değil...

11.06.2009

bu asmalımescit ve onun sahte yüzleri

Asmalımescit tarafına ilk yolumun düşüşü 1998 yılıydı. O zamana kadar Taksim dediğin Galatasaray Meydanı'nda biterdi çokları için. Sonrası ise daha sessiz vesakin bir güzergahtı. Neyse eski bir arkadaşımın amcasının bürosunun Babylon'un sokağında olmasıyla başlayan ayak alışkanlığı hatun kişinin İtalyan Kültür'e gitmesi, benim de haftanın iki günü onun çıkışına gitmemle iyice arttı.
O zamanlar öğrencilik halinden dolayı cepte para az; baş başa kalacağımız, çay kahve içeceğimiz yer ise çoktu o taraflarda. Yemek yemek için de Yakup'un biraz ilerisinde Karadenizli bir ablanın işlettiği, benim adını unuttuğum ama içinde "sanat" lafı geçen iki katlı bir yeri kullanırdık; güzeldi vesselam yemekler. Özel ve paralı günlerde adına hürmeten Tünel Geçidi'ndeki KaVe'ye ve ender de olsa Yakup'a da uğradığımız olmuştu.
Bu iki yerin bahsi açılmışken bir parantez açayım konuyla ilişkili: Bu KaVe denilen mekan o geçidin 1/5'ini kaplayan bir yerdi ilk başlarda; şimdi tamamını işgal ettiler muhtemelen. Yakup'un da nedense mezelerini ve ortamını beğenemedim pek; bundan birkaç sene önce de bidondan doldurdukları rakı sonrası zehirlenmemin ardından da kestim oraya gitmeyi.
Zaman zamanı, mekan mekanı, insanlar insanları kovaladı. Bu arada Asmalımescit gelişmeye başladı. Babylon'un verdiği ivmeyle yeni yeni yerler açıldı o bölgeye. Artık kürklü ablalar, jipli abiler geliyordu eğlenmeye.

Kıssadan hisse geçen hafta 3 yıldır görmediğim eski bir dostumla buluştuk Asmalımescit'te. Biraz erken geldiğimden tur attım etrafta; gelmeyeli her şeyin daha da değiştiğini fark ettim. Dostumu en son beyazlar içinde Şişli Evlendirme Dairesi'nde bırakmıştım. Aradan geçen 3 yılda olanları 4 saate sığdırmaya çalıştık; sonunda da ikimizin de hayatı yazılsa önemli bir kısmını, filmi çekilse film müziğini oluşturacak Yeni Türkü'den dem vurup bize yakışan şekilde sessizce dağıldık. Arayı fazla uzatmamak lazım...

10.06.2009

batan geminin malları bunlar

Malum Newcastle United küme düşünce kulüp ve futbolcular satışa çıkartıldı. Aralarında almaya değmeyecekler de var üstüne atlanacaklar da. Buyrun size muhtemel bonservis ücretleri. Ne kadar bonservis ücreti ödenerek alındıklarını da yazayım ki koskoca camianın nasıl bu hallere geldiği hakkında fikir sahibi olun (fiyatlar milyon paunddur).


Oyuncu Geliş fiyatı Muhtemel bonservis bedeli

Joey Barton 5,8 1
Fabrizio Coloccini 10,3 5
Jose Enrique 6,5 4
Kevin Nolan 4 2-3
Sébastien Bassong 0,5 5
Jonas Gutierrez 7 5-6
Alan Smith 6 1
Obafemi Martins 10 5
Xisco 5,7 2,5
Nicky Butt 2,5 0
Steven Taylor 0 3-4
Damien Duff 5 2-3

Buradan tüm spor medyamıza selam olsun. Bakalım kaçı bizim kulüplerle anılacak?

9.06.2009

berlusconi kankam olsun

Ben de istiyorum bu adam kankam olsun, toplantıya giderken protokolü durdurup bana telefon etsin, "hacı haftasonu villada mangal olayına gireceğiz, erkek başına 4 hatun düşüyor, sen sadece içkini getir" desin, oğlumun nikah şahidi olsun, futbol takımı olsun protokolden maç seyrettirsin, gazeteleri televizyonları olsun, o televizyonlara çıkan İtalyan hatunlarla tanıştırsın. Çok mu şey istiyorum yahu.
Bu imkanları sağlayabilecek kanka adaylarının fotoğraflı özgeçmişleri ile tarafıma başvurmalarını istiyorum. Tüm başvurular gizli tutulacaktır merak etmeyin.

8.06.2009

beynine vermek

Ben böyle blok yapsam rakibime bir sene tantanasını yaparım. Hele karşımdaki Kobe ise...

7.06.2009

sing your song

Severdim bu adamı. Soldan topla akışı, Barcelona'ya topukla attığı gol, önündeki Sharpe reklamıyla Manchester United'ın ilk fırtına gibi estiği dönemde çok büyük rol oynadı. Sakatlıklardan bir türlü kurtaramadı dizini, en son da İzlanda'da bıraktı futbolu. Bir de fotoğraftaki gol sevinci vardır ki gol sevinci denilince aklıma gelen ilk 5 sevinçten birisidir bu.

putin ağa


Malum geçtiğimiz sene bu vakitler petrol fiyatları almış başını fezaya ermişti. Rusya da asaslı bir petrol üreticisi olduğundan paraya para dememiş tekrar ikinci kutup yolunda olma çabalarına girişmiş hatta ABD'nin müttefiki Gürcistan'a bile girmişti. Sonra Dünya resesyona girdi; insanlar işsiz fabrikalar üretimsiz kaldı petrol fiyatları da çakıldı. Rusya'nın sesi de azalmış oldu dolayısıyla.

Putin geçen gün fabrikaların kapanıp işçilerin maaşlarını alamadığı sanayi şehri Pikalevo'ya gitmiş üstünde kot pantalon ve montuyla. Önce fabrikayı gezip "Fabrika neden bu hale geldi? Burasını çöp yığınına çevrimişsiniz" diye ilk fırçasını kaymış. Sonra toplamış işadamlarını masaya basmış kalayı: "Sizin bencilliğiniz ve cimriliğiniz beni buralara kadar getirdi. Ya paralarını ödersiniz ya da fabrikalarınızı millileştiririm.", "Neden herkes benim geleceğimi öğrenince hamamböcekleri gibi dolaşmaya başladı? Neden daha önce karar almadınız?"

Atmış önlerine maaşların hemen ödeneceğine dair belgeyi imzalatmış. Yeltsin'in damadı Deripaska’nın imzasının eksik olduğunu görünce de “Senin imzanı göremiyorum. Gel imzala” diye meretmiş. Eh fotoğrafa bakınca anlıyorsunuz imzanın nasıl da hemen atıldığını. Deripaska kalemi cebe atıp "Milyarlarca ruble bir yerimize girdi dur Putin'in kalemi hacılayım sonra açık artırmayla satarım" diye düşünüp kalemi cebe atınca da "Ver arkadaşım kalemimi" fırçasını yemiş. Malum adam kara kuşaklı, fazla ters yapmamak lazım. Kağıdı cebe koyan Putin "Siz kendi aranızda anlaşamazsanız, biz icabına bakarız. Teşekkürler, iyi şanslar" diyerek sahneyi terk etmiş.

4.06.2009

sezar'ın hakkı george w'ya


Dışişleri Bakanı Davutoğlu, Amerikan-Türk Konseyi’nin (ATC) yıllık konferansında yaptığı konuşmada, ABD Başkanı Barack Obama’yı ‘bilgi’ lakabıyla tanınan ünlü Roma İmparatoru Marcus Aurelius’a benzetirken, selefi George W. Bush için Sezar imasında bulundu. ABD’nin süpergüç olma özelliğini sürdürebilmek için çok taraflı yaklaşımlarla uluslararası kurumları kullanması gerektiğini söylerken, bunun için bölgesel güçlerin yardımına ihtiyaç olacağını belirten Dışişleri Bakanı, “ABD, Roma İmparatoru Ceasar’a değil Marcus Aurelius’a ihtiyaç duyuyor. Obama’nın yaklaşımı da Cesar’ın değil Aurelius’un yaklaşımı. Güç kullanarak bir yere kadar ilerleyebilirsiniz. Şimdi ABD’de çok taraflı yaklaşım kullanıyor” dedi.

Bu benzetme Julius Sezar'a yapılmış ağır bir hakarettir. Birisi ben öldükten yüzlerce yıl sonra W Bush gibi birine benzetse kemiklerim sızım sızım sızlardı muhtemelen. Bu arada Obama'nın da Marcus Aurelius'un tırnağı olamayacağını belirtmem lazım.

3.06.2009

hoşaf

Hoşaf gibi hissediyorum bugünlerde. Ne uyanasım var, ne işe gelesim, ne evde birşey yapasım. Paso uyuma halindeyim; yaz uykusu. Sürekli de bir gerinme halindeyim. Aklıma Thai masajı deneyimi geldi canım çekti valla.
Arkadaşın beni götürdüğü masaj salonu, giydirdikleri şalvar tipi pantalon, salonda çalışan vantilatörlerin sesi, yaşlı kara kuru teyzenin benden katır kutur sesler çıkartması... Ben ki vücuduma dokunulmasını hiç sevmem, 1 saat sonunda oradan çıktığımda kendimi yenilenmiş hissediyordum. Gerçi dışarı çıktığımda kullandıkları mentollü kremler deri altıma geçip 35 derece sıcakla birleşince imanımı gevretse de iyi gelmişti. Şimdi baktım internetten yaptıracak yer var mı falan diye bulduğum en ucuz yer oradakinin 30 katı bir fiyat istiyor. Yuhunuz!
Neyse hoşaf demişken hazır bugün Taksim'e çıkıyorum, Ağa Lokantası'nda bir karışık hoşaf içeyim.

sen ne güzel abimizdin - 6

Bizim avludan mı kalkacak cenazem?
Nasıl indireceksiniz beni üçüncü kattan?
Asansöre sığmaz tabut,
merdivenler daracık

Belki avluda dizboyu güneş ve güvercinler olacak,
belki kar yağacak çocuk çığlıklarıyla dolu,
belki ıslak asfaltıyla yağmur.
Ve avluda çöp bidonları duracak her zamanki gibi.

Kamyona, yerli gelenekle, yüzüm açık yükleneceksem,
bir şey damlayabilir alnıma bir güvercinden; uğurdur.
Bando gelse de, gelmese de çocuklar gelecek yanıma,
meraklıdır ölülere çocuklar.

Bakacak arkamdan mutfak penceremiz.
Balkonumuz geçirecek beni çamaşırlarıyla.
Ben bu avluda bahtiyar yaşadım bilemediğiniz kadar.
Avludaşlarım, uzun ömürler dilerim hepinize

2.06.2009

allah karşı komşudan razı olsun


Geçen perşembe gecenin kör vakti uyandığımda evin içini harika bir çiçek kokusu kaplamıştı. Şehrin göbeğinde böylesi bir kokuya şaşırıp ama çok da takmayıp uykuma devam etmiştim. Ertesi gün kokunun kaynağını gördüm: karşı apartmandaki komşunun pencere önüne yerleştirdiği yasemin. Kendisi sayesinde geceleri muhteşem kokular eşliğinde uyuyorum. Yukarıya da kendisinin izinsiz fotoğrafını çekmeyeceğimden temsili fotosunu yerleştiriyorum.

Komşu komşunun kokusuna muhtaçmış.

1.06.2009

yaz geldi


Bugün 1 Haziran, ilkokulda öğrendiğimiz kadarıyla yaz başladı. Otomatikman enginar mevsimi de sona eriyor. Manavdan aldım belki de son parti olarak 13 tane; 4ü tencereye 9u deep freeze. Oyalanacak başka birşeyler bulmam gerekecek herhalde.