30.07.2009

rüya


Dün gece erkenden uyuyakalmadan önce hafta ortası yorgunluğu üzerine birşeyler yazacaktım; enerjim el vermedi. Gece rüyamda Defne Sarısoy Galatasaray'ın Elano'yu aldığını söylüyor, ben de gözümün önünde Brezilya ve Manchester City formasıyla yaptığı hareketlerle arkadaşı arayıp haberi veriyordum. Gecenin ortasında uyandım doğal olarak; NTVSpor'da alt yazı geçiyordu Elano'nun 4 yıllığına Galatasaraylı olduğunu...

28.07.2009

sözünde duran bir anadolu delikanlısı


"Evet biz 5 yeriz, 7 yeriz ama 6 yemeyiz. Belki 7 yeriz, 9 yeriz ama 8 yemeyiz”

27.07.2009

kuzey kore fast food işine girmiş


Bir Singapur şirketi ilk fast food lokantasını açmış, fakat menüde hamburger olmayacakmış Amerikan kültürü ülke topraklarına girmesin diye. Kuzey Kore'de yakın zamanda bir İtalyan lokantası açılmış televizyonlarda da bira reklamları gösterilmeye başlamıştı.

Bu arada Cihangir'e Khmer-Vietnam yemekleri yapan bir yer açma hayali kurmaya başladım. Bakarsınız Fransızlar gelir ben de manita yaparım aralarından...

26.07.2009

çiftleşme mevsimi son sürat devam ediyor


Yaz gelince millet başlıyor evlenmeye. Eş dosttan düğün/nikah davetiyeleri ve altın takılması istekleri geliyor bu dönem. Arkadaş bir bok yiyorsunuz niye bizi karıştırmak istiyorsunuz. Bu cehennem sıcaklarında topluyorsunuz milleti bir yerlere. Nedir yani 3-5 sene sonra boşanırken de çağırın o zaman. Geçen sene epey eş dost evlendiğinden bu sene iki davetiye aldım yanlış hatırlamıyorsam ikisini de ektim başarıyla. Evlenmek zorunda kalıp da bu çok önemli günlerine kimseyi çağırmayanlara selam olsun!

25.07.2009

ivan ergiç


Karşınızda Bursaspor'un yeni transferi. Hırvatistan topraklarında doğmuş 1981'de ama Sırp. Ailesiyle savaş sırasında Avustralya'ya göç etmiş ve Perth Glory'de oynarken Juventus'un dikkatini çekmiş. Siyah beyazlı formayı giyemeden önce kiralık olarak sonra temelli Basel'e taşınmış. Bir ara Basel'de depresyon nedeniyle hastaneye yatırılmış ama kulübü dönüşünde kaptan yapmış onu artık ne olduysa? Kendisi futbolcuların çok para kazandığını söyleyen ve Frankfurt Okulu'na ilgi gösteren bir Marksist. Takım değil adam tutanların haberi olsun...

24.07.2009

sezonu açtık hayırlısıylan


Aldık biletlerimizi Tobol maçına konuşlandık tribündeki yerimize. Yine Ali Sami Yen'e girerken Apocalypse Now'da gibi hissettim kendimi; fimi izleyenler ve stada o altı mazgallı kapılardan girenelr ne dediğimi anlayacaktır. Stad dolmuştu Temmuz ortası, rakibin Tobol olmasına rağmen; bunda en büyük pay da kuşkusuz Rijkaard. Kadrolar açıklanırken en çok tezahüratı teknik adam alıyorsa seyircinin gözündeki yeri düşünün Hollandalı'nın. Ultraaslan'ın Eski Açık'a geçmesi ve orada açılan "In Haldun We Trust" pankartı da yapılan transferlere ve adı geçen yöneticiye güvenin bir işaretiydi. Takım ısınırken Sabri'nin çektiği şutla kale arkasındaki görevliyi vurması da bu sene bazı şeylerin değişmeyeceğinin göstergesi...


Galatasaray çok ağır oynuyor, yavaş top çeviriyor, oyunun yönünü değiştiremiyor. Defans her an hata yapmaya hazır. Bunun elbetteki yolun başı olduğunu söylememiz lazım ama benim gözüme çarpan bazı noktalar var:


Gökhan Zan patlamaya hazır bomba. İkinci yarıda üstüne gelen rakibin önnüden kaçıp bir pozisyona sebep oluşu var ki evlere şenlik. Neyse ki Servet gitmemiş Marsilya'ya. Mustafa Sarp tek ayaklı ve gelen topu önce dürtüp sonra kontrol ediyor, bu da hızlı oyunu önlüyor. Umarım heyecandan aksamıştır yoksa Mehmet Topal'ın dönüşüne duacıyız. Yaser bu takımın oyuncusu değil, zaten devre arasında alındı oyundan. Serdar Eylik'in kumaşı iyi, geleceği parlak görünüyor. Tam ikinci yarı sağ kanatta da görecektik ki sakatlandı. Onun yerine herkes Uğur Uçar'ın gireceğini düşünüyordu ki Linderoth girdi oyuna. Bu adam yaşıyor muymuş ya? Eğer sakatlanmazsa orta sahada Mustafa Sarp'tan daha yararlı olacağı kesin. Arda ise sanki biraz sıkışıyor ortada. Son söz Sabri için. Serbest vuruşta topun başına geçince herkes bağırmaya bağırdı o topu kullanmasın diye. Ama o gayet iyi kesip golün asistini yaptı. Bu da bir süre daha oynayacağınnı garantisi. Maçın sonunda Linderoth top ayağındayken sağ kanatta Sabri'den bindirme bekledi tüm tribündekilerle birlikte ama Sabri şişmişti ve gelemedi. Bu arada Galatasaray'ın iki maçta atığı üç golünde duran toptan olması enteresan değil mi? Maccabi Netenya maçından sonra görüşmek üzere...

21.07.2009

kıskanıyorum lan

Kıskanıyorum ben bu adamı. Aklına geldiği gibi saçmalayıp üstüne de para alıyor, yavrum benim bakışlara bak; hele o gözlüğü tutuşu.
Radikal'de yazardı bu vatandaş sonra Perihan Mağden-Ece Temelkuran kapışması esnasında kovuldu. O dönem Radikal Futbol'da yazdığı yazılar nasıl unutulur... Emre Belözoğlu aşkı, Kemal Arslan'a İstanbul'a ilk gelişinde kucak açması ve de Kerem Tunceri röportajı.... Kadim bir dostum bu röportaj üstüne "çocuğu basacaklar bir gün bir futbolcuyla sonra gel de açıkla biz futbolu başka türlü seviyoruz lafını" demişti hala gülerim hatırladıkça. Neyse Vatan'a geçti oradan da Akşam'a. Bu dönemde kendisiyle aynı spor salonuna bile gittik; o hep Perihan ablasının peşinden koştururdu koca poposuyla, bir gün de peştemallere sarılıp duş sırası beklemiştik önlü arkalı. Bir ara jürilik falan yaptı zaten o zaman tüm Türkiye tanıdı çocuğu; o da eminim ki çok mutlu olmuştur.
Beyaz Türk olmaya çalışan, abuk subuk fikirler yumurtlayan bir ara form. Konuştuğu Türkçe bir halta benzemiyor zaten. Buna rağmen köşe yazarı ya Türk basınına helal olsun. Herhalde ben de o noktaya gelmek istesem Serdar Turgut'un yatağından falan geçmem gerekirdi...
Son bir anektotla bitirelim yazıyı: Kendisinin Vatan'da olduğu dönem kitabını basmayan bir yayınevinin ortaklarına salvoları başlar. Bunun üzerine Vatan'da çalışan bir gazeteci aranıp kendisini uyarması istenir. Gelen cevap süperdir: "ibneye laf söylesen ne fark eder ki ibnelik yapmaya devam edecek..."

20.07.2009

yıllardan sonra yollardan sonra şarkılar söylüyor çocuklar

Yeni Türkü ile tanışmam 1984 senesini bulur; evet ben 5 yaşından beri Yeni Türkü dinliyorum ulan! Sarıkamış'ta Akdeniz Akdeniz'in plağı çalardı bütün gün. Ben de bağıra çağıra Maskeli Baloyu söylerdim. Sarıkamış'tan güzergah Bursa'ya çevrilince Yeni Türkü kasetleri çalınmaya devam etti peder sağolsun: Günebakan, Dünyanın Kapıları, Yeşilmişik, Vira Vira ve Aşk Yeniden... Aşk Yeniden ile birlikte ben yeniden keşfettim Yeni Türkü'yü. Yaşın bu işlerden anlar hale gelmesinin de katkısı vardı elbet. Haris Aleksio'nun Ta Tragoudia Tis Harulas isimli hayatta dinlediğim en güzel albümler top 5'inde yer alan albümün eve girmesiyle Akdeniz Akdeniz'e tekrar dönüp her gün Aşk Yeniden'e kadar dinledim albümlerini yıllarca. Bu dönemde Buğdayın Türküsü isimli bir de yasaklanan albümleri olduğunu öğrendik; aradık taradık bulamadık...
Bilinçli bir Yeni Türkü dinleyici olup albümlerini alıp konserlerine gitmeye başladıktan sonra Yeni Türkü Süper Baba dizi müzikleri, Rumeli Hisarı Konseri (ki Buğdayın Türküsü'nden de şarkılar vardır) ve Külhani Şarkıları yayınladı ve dağıldı. Her ne kadar Derya Köroğlu yeni bir ekip kurup bir de albüm çıkardıysa da yıllarca eskinin ekmeğini yemek dışında bir şey yapmadı benim gözümde.
Ben hala Yeni Türkü dinlemeye devam ettim ama yeni ekibi Yeni Türkü saymadığımdan hiçbir konserine gitmedim. Çıkardıkları albümü de almadım zaten. Bu arada Yeni Türkü'yü benden bile çok seven bir dostum sayesinde Buğdayın Türküsü geçti elime, iş yerinde çok sevdiğim şarkıların sözlerinde imzası olan Turgay Fişekçi ile tanışıp ayak üstü sohbet edip kiraz bile yedim.
Bu kadar boş laf yeter: Yeni Türkü 30 Yılın Türküsü konserini duyduğum ilk gece heyecandan uyuyamadım. Düşünün 30 yıllık hayatımın 25 yılının fon müziğini oluşturan grup ilk günden beri katkıda bulunanları toplayacaktı; bir nevi reunion... Önce 20 yıllık dostum, birlikte grubun şarkılarını hatmedip konserlerine gittiğimiz dostumu aradım "gel lan İstanbul'a" diye, iş güç vs sayıkladı. Sonra Buğdayın Türküsü'nü tedarik eden Yeni Türküdaşım'a ulaştım, önemli bir şahsiyet olduğundan davetiyesi varmış zaten, bana da ayarlamaya çalışıp başarılı olamayınca "sen başının çaresine bak" dedi.
Gelelim bu geceye: Zerrin Atakan, Selim Atakan, Derya Köroğlu üçlüsünün Buğdayın Türküsü'nün söylemesi, Tuncer Tercan'ın sesinden Öldükten Sonrayı dinlemek, sahnede Zerrin Atakan'ı görmek, Akdeniz Akdeniz kadrosunun Yılmaz Peşrev'i çalması, en sevdiğim Yeni Türkü kadrosu Derya Köroğlu-Murat Buket-Cengiz Onural-Fuat Oburoğlu dörtlüsünü belki de son defa sahnede görmek, ilk yıllara ait fotoğraflar, Haris Aleksiou'nun muhteşem sesi ve son olarak 30 yıl boyunca bir şekilde katkıda bulunmuş olanların sahneye çıkması ve şarkı söylemesi... Bunları gördüm/duydum ya ölsem de gam yemem artık. Keşke beni onlarla tanıştıran da görebilseydi.
Hayatımdaki bir sayfayı kapattım herhalde o sebeple mutluyum. Son olarak gelelim konserde yer alan isimlere ve şarkılara: Selim Atakan, Derya Köroğlu, Zerrin Atakan, Eftal Küçük, Tuğrul Bayrak, Tuncer Tercan, Murat Buket, Fuat Oburoğlu, Cengiz Onural, Erkin Hadimoğlu, Fatih Ahıskalı, Furkan Bilgi, Serdar Barçın, İsmail Soyberk, Haris Aleksiou, Murathan Mungan, Yaşar Miraç, Meral Özbek, Lale Müldür, Yıldırım Türker, Turgay Fişekçi. Keşke Muammer Ketencoğlu da olsaydı...
Buğdayın Türküsü: Buğdayın Türküsü, Sardunyaya Ağıt, Sonbahardan Çizgiler
Akdeniz Akdeniz: Telli Telli, Çember, Yılmaz Peşrev, İstersen Hiç Başlamasın, Maskeli Balo, Öldükten Sonra, Gurbete Kaçacağım
Günebakan: Günebakan, Olmasa Mektubun, Rüzgar, Başka Türlü Birşey
Dünyanın Kapıları: Dönmek, Göç Yolları, Resim
Yeşilmişik: Yeşilmişik, Açelya, Destina, Yağmurun Elleri, Fırtına
Vira Vira: Vira Vira, Deliler
Aşk Yeniden: Aşk Yeniden, Yedikule
Süper Baba Dizi Müzikleri: Bana Bir Masal Anlat Baba
Külhani Şarkılar: Cevriye, Telgrafın Telleri
Yeni: Nakka

18.07.2009

yaz aşkım

Kendisiyle 2007 yazında tanıştık. Adapazarı'ndaki odamın birkaç üyesinden birisi oldu (diğerleri sünger yatak, televizyon, laptop, İkea kutusu ve lambası, araba buzdolabı. Odada dikey hiçbirşey yoktu ve oturmak mümkün değildi; paso yatış). Küçüktü, ucuzdu, sessizdi, tipi güzeldi ve işini iyi yapıyordu. O günden beri her sıcak yaz gününde en yakın dostum oldu. Eve gelince açıyorum kendisini evden çıkana kadar açık. İyi serinletiyor ve az ses yapıyor. Hatta sesi iyi de uyku yapıyor. İyi ki varsın Sinbo CH-9.

16.07.2009

lonely planet


1972'den beri seyahat rehberleri yayınlayan bu firmayı bilmeyen yoktur. Ben de öneriler üzerine gittim Güneydoğu Asya rehberini Kanyon'daki Remzi'de bulup aldım. Çok güzel çok hoş. Önerdiği yerleri, yöntemleri deneyeceğim bakalım bizzat. Bu arada http://www.lonelyplanet.com/ u kurcalarken kitapları bölüm bölüm pdf olarak da indirme imkanı sağladıklarını gördüm, tabii parasını verince. Hemen işaretledim Kamboçya kitabını aldım. Size bir link gönderiyorlar ve oradan 5 kere download etme hakkınız var. Ben de bir hevesle indirdim ama açmadı, font embedded değil falan dedi. Anlattım derdimi adamlara "müşteri hattı"ndan hemen Avustralya'dan Sarah abla göndermiş maille aldığım 5 chapter'ı da sağolsun. Sabahtan beri bakıyorum da çok güzel yav...

15.07.2009

koskoca 30 yıl


Pazar günü Yeni Türkü'nün 30. yıl konseri var. Onlar hakkında uzun uzun yazmam lazım aslında. Kısaca söyleyecek olursak hayatımın fon müziğidir Yeni Türkü. Gittim biletimi aldım, eski elemanları tekrar bir arada göreceğim için oldukça heyecanlıyım. Grubun 30 yaşında olması demek benim de 30 yaşımda olmam demek.

Hayatımdaki yerini Eray Aytimur'dan alıntılayarak Yeni Türkü yazısını sonraya bırakıyorum: Çünkü biz Yeni Türkü’nün elinde ne kadar büyüdüysek, onlar da bizlerin elinde o kadar büyüdü. En önemlisi de Yeni Türkü umutlarının en kırıldığı zamanlarda bile yılmadan usanmadan yola devam edip, bizi ‘başka türlü bir şey’ isteyebilecek arayıştan alkoymadı. Nice 30 yıllara...

14.07.2009

türk futbolunun ağırlık merkezi


Evet çok sıkıldığım için ofiste yukarıdaki haritaları yaptım. Birinci harita illere göre Türk futbolunun Süper Lig seviyesindeki yayılımını gösteriyor. İstanbul'un 5 Ankara'nın 3 takımı olduğu göz önüne alınırsa merkez noktası oldukça batıda oluyor. Akşamdan kalma olmasam oturur liseden kalma matematik-geometri bilgimle koordinat vs verip tam nereye düşüyor haritada bulurdum da üşendim açıkçası. Yapan olursa saygılarımı sunarım.

Asıl benim ilgimi çekip bu yazıya sürükleyen ikinci harita oldu. Tünel tarafında gören görmüştür Kasımpaşa ve Beşiktaş bayrakları arka arkaya sallanıyor İstiklal Caddesi'nde. O zaman jeton düştü, İstanbul takımlarının birbirlerine ne kadar yerleştiklerini fark ettim. Kasımpaşa'dan çık arabayla 10 dakikada İnönü'desin. Barbaros Bulvarı'ndan bir o kadar da gidersen Ali Sami Yen. Saraçoğlu karşı yakada Atatürk Olimpiyat Tekirdağ tarafında.

Kulüp binalarının çoğu stada yakın olsa da (TFF'nin sitesinde yazan adresler haritaya yansıtılmıştır) İBB ve Galatasaray ayrı düşmüş durumda bu konuda. Hele Galatasaray da Hasnun Galip Sokağı bildirmiş olsa federasyona düşün sen o zaman komşuluk ilişkisini.

Tamam yazdım aklıma geleni; bu kadar yeter. İş yapıyormuş gibi yapayım biraz da...

13.07.2009

bro


Cosmo Kramer Frank Costanza ortaklığının ürünüdür erkekler için sütyen. İkili ürünün isminde anlaşamadıklarından bu eseri piyasaya sunamazlar. Aradan yıllar geçer Japonlar ürünü piyasaya sunar tanesi 20 sterlinden.

Elinden tutacak bir sermayeder yoktu ki Kramer'in. Zaten Calvin Klein da onun okyanus kokulu parfüm fikrini çalmıştı.

12.07.2009

tatilsiz bir hafta

Pek yoktur buraya bakan ama olur da derlerse "bir haftadır nerdeydin kuzum; tatil ortamlarına mı akıyordun da yazmadın birşey?" tek cevap verebilirim: "nerdeeeeee". Ben de isterdim fotoğraftaki gibi bir ortamda olayım bir hafta.
Pazar akşamı gelen bir telefonla başlayan mücadele salı öğlen üç cepheye yayılmıştı. İnsan ne yazıkki akraba ve iş arkadaşlarını seçemiyor. Cuma öğleden sonra üçüncü cephede de görev tamamlanmıştı ama ben de haşattım. Anca yazabiliyorum kısacası.
İşin güzeli tatil planıma da başladım. 5-23 Eylül arası uzaklarda olmayı planlıyorum işin özü. Güzergah Bangkok-Siem Reap-Phnom Pehn-Sihanoukville. Buralarda "abi şuranın manzarası süper", "bak burada kesin kal", "şurada bir istakoz yedim hala unutamam aha da fotosu" diyebileceğiniz her türlü öneriye açığım.

6.07.2009

love fifteen


Ne zamandır tenis izlemiyorum. Efsanevi Agassi-Ivanisevic finali veya okuldan koşa koşa izlediğim Roland Garros'lar daha dün gibi aklımda. Takip etmediğimden bilemem Federer mi Nadal mı? Ama büyük başarı elbette 15 Grand Slam şampiyonluğu. O dönemden unutamadığım bir başka şey de Nike'ın reklamları. Dönemi için çok ileri ve başarılıydılar. Bu hafta Wimbledon finalinin sonunu izledim; arkasından da Federer'in rekorunu kutlayan "love fifteen" başlıklı Nike reklamını.
Bir kere adı çok yaratıcı. Sampras kendisinin rekorunun kırılmasını iyi kaldırmış; o kadar para alıp yanına bile yanaşmayanlar olurdu elbet. Ama asıl bomba McEnroe bence. Onun gibi bir duruş sergileyen yok bence hala tenis dünyasında.
Reklamı merak edenleri buyrun şöyle alalım: http://www.youtube.com/watch?v=SUDFnC7zk6I

4.07.2009

bildiğin prenses

hem de en Monakolusundan. Benim ananem Grace Kelly olsa ben de böyle olur muydum acaba?

2.07.2009

norveçlilerin en değerli şeyleri

Herkes ekonomik krizle cebelleşirken Norveç'in tuzu kuru. Petrol ve doğalgazdan kazandıkları parayı çarçur etmeyip biriktiren Vikingler 100 yıllık bir plan yapıp birikimlerini mortgage fonlarına değil enerji fonlarına yatırmışlar. İzlanda batarken onlar rahat. Petrol öncesi dönemde yoksulluk yaşadıklarından para biriktirme huyu da varmış bu Norveçli kardeşlerimizin. İrlanda örneği vardı önümüzde bir de Norveç'i incelemek lazım. Kendilerinin AB dışında kalmayı tercih ettiğini de unutmayalım.

1.07.2009

bir kara para aklayıcısı olarak futbol

Futbol artık kara para aklama yöntemi bir süredir. Kulüp alımları, futbolcu transferleri ve bahisler bu iş için kullanılan yollar. Bir komisyon oluşturulmuş ve 25 ülkede yapılan incelemede 20 örneğe rastlanmış. Bunların arasında vergi kaçırmak için yurtdışında ödeme yapmaktan imaj hakkı adı altında 3. partilere yapılan ödemelere bir sürü yöntem var. Elbette isim vermemişler ama muhtemelen Türkiye'ye gelmemiş bu arkadaşlar. Yoksa burda gördüklerinden sonra örnekleri isimleriyle verip hayranlıklarını ifade ederlerdi.

30.06.2009

sansür


Büyük bir sansür dünyasında yaşıyorum. İnterneti açıyorum bazı siteleri hörmetli devletimiz yasaklamış. İş yerinde patron 1 sene önce attığı imzayı unutup birilerini fırçalıyor, haklı olduğumu düşündüğümden gidip kavgasını vereyim istiyorum müdürler tarafından durduruluyorum. Yine iş yerinde blog okumaya çalışıyorum "sistem administratörüm" izin vermiyor. Çat diye "yarından itibaren mesai saatleri değişmiştir" konulu mail geliyor, kafam bozuluyor kariyer.net'e bakayım diyorum yine aynı mesaj. "Yeter lam zikerim aşkını ızdırabını, basıp istifayı defolup gideyim" diyorum evdekiler ve borçlarım geliyor aklıma "hele bi otur da soluklan yiğenim" diyorum.

Yine de sansür durduramıyor arkadaşım: ktunnel var, hotspotshield var, evdeki bilgisayar var, bol bol ettiğim beddualar var...

26.06.2009

harakiri bizim kültürümüze ters


Referandum çağrısı yapan Evren, “12 Eylül’ü halk desteklemiştir. Yüzde 92 oy bunun kanıtıdır. halka sorsunlar. Eğer halk ‘evet’ der, geçici 15. maddeyi kaldırırsa, o zaman hiç yargılamaya da gerek yok, ben intihar ederim” dedi.
AKP'nin darbe karşıtı mücadelesini demokrasi havarisi olarak karşılayanlar CHP'nin girişimini nedense görmezden geldiler. Benim gözümde ikisinin samimiyeti de aynıdır. Bu arada eğer demokrat olmak asker yargılamkal ölçülüyorsa ülkenin gördüğü en demokrat adam İsmet İnönü'dür. Talat Aydemir'i asan milli şef Harbiye'nin 1 sene mezun vermemesine de sebep olmuştur.

24.06.2009

sen ne güzel abimizdin - 7

İnsan hiç şahsen tanışmadığı birinin ölüm haberini alınca ağlar mıymış?

takarsan yeşil bandı alırsın cezayı

İran'daki olaylara dikkati çekenlerden birisi de İranlı bazı futbolcuların Güney Kore ile oynanan Dünya Kupası eleme maçında sahaya Musevi desteklerini belirtmek için yeşil bantlarla çıkmalarıydı. Her ne kadar devre arasında Tahran'dan gelen bir telefonla bu bantlar çıkartılsa da Ali Karimi, Mehdi Mahdavikia, Hüseyin Ka'abi ve Vahid Hashemian milli takımdan emekli edilmişler.

23.06.2009

kardeşin duymaz eloğlu duyar


Hemen yanı başımızda yaşıyorlar biz bilmiyoruz. Hemen yanı başımızda ölüyorlar biz anlamıyoruz. Birbirimize çok benzediğimizi ama nedense küçük yaştan itibaren düşmanlar olarak büyütüldüğümüzü ne zaman anlayacağız? Daha da ötesi ne zaman bitireceğiz böyle büyümeyi?

sen ne haltsın ben hala anlayamadım


Venezuela Devlet Başkanı Hugo Chavez, ''Dünyanın İran'a saygı göstermesini'' istedi.
Haftalık TV programı ''Alo Başkan''da konuşan Chavez, ''Bazılarının İran devrimini baltalamaya çalıştığını'' söyleyerek, 12 Haziran'da ikinci kez başkan seçilen Mahmud Ahmedinejad'a desteğini tekrarladı.
''Ahmedinejad'ın zaferi bütün cephelerde kazanılmış zaferdir'' diyen Chavez, ''İran'ın büyük başkanı Ahmedinejad'a, dini lider Ali Hamaney'e ve İran halkına selam olsun...'' ifadesini kullandı. "Bütün dünyanın İran'a saygılı olmasını istiyoruz, çünkü bazıları İran'daki devrim kalesinin altına dinamit koymaya çalışıyor'' diyen Venezuela Devlet Başkanı, sözlerinin kimi hedef aldığına açıklık getirmedi.
Chavez, ''Ahmedinejad'a çamur atarak İran devrimi ve hükümetini zayıflatmaya çalışıyorlar, ama adım gibi eminim ki, bunu asla başaramayacaklar...'' dedi.
Bu adamın ne dediğini anlatabilecek birisi var mı gerçekten merak ediyorum. Ben mi gerzeğim yoksa bu arkadaş mı uçuyor?

22.06.2009

komşu kaynıyor


Nedendir bilinmez (aslında bilinir) komşularımız hakkında pek birşey bilmeyiz. Yunanların bize ne kadar benzediğini 1999 depremi sonrası keşfetmiştik anca. Ne de olsa 3 yanımız denizlerle 4 yanımız düşmanla çevrili bir memleketiz biz. İran için de geçerli bu bilinmezlik. Aslında biraz kurcalansa İran halkıyla da ne kadar çok benzediğimiz ortaya çıkacak. Ve görülecek ki o öcü gibi korktuğumuz İran halkı Türk halkından kafa olarak daha medeni.

Doğu komşumuz karıştı malumunuz; bu elbette şaşırttı herkesi. Peki bakalım neler olmuş, kim ne yapmış diye.

İşleri karıştıran 2 hafta önceki seçimler oldu. Şimdiki cumhurbaşkanı Ahmedinecad karşısına çıkan Musevi karşısında seçimleri kaybedeceğini görünce hile ile zaferini ilan etti. İşin komiği Tebrizli Musevi'nin kendi memleketinde bile düşük oy almasıydı. Bu kadar bariz bir ketenpere sonucu halk isyan etti.
İki cephe var görünürde: Ahmenicad ve dini lider Hameney'in başını çektiği grup ve buna karşılık Musevi'nin başını çektiği reformcular. Reformcuların bir devrim başlattığını söylemek de hata olur. Evet bazı özgürlükler, reformlar istiyorlar ama sonuçta İslam Cumhuriyeti'ne karşı girişilmiş bir girişim yok. Hatta Musevi de halkın ittirmesi sonucu liderliğe soyunmuş gibi; ne de olsa kendisi İran İslam Devrimi'nde yer almış, İran-Irak Savaşı esnasında dışişleri bakanlığı ve başbakanlık yapmış bir isim.
Muhalefetin sesini kısmaya çalışan iktidar cep telefonu şebekesinden internet üzerinden haberleşme sitelerine kadar tüm yöntemleri yasaklamış durumda. Yabancı gazetelerin çalışması engelleniyor. Dışarıya çıkan görüntüler cep telefonlarından çekilip bloglarda yayınlananlar genelde. Ve insanlar ölüyor. Kaç kişinin öldüğü bilinmiyor. Bir yandan da Halkın Mücahitleri bombalar patlatıyor.
Komşu kaynıyor biz yan gözle bakıyoruz. Komşu karışıyor biz neler oluyor anlamıyoruz.

21.06.2009

Frédéric Chesneau

Fotoğraftaki arkadaşa belki denk gelmişsinizdir. Kendisi kitaplar yazmış, Paris'te atölyesi olan Fransız bir aşçı ama zamanında Canal+ için yaptığı programın National Geographic'te gösterilmesi sayesinde her cuma akşam ve cumartesi akşamüstü memleket televizyonlarında görünüyor. Peki olayı ne bu abinin?
Belli bir mutfak kültürü olan ülkeleri gezip yerel yemekleri öğrenmeye çalışıyor. Bunun için de ülkelerin en kalabalık şehirlerinde de geziyor atlıyor motora, trene ülkenin en ücra köylerine de gidiyor. Arada kaldığı yerlerdeki insanlara yemek yapıyor. Bu arada herşeyi yapmalıyım dediğinden ağaç kovuklarından solucan topladığı da oluyor çamur içinde elleriyle balık avladığı da. Bugüne kadar gördüğüm kadarıyla Meksika, Brezilya, Fas, Hindistan, Tayland ve Vietnam'a gitti. Hepsinde yedi içti eğlendi. Yalnız biraz Mehmet Yaşin gibi Vedat Milor'dan ziyade. Ne yese beğeniyor, eksik bulmuyor.
Bir de herşeyden öte örneğini gördüğünüz sırıtışı var hep yüzünde; azıcık ciddi ol da ağır abi desinler.

Fransızca bilenler ve google translate'i sevenler için link hizmetimiz vardır:
http://www.latelierdefred.com/boutique.php?id=
http://www.globe-cooker.com/index.php/2006/index.php/news

18.06.2009

kuzey kore dünya kupası'nda

1966 Dünya Kupası'nda İtalya'yı yenen, çeyrek finalde ilk yarıyı Portekiz karşısında 3-0 önde kapatıp maçı Eusebio'ya 5-3 kaybeden ve futbol sahnesinden kaybolan "şer cephesi"nin en büyük ortağı Kore Halk Cumhuriyeti 2010 Dünya Kupası finallerinde. Güney Afrika'ya seyirci götürürler mi bilemem ama ister misiniz ABD ile aynı gruba düşsünler?

17.06.2009

seneye ayvayı yediğimizin resmidir




Pazar günü Konfederasyon Kupası başladı Güney Afrika Cumhuriyeti'nde. Geyik bir turnuva olsa da futbolsuz dönem için seyredilebilir maçlar değil mi? Hayır! Çünkü almış eline Afrikalı arkadaşlar fotoğrafta gördüğünüz vuvuzelayı 90 dakika boyunca vızzzzzzzzzzz diye ses çıkartıyorlar. Hiç ara vermeden hem de. Arkadaş maç ne kadar heyecanlı olursa olsun bayıyor o ses bir süre sonra, bir de çeşni olarak Ömer Üründül'ü koymuş TRT. Muhteşem ikili adeta. Ben tam diyordum ki FIFA önümüzdeki sene için bu borulara bir önlem alır bu sabah şu haberi okudum:

2010 Dünya Kupası öncesi, Konfederasyon Kupası'nda tribünlerin boş kalması, FIFA'yı endişelendirdi. FIFA yetkilileri, Dünya Kupası'nda benzer bir tablonun ortaya çıkmaması için organizasyon komitesini şimdiden harekete geçmeye çağırdı.

Daha fazla seyirci=Daha fazla vuvuzela

Daha fazla vuvuzela=Daha fazla vızıltı

Daha fazla vızıltı=Daha da mundar olan maç zevki

Buradan FIFA'ya seslenmek istiyorum: Tamam Afrika'da da Dünya Kupası olsun; tamam oranın iklimi kış olacak bizde yazken futbol kalitesi artacak ne güzel ama yalvarıyorum sokmayın şu vuvuzelayı stadlardan içeri. 4 yılda bir geliyor Dünya Kupası piç etmeyin zevkimizi.


15.06.2009

yumurta


Bu sıcakta yumurtaları dışarıda bekletmeyin. Pişirirken bir gariplik görürseniz boşverip yemeyin. Yoksa sürünürsünüz benim gibi. Gerçi bir nevi detoks oldu.

14.06.2009

ben de isterem








Ben de kurallarını bilmeden yapıp para kazanacağım, kuralı bilmediğim için yaptığım hatalarımdan sonra kem küm yapabileceğim, hatta masaları tekmeleyebileceğim bir iş arıyorum. Her türlü başvurunuz gizli tutulacaktır.


özgür kırlangıçlardan söz ederdin ya


Bakırköy Akıl Hastalıkları Hastanesi'nin bahçesi, tarih belirsiz, kompozisyon müthiş.

13.06.2009

k fener kavurma

Giriş notu 1: Yüzüne baksan korkacağın bir balıktır fener. Kendisinin yarısından çoğu kafa olsa da geri kalan kısmının eti harikadır ve bu balığın harika kavurması olur.
Giriş notu 2: Hiç "ölmeden önce izlenmesi gereken 100 film" "ölmeden görülesi gereken 50 yer" gibi listem olmadı ve böyle listelere de tamah etmedim.

Girişi yaptıktan sonra derdimi anlatayım: Dün yine sevdiğim mekanda oturup, mekanın sahibesiyle dertleşirken "şu dünyadan göçmeden bunu da yaptım ya" dediğim anlardan birisini yaşadım. Kendisi sağolsun benim yemek beğenimi adam yerine koyduğundan menüye koymayı düşündüğü iki yeni yemeği denetti bana. Ben de böyle bir kasıldım bir havalara girdim, başladım yorum yapmaya. Yok efendim balığın tadı bir alt düzeyde kalmış da yok sarımsak olsa tad dengesi (?) kurulurmuş da şarabın da etkisiyle attım da attım. O da nazik bir hanım olduğundan bozmadı beni; ama işi asıl o bildiğinden gerekli değişiklikleri yaptırdı yemek üzerinde ve ortaya harika bir fener kavurma çıktı.

Size düşen de gidip bu harika fener kavurmayı tatmak. Menüde k. fener kavurma olarak geçiyor, sebebini anlarsınız tadınca. Ha bir de yemekteki sarımsak benim fikrim ona göre.

ıhlamur kokusu


kaybolur akşamlar sokaklarda,
kaybolur zaman
ıhlamur kokusu bırakıp ardından
bir çapkın dilenci
dans ederek gezip durur şehri
takılır her evde sureti

Akasya kokulu sabahlar bitti ıhlamur kokulu akşamlar başladı. Sonrası cehennem sıcakları.

12.06.2009

mazeretim var dertliyim ben

Galataport ihalesini yaptık, Danıştay'dan döndü. Bu proje hayata geçseydi Tophane şu an bambaşka olacaktı, binlerce kişi orada iş imkanı bulacaktı.
Böyle konuşunca diyorlar ki; 'Başbakan sinirli.' Dertliyim ben dertli; sinirli değil...

11.06.2009

bu asmalımescit ve onun sahte yüzleri

Asmalımescit tarafına ilk yolumun düşüşü 1998 yılıydı. O zamana kadar Taksim dediğin Galatasaray Meydanı'nda biterdi çokları için. Sonrası ise daha sessiz vesakin bir güzergahtı. Neyse eski bir arkadaşımın amcasının bürosunun Babylon'un sokağında olmasıyla başlayan ayak alışkanlığı hatun kişinin İtalyan Kültür'e gitmesi, benim de haftanın iki günü onun çıkışına gitmemle iyice arttı.
O zamanlar öğrencilik halinden dolayı cepte para az; baş başa kalacağımız, çay kahve içeceğimiz yer ise çoktu o taraflarda. Yemek yemek için de Yakup'un biraz ilerisinde Karadenizli bir ablanın işlettiği, benim adını unuttuğum ama içinde "sanat" lafı geçen iki katlı bir yeri kullanırdık; güzeldi vesselam yemekler. Özel ve paralı günlerde adına hürmeten Tünel Geçidi'ndeki KaVe'ye ve ender de olsa Yakup'a da uğradığımız olmuştu.
Bu iki yerin bahsi açılmışken bir parantez açayım konuyla ilişkili: Bu KaVe denilen mekan o geçidin 1/5'ini kaplayan bir yerdi ilk başlarda; şimdi tamamını işgal ettiler muhtemelen. Yakup'un da nedense mezelerini ve ortamını beğenemedim pek; bundan birkaç sene önce de bidondan doldurdukları rakı sonrası zehirlenmemin ardından da kestim oraya gitmeyi.
Zaman zamanı, mekan mekanı, insanlar insanları kovaladı. Bu arada Asmalımescit gelişmeye başladı. Babylon'un verdiği ivmeyle yeni yeni yerler açıldı o bölgeye. Artık kürklü ablalar, jipli abiler geliyordu eğlenmeye.

Kıssadan hisse geçen hafta 3 yıldır görmediğim eski bir dostumla buluştuk Asmalımescit'te. Biraz erken geldiğimden tur attım etrafta; gelmeyeli her şeyin daha da değiştiğini fark ettim. Dostumu en son beyazlar içinde Şişli Evlendirme Dairesi'nde bırakmıştım. Aradan geçen 3 yılda olanları 4 saate sığdırmaya çalıştık; sonunda da ikimizin de hayatı yazılsa önemli bir kısmını, filmi çekilse film müziğini oluşturacak Yeni Türkü'den dem vurup bize yakışan şekilde sessizce dağıldık. Arayı fazla uzatmamak lazım...

10.06.2009

batan geminin malları bunlar

Malum Newcastle United küme düşünce kulüp ve futbolcular satışa çıkartıldı. Aralarında almaya değmeyecekler de var üstüne atlanacaklar da. Buyrun size muhtemel bonservis ücretleri. Ne kadar bonservis ücreti ödenerek alındıklarını da yazayım ki koskoca camianın nasıl bu hallere geldiği hakkında fikir sahibi olun (fiyatlar milyon paunddur).


Oyuncu Geliş fiyatı Muhtemel bonservis bedeli

Joey Barton 5,8 1
Fabrizio Coloccini 10,3 5
Jose Enrique 6,5 4
Kevin Nolan 4 2-3
Sébastien Bassong 0,5 5
Jonas Gutierrez 7 5-6
Alan Smith 6 1
Obafemi Martins 10 5
Xisco 5,7 2,5
Nicky Butt 2,5 0
Steven Taylor 0 3-4
Damien Duff 5 2-3

Buradan tüm spor medyamıza selam olsun. Bakalım kaçı bizim kulüplerle anılacak?

9.06.2009

berlusconi kankam olsun

Ben de istiyorum bu adam kankam olsun, toplantıya giderken protokolü durdurup bana telefon etsin, "hacı haftasonu villada mangal olayına gireceğiz, erkek başına 4 hatun düşüyor, sen sadece içkini getir" desin, oğlumun nikah şahidi olsun, futbol takımı olsun protokolden maç seyrettirsin, gazeteleri televizyonları olsun, o televizyonlara çıkan İtalyan hatunlarla tanıştırsın. Çok mu şey istiyorum yahu.
Bu imkanları sağlayabilecek kanka adaylarının fotoğraflı özgeçmişleri ile tarafıma başvurmalarını istiyorum. Tüm başvurular gizli tutulacaktır merak etmeyin.

8.06.2009

beynine vermek

Ben böyle blok yapsam rakibime bir sene tantanasını yaparım. Hele karşımdaki Kobe ise...

7.06.2009

sing your song

Severdim bu adamı. Soldan topla akışı, Barcelona'ya topukla attığı gol, önündeki Sharpe reklamıyla Manchester United'ın ilk fırtına gibi estiği dönemde çok büyük rol oynadı. Sakatlıklardan bir türlü kurtaramadı dizini, en son da İzlanda'da bıraktı futbolu. Bir de fotoğraftaki gol sevinci vardır ki gol sevinci denilince aklıma gelen ilk 5 sevinçten birisidir bu.

putin ağa


Malum geçtiğimiz sene bu vakitler petrol fiyatları almış başını fezaya ermişti. Rusya da asaslı bir petrol üreticisi olduğundan paraya para dememiş tekrar ikinci kutup yolunda olma çabalarına girişmiş hatta ABD'nin müttefiki Gürcistan'a bile girmişti. Sonra Dünya resesyona girdi; insanlar işsiz fabrikalar üretimsiz kaldı petrol fiyatları da çakıldı. Rusya'nın sesi de azalmış oldu dolayısıyla.

Putin geçen gün fabrikaların kapanıp işçilerin maaşlarını alamadığı sanayi şehri Pikalevo'ya gitmiş üstünde kot pantalon ve montuyla. Önce fabrikayı gezip "Fabrika neden bu hale geldi? Burasını çöp yığınına çevrimişsiniz" diye ilk fırçasını kaymış. Sonra toplamış işadamlarını masaya basmış kalayı: "Sizin bencilliğiniz ve cimriliğiniz beni buralara kadar getirdi. Ya paralarını ödersiniz ya da fabrikalarınızı millileştiririm.", "Neden herkes benim geleceğimi öğrenince hamamböcekleri gibi dolaşmaya başladı? Neden daha önce karar almadınız?"

Atmış önlerine maaşların hemen ödeneceğine dair belgeyi imzalatmış. Yeltsin'in damadı Deripaska’nın imzasının eksik olduğunu görünce de “Senin imzanı göremiyorum. Gel imzala” diye meretmiş. Eh fotoğrafa bakınca anlıyorsunuz imzanın nasıl da hemen atıldığını. Deripaska kalemi cebe atıp "Milyarlarca ruble bir yerimize girdi dur Putin'in kalemi hacılayım sonra açık artırmayla satarım" diye düşünüp kalemi cebe atınca da "Ver arkadaşım kalemimi" fırçasını yemiş. Malum adam kara kuşaklı, fazla ters yapmamak lazım. Kağıdı cebe koyan Putin "Siz kendi aranızda anlaşamazsanız, biz icabına bakarız. Teşekkürler, iyi şanslar" diyerek sahneyi terk etmiş.

6.06.2009

4.06.2009

sezar'ın hakkı george w'ya


Dışişleri Bakanı Davutoğlu, Amerikan-Türk Konseyi’nin (ATC) yıllık konferansında yaptığı konuşmada, ABD Başkanı Barack Obama’yı ‘bilgi’ lakabıyla tanınan ünlü Roma İmparatoru Marcus Aurelius’a benzetirken, selefi George W. Bush için Sezar imasında bulundu. ABD’nin süpergüç olma özelliğini sürdürebilmek için çok taraflı yaklaşımlarla uluslararası kurumları kullanması gerektiğini söylerken, bunun için bölgesel güçlerin yardımına ihtiyaç olacağını belirten Dışişleri Bakanı, “ABD, Roma İmparatoru Ceasar’a değil Marcus Aurelius’a ihtiyaç duyuyor. Obama’nın yaklaşımı da Cesar’ın değil Aurelius’un yaklaşımı. Güç kullanarak bir yere kadar ilerleyebilirsiniz. Şimdi ABD’de çok taraflı yaklaşım kullanıyor” dedi.

Bu benzetme Julius Sezar'a yapılmış ağır bir hakarettir. Birisi ben öldükten yüzlerce yıl sonra W Bush gibi birine benzetse kemiklerim sızım sızım sızlardı muhtemelen. Bu arada Obama'nın da Marcus Aurelius'un tırnağı olamayacağını belirtmem lazım.

3.06.2009

hoşaf

Hoşaf gibi hissediyorum bugünlerde. Ne uyanasım var, ne işe gelesim, ne evde birşey yapasım. Paso uyuma halindeyim; yaz uykusu. Sürekli de bir gerinme halindeyim. Aklıma Thai masajı deneyimi geldi canım çekti valla.
Arkadaşın beni götürdüğü masaj salonu, giydirdikleri şalvar tipi pantalon, salonda çalışan vantilatörlerin sesi, yaşlı kara kuru teyzenin benden katır kutur sesler çıkartması... Ben ki vücuduma dokunulmasını hiç sevmem, 1 saat sonunda oradan çıktığımda kendimi yenilenmiş hissediyordum. Gerçi dışarı çıktığımda kullandıkları mentollü kremler deri altıma geçip 35 derece sıcakla birleşince imanımı gevretse de iyi gelmişti. Şimdi baktım internetten yaptıracak yer var mı falan diye bulduğum en ucuz yer oradakinin 30 katı bir fiyat istiyor. Yuhunuz!
Neyse hoşaf demişken hazır bugün Taksim'e çıkıyorum, Ağa Lokantası'nda bir karışık hoşaf içeyim.

sen ne güzel abimizdin - 6

Bizim avludan mı kalkacak cenazem?
Nasıl indireceksiniz beni üçüncü kattan?
Asansöre sığmaz tabut,
merdivenler daracık

Belki avluda dizboyu güneş ve güvercinler olacak,
belki kar yağacak çocuk çığlıklarıyla dolu,
belki ıslak asfaltıyla yağmur.
Ve avluda çöp bidonları duracak her zamanki gibi.

Kamyona, yerli gelenekle, yüzüm açık yükleneceksem,
bir şey damlayabilir alnıma bir güvercinden; uğurdur.
Bando gelse de, gelmese de çocuklar gelecek yanıma,
meraklıdır ölülere çocuklar.

Bakacak arkamdan mutfak penceremiz.
Balkonumuz geçirecek beni çamaşırlarıyla.
Ben bu avluda bahtiyar yaşadım bilemediğiniz kadar.
Avludaşlarım, uzun ömürler dilerim hepinize

2.06.2009

allah karşı komşudan razı olsun


Geçen perşembe gecenin kör vakti uyandığımda evin içini harika bir çiçek kokusu kaplamıştı. Şehrin göbeğinde böylesi bir kokuya şaşırıp ama çok da takmayıp uykuma devam etmiştim. Ertesi gün kokunun kaynağını gördüm: karşı apartmandaki komşunun pencere önüne yerleştirdiği yasemin. Kendisi sayesinde geceleri muhteşem kokular eşliğinde uyuyorum. Yukarıya da kendisinin izinsiz fotoğrafını çekmeyeceğimden temsili fotosunu yerleştiriyorum.

Komşu komşunun kokusuna muhtaçmış.

1.06.2009

yaz geldi


Bugün 1 Haziran, ilkokulda öğrendiğimiz kadarıyla yaz başladı. Otomatikman enginar mevsimi de sona eriyor. Manavdan aldım belki de son parti olarak 13 tane; 4ü tencereye 9u deep freeze. Oyalanacak başka birşeyler bulmam gerekecek herhalde.