28.10.2011

mostar dubrovnik yolu

Öncelikle size Balkanlar'daki eşsiz şehirler/ülkeler arası otobüs yolculuğunun esaslarından bahsetmeliyim:

1. Bu otobüslerde pek önceden bilet alma kavramı gelişmemiş. O gün vaktinde terminalde olun.
2. Bagaja verdiğiniz eşya başına 1 euro ödüyorsunuz.
3. Bilette yazan numaraya oturmak için kasmayın çünkü herkes istediği yere oturmakta özgür. Otobüse erken binip güzel bir yer kapın.
4. Otobüsler külüstür.

Biz de Mostar'dan otobüse binip bağları ve ovaları aşıp sınıra vardık. Hepi topu bir Boşnak polisin pasaportlarımıza göz ucuyla bakması sonrası kendimizi Hırvat topraklarında bulduk. Otobüsün sağında oturursanız enfes Adriyatik manzarasını (masmavi deniz, adalar, midye çiftlikleri, yazlık kasabalar) seyredebilirsiniz. Bir süre sonra Boşnak polisi tekrar kontrol etti otobüsü çünkü Dayton Anlaşması sonucu Neum kasabası Bosna Hersek'in denize kavuşabilmesi için bir fırsat olarak Boşnaklara bırakılmış ve Neum Koridoru'na giriş ve çıkışlarda sınır kontrolü yapılıyor.

Tek bir Hırvat görevli görmeden ve pasaportumuza giriş damgası bastırmadan Hırvatistan'a hoşgeldik.

24.10.2011

mostar


Trenin 09.30 gibi Mostar'a varması, Dubrovnik'e ise otobüsün 14.30'da kalkmasını bekliyorduk; şehri gezmek için 5 saat demekti bu. Olmadı. Tren vardığında saat 10'u geçiyordu. Gişedeki kısa saçlı, asık suratlı teyze de son otobüsün 12.30'da olduğunu söyledi. Bu da demektir ki Mostar'ı ancak 2 saat görebildim.

Savaşta yıkılıp yeniden yaptırılan ve altından geçen zümrüt yeşili Neretva ile ahenk oluşturan Mostar Köprüsü'nü de şehri de layıkıyla gezemedim. Bilmem yolum düşer mi tekrar?

17.10.2011

saraybosna mostar yolu

Trenle yolculuk keyifli şey. Biz de fırsatını bulmuşken Saraybosna'dan Mostar'a trenle geçmeye karar verdik. Eski Yugoslavya şehirlerinden görebildiğim kadarıyla tren ve otobüs istasyonları yan yana ve binalar Tito döneminde yapıldıkları halleriyle hizmet veriyorlar. Saraybosna tren istasyonu da binasıyla, trenleriyle ve de çalışanlarıyla 70leri görme fırsatı veriyor. Sabah ve akşam birer tren Hırvatistan'ın Ploce kentine ulaşırken Mostar'dan geçiyor dağların arasından geçerek. Manzara kesinlikle muhteşem. Yol boyunca Neretva Nehri'nin kıyısından gidiyor, tünellere girip uçurum kenarlarından devam ediyoruz. Yolcular pofur pofur sigaralarını tüttürüyor. Nefes alabilmek için kafamı camdan çıkartıp sabah serinliğini hissediyorum. Elma ve nar ağaçları yükünü tutmuş.

Terkedilmiş istasyonlardan geçerek yarım saatlik rötarla Mostar'dayız.

16.10.2011

welcome to sarajevo

Uçak yeşil tepelerin arasına sıkışmış Saraybosna'nın üzerinden geçip piste iniyor. Havaalanından şehre otobüs olduğunu okumuştum ama biz çıktığımızda yoktu ortada; zaman kısıtlı olduğundan mecburen taksiye.

Şehir küçük. Ferhadiye Caddesi'nin bir ucu sebiliyle, çarşısıyla, camileri ve hanlarıyla eski Bursa; diğer ucu görkemli binaları, kiliseleri ve parklarıyla minik Viyana. Aralarda karşınıza çıkan kurşun delikli binaları, mezarları, ölenlerin isimlerinin olduğu sokaklarıyla insanın içi acıyor. Şehrin üstüne yağan kurşunları düşündükçe iç savaşta, gördüğünüz o yeşil tepeler hiç bir güzel his oluşturmuyor.

Toplu taşımanın temelini külüstür tramvaylar oluşturuyor. Bileti içerideki makineye basmanız lazım, sakın bunu atlamayın yoksa görevlileri tepenizde bulabilirsiniz. İnterneti biraz araştırdığınızda tramvay görevlilerinin turistlerden para tırtıklamak için yaptığı numaraları okuyabilirsiniz. Böyle bir durumda kalırsanız bizim gibi polis çağırmalarını, karşılığında konsolosluğa haber vereceğinizi belirtin; asla pasaportunuzu ortaya çıkarmayın.

İnsanlar mutsuz. Yıllarca kuşatılan, haksızlığa uğrayan, öldürülen, tecavüze uğrayan bir şehrin halkı nasıl mutlu olabilir ki zaten. Mevcut politik durum tam bir çıkmaza dönüşmüş durumda. Halk fakir ve işsiz. Etnik gerginlikler alttan alta devam ediyor. Bununla birlikte akşamları cıvıl cıvıl bir hayat da var dışarıda. Belki de unutmak için olanları...

Şehre köfte kokusu hakim. Cevapcici (küçük köfte) veya pljeskavica (böyle kocaman köfte) mutlaka yenmeli. Ara öğün niyetine de enfes Boşnak böreği. Üstüne de "rahat lokum"la servis edilen Boşnak kahvesi.

Ülkenin para birimi KM yani konvertible mark, Boşnakçası maraka. Kur 1 euro=1,95 KM'de sabitlenmiş. Havaalanında bir posta ofisi var, açık bulursanız orada bozdurabilirsiniz paranızı.

Yolculuğun ilk durağı Balkanların en zor anlaşılabilecek, çok büyük acılar çekmiş ülkesinin başkentiydi. Yarın Mostar üzerinden eli kulağında AB üyesi Hırvatistan.

11.10.2011

istikamet: balkanlar

Bir yandan çok yakın ama bir yandan da çok uzak Balkanlar bize. Yüzlerce yıl aynı devletin çatısı altında olduğumuzdan yakın, yıllarca karşı blokta yer aldığından uzak, etnik ve din temelli savaşlar ve çatışmalardan dolayı ise karmakarışık. Merak ettiğim bu bölgeye hatun kişinin de ilgisini çekmesi sayesinde iki haftalık bir sefer düzenledik. Saraybosna’dan girdik Üsküp’ten çıktık, 12 günde 6 ülkeye ayak bastık, yedik, içtik, gezdik ve her birini ayrı ayrı pek sevdik. Biletler millerle alındı, vizeye zaten gerek yok, ülkeler arası otobüs bulmak kolay. Parayı lükse değil yemeye, içmeye ve görmeye ayırmak esas gaye.

Gördüğümüz her bir yer ayrı dinamiklere sahip olduğundan tek tek ele alıp genellemelerden kaçınmakta fayda var, zaten Balkanlar’da genelleme yapmak hata olur. O zaman bir sonraki yazımızın reklamını yapalım: Saraybosna’ya hoşgeldiniz.

3.10.2011

bir zamanlar anadolu'da


Bozkırın sıkıcılığı, taşranın sıkıcılığı öyle bir basıyor ki izlerken üstüme "ya o hayatı ben yaşıyor olsaydım" diye düşünüyorum. Daha da kasılıyorum. İçinde olduğum yolu seçmesem belki ben de benzer şeyler yaşıyor olacaktım. Ölümün olduğu yerde daha ciddi ne olabilir ki diyor ya hani "kaybedenler"; evet yok. Film bitiyor ve feci derecede içmek istiyorum. Üzerinden 24 saat geçmesi gerekiyor bunun için. Nitekim bu satırları Tuborg Gold eşliğinde yazıyorum. Bir daha izlemek lazım...