22.03.2011
nihayet
Sansür sona ermiş gibi görünüyor. İşlerin yoğunluğu, özel hayatın hızı, bloga katakullisiz erişememenin sıkıntısı derken epeydir yazamıyorum buraya. Hadi bu bir vesile olsun nitekim yazacaklarım birikiyor. Arkası yarın...
21.03.2011
bir kırlangıçla bahar gelmiyor
Geçen sene ilk kırlangıcı/ebabili Cihangir Camii'nin bahçesinde karşılamışken bu sene Diyarbakır surlarının üzerinde denk geldim. Velakin arkasından kış bastırdı. Fransızların ataları yalan söylememiş.
13.03.2011
baklahorani
Spor Kulübü'ne yürüdü, keza esas eğlence buradaydı. Aldık tabakta mezelerimizi rakımızın yanına önce laterna dinledik sonra Cafe Aman çıktı sahneye. Malum yaşlıyız onlar bitirince şarkılarını bize de eve dönmek düştü. Seneye tekrar katılmak lazım.
9.03.2011
cip oldum
O kadar seyahat, ard arda uçuşlar derken CIP salonunu kullanma hakkı kazandım. Nedir bunun kriteri derseniz 12 ay içerisinde 25 000 uçuş mili kazanmak derim. 2 yıl boyunca bu hakka sahipmişim ve 1 yıl içinde 17 000 veya 2 yıl içerisinde 35 000 mil kazanırsam hakkım 2 yıl daha devam edecekmiş. Bu tempoyla zor olmasa gerek...
En ama en büyük avantaj şüphesiz Atatürk Havalimanı'nda CIP kapısından geçiş yapmak. Saat 07 uçaklarına yetişmek için debelenenler arasında iki güvenlik kontrolünden geçiş için stresli bir şekilde beklerken ömrümden düşen dakikaları düşündüğümde ömrümün uzayacağı bilimsel bir gerçek. CIP salonuna geçerken tek bir güvenlik kontrolünden ve çok az bir sıra bekleyerek geçmek büyük bir lüks. Salon sabahları kalabalık ve oturacak yer bulmak zor oluyor, gazeteler de paylaşılmış. Yine de yiyecek içecek seçenekleri güzel velakin içki yok. İç hatlarda hep Garanti lounge'unu kullandığımdan gözlerim aradı içkileri ama hemen hemen bütün uçuşlarımı sabahın köründe yaptığımdan eksikliğini aramayacağımı düşünüyorum. Tek güvenlik geçişini beleş içkiye tercih ederim.
İstanbul dışında Ankara ve İzmir'deki salonları kullandım. Ankara'daki de tek güvenlik geçişi sağladığından gayet kolaylaştırıcı ama diğer şehirdekiler ne yazık ki ikinci güvenlik geçişinden sonra. Bu da beleş yiyecek içecek imkanı demek. Hiç yoktan iyidir.
En ama en büyük avantaj şüphesiz Atatürk Havalimanı'nda CIP kapısından geçiş yapmak. Saat 07 uçaklarına yetişmek için debelenenler arasında iki güvenlik kontrolünden geçiş için stresli bir şekilde beklerken ömrümden düşen dakikaları düşündüğümde ömrümün uzayacağı bilimsel bir gerçek. CIP salonuna geçerken tek bir güvenlik kontrolünden ve çok az bir sıra bekleyerek geçmek büyük bir lüks. Salon sabahları kalabalık ve oturacak yer bulmak zor oluyor, gazeteler de paylaşılmış. Yine de yiyecek içecek seçenekleri güzel velakin içki yok. İç hatlarda hep Garanti lounge'unu kullandığımdan gözlerim aradı içkileri ama hemen hemen bütün uçuşlarımı sabahın köründe yaptığımdan eksikliğini aramayacağımı düşünüyorum. Tek güvenlik geçişini beleş içkiye tercih ederim.
İstanbul dışında Ankara ve İzmir'deki salonları kullandım. Ankara'daki de tek güvenlik geçişi sağladığından gayet kolaylaştırıcı ama diğer şehirdekiler ne yazık ki ikinci güvenlik geçişinden sonra. Bu da beleş yiyecek içecek imkanı demek. Hiç yoktan iyidir.
4.03.2011
555
24.02.2011
yolun açık olsun
Turne bitti nihayet. 800 kilometre yol yapıp 4 uçak 2 de feribot seferini de bonus olarak kullanıp soluklanmaya başladım. Bugün son durak Bursaydı ve ben eski bir dostu görebildim bir saatliğine de olsa.
Benim gıptayla baktığım seyahatleri ve de işleri yaptıktan sonra şimdi de hayal edemediğim bir adımı atıp yeni bir ülkede/şehirde bir hayata başlıyor Flo'suyla. Her şeyin onun istediği gibi olmasını dileyerek yolun açık olsun diyorum Ceren...
Benim gıptayla baktığım seyahatleri ve de işleri yaptıktan sonra şimdi de hayal edemediğim bir adımı atıp yeni bir ülkede/şehirde bir hayata başlıyor Flo'suyla. Her şeyin onun istediği gibi olmasını dileyerek yolun açık olsun diyorum Ceren...
18.02.2011
turnemiz başlamıştır
7 iş gününü altısını başka başka şehirlerde geçireceğim turne nedeniyle buralara uğramam zor görünüyor. İlk durak Düzce oldu. Düzce'nin en güzel yanı İstanbul'a dönüşte Meşhur Köfteci Mustafa'da ıslama köfte yemek olmalı.
15.02.2011
herkes bir yerlerde
Yeni moda galiba etrafımdaki insanların bir anda yurtdışına firar etmesi. Kimisi Hariri'yi anıyor kimisi moda haftası takip ediyor kimisi de "çantasız Londra'yı nasıl gezerim" denemesi yapıyor. Bana düşense günü birlik iş seyahatleriyle yorgun argın eve dönmek. İtirazım var!
13.02.2011
kah bira kah viski
- İçindeki boşluğu nasıl doldurmayı planlıyorsun?
- İçkiyle
- Daha önce nasıl dolduruyordun?
- Boşluk mu vardı daha önce?
Kazan'da son Bomontileri içmeden önce.
- İçkiyle
- Daha önce nasıl dolduruyordun?
- Boşluk mu vardı daha önce?
Kazan'da son Bomontileri içmeden önce.
11.02.2011
gmt
Saat dilimlerini aşarak yolculuk yapmak enteresan, en fazla 5 dilim aştım ben; daha fazla aşanlar da varmış. Jetlag olabiliyor insan, o zaman da melatonin giriyor devreye. Yoksa gittiğin yerde düdük gibi dolaşmak pek de keyifli olmasa gerek.Ben burada akşam yemeği yerken birileri kahvaltıya başkaları da öğle yemeğine hazırlanıyor olacak. Ne yaparsın dünya hali... De o zaman dilimleriyle ilgin yoksa sallamıyorsun o hali. Ne zaman ki aklın başka saat diliminde oluyor başlıyor kafandaki saat de işlemeye. Çıkartıyorsun topluyorsun "kim şu an nerede ne yapıyor?"u bulmaya çalışıyorsun. Keyifli bir oyun sayılabilir ucunda özlem yoksa.
Önümüzdeki dört gün en popüler aritmetik işlem toplama/çıkarma, kritik sayı da 7 olacak. Hadi hayırlısı.
10.02.2011
ben bugün bakan gördüm
Güya sağlığı korumak için çabalayan bir hükümetin aslında memleketi glikoz şurubuna boğmak istediğini nedense bilmiyormuş gibi yapan üyeleri olduğunu gördüm. Sağlık hizmetlerine ulaşımı kolaylaştırdığını iddia edenlerin mahkeme kararlarına "hatalı" dediğini, hastaları da zaten pek de eldeki malzemeleri kullanmadığını söyleyerek azarladıklarını da gördüm. Bol bol kafa tokuşturan, emme basma tulumba gibi her söyleneni onaylayan bürokrat da gördüm.
Sonra Kabataş'a yürüdüm, soğuktu. İlk kez çınarların çevrelediği o caddeyi yürüyüşüm aklıma geldi 15 yıl önce. Tepedeki, ucundan azıcık anısı olan binaları seçmeye çalıştım, sonra kötü bir sandviç yedim, metroya binip işe döndüm.
Bir buçuk saat sonra eve gidiyorum...
Sonra Kabataş'a yürüdüm, soğuktu. İlk kez çınarların çevrelediği o caddeyi yürüyüşüm aklıma geldi 15 yıl önce. Tepedeki, ucundan azıcık anısı olan binaları seçmeye çalıştım, sonra kötü bir sandviç yedim, metroya binip işe döndüm.
Bir buçuk saat sonra eve gidiyorum...
9.02.2011
sergi sergi gezelim bilgimize bilgi ekleyelim
Yok ne yazık ki ölmedim; kısmet. Cumartesi hastalığımın son demlerine ve kalabalığa rağmen önce Rus köylülerinin Çarlık rejimi altında inim inim inlemesini anlatan depresif tablolar sonra da Meksikalı bir kadın ve kocasının hezeyanlarını anlatan eserlerle pek bir entel oldum. Üstüne de bahsi geçen tek kaşlı kadının (bizim bir din hocası vardı Tekkaş namlı, o geldi aklıma) hayatını anlatan filmi izledim. Güzeldi hepsi vesselam.
Ertesi gün ise şömine karşısında şarap içip, caz dinlerken orkinos yiyerek geçti. Pek sofistike zevklerim var. Buradan emeği ve katkısı olan herkeslere teşekkürler...
Ha noldu gene işteyiz. Akşamları da 22 demeden sızıyorum bütün gün toplantı vs derken. Dinleneyim biraz keza çılgın partili bir haftasonu bekliyor beni.
Ertesi gün ise şömine karşısında şarap içip, caz dinlerken orkinos yiyerek geçti. Pek sofistike zevklerim var. Buradan emeği ve katkısı olan herkeslere teşekkürler...
Ha noldu gene işteyiz. Akşamları da 22 demeden sızıyorum bütün gün toplantı vs derken. Dinleneyim biraz keza çılgın partili bir haftasonu bekliyor beni.
4.02.2011
ağlarım ben halime
2.02.2011
neye niyet neye kısmet
She & Him - Don't Look Back from Merge Records on Vimeo.
Geçen sene Mariza'yı tek başına havaalanında salınırken görünce bir dahaki gelişinde canlı kanlı izlemek için uğraşacağımı söylemiştim. O söylüyor bu akşam ben gene göremiyorum. Ama She&Him ile tanıştım; hiç yoktan iyidir...
1.02.2011
biutiful
İstanbul'da yaşayıp Boğaz'ı görmeyen insanlar varsa Barcelona'da yaşayıp Sagrada Familia'nın en fazla silüetine bakabilen insanlar da var doğal olarak. Bu insanlar hayata tutunmaya çalışıyor. Çeşitli yollardan kazandıkları üç beş kuruşla çocuklarının mutlu olmasını ya da en azından doğumgünlerinde kar görmesini sağlamaya çalışıyor. Kimisi o şehirde doğmuşken kimisi dünyanın bir ucundan bin umutla geliyor. Ve hepsi bir şekilde ölüyor. Ölüm işte onlar için beyaz ve huzurlu bir an sağlıyor.
27.01.2011
güzel olduğunuz kadar akıllısınız da

Akıllı kadınlara karşı zaafım var. Güzel kadınlara karşı da her erkek gibi doğuştan zaafım olduğu göz önüne alınırsa tehlikeli kombinasyon hakkında fikriniz oluşmuştur. E biraz beni tanıyor/bloga göz gezdiriyorsanız da hobilerim arasında manken isimlerini ezberlemek olduğunu fark etmişsinizdir.
Örneğin podyumda yürüyüşünü izlerken hipnotize olmuş gibi ekrana takıldığım Karlie Kloss'un o şımarık Amerikancasını duyunca nasıl kendisinden soğuduysam (ama sessiz halini hala takip ediyorum) Carmen Kass'ın da usta bir satranç oyuncusu olduğunu duyunca öyle etkilenmiştim (hayır daha kendisiyle maç yapamadım).
Yeni güzel akıllımız ise Lily Cole. Klasik bir güzel olmasa da kendine has bir hatun kabul edelim. Zekasını da Guardian'a yazdığı Londra'daki öğrenci protestolarıyla ilgili makale sayesinde gördüm; nitekim bu işleri en az benim kadar bilen birisi kendisinin Cambridge'de Sanat Tarihi okuduğunu söyledi. Kendisi kasım ayında Tayland'a gidip Burmalı mültecilerin kaldığı bir kampı da ziyaret etmiş; kaçırmışım. Geçen hafta bu konuyla ilgili bir makale daha patlatmış. Lily hanımı takibe devam...
26.01.2011
martılar ah eder
Sabaha karşı uykum kaçıp da gece seslerini dinlemeye başlayınca fark ettim ne zamandır martı sesi duymadığımı. Halbuki bazı geceler uyutmazlardı o kalın sesleri ve haziran ayında yavruların gıcırdayan bağrışları sayesinde. Galiba dönüşen şehrin başrol oyuncuları gökdelenler ve onların ışıkları tutuyor kendine martıları; araştırmak lazım. Bana kalansa buzdolabının değişen termostatının sesi.
24.01.2011
postcards from italy
23.01.2011
blog, boşa geçen günleri say!
Nerede kalmıştık? Afili bir şekilde şehre haber yollayıp, döndüğümü bildirip, mekanlarda salınmak isterdim en canti halimle ama günler haftalar sonra kanepeye tüneyip Spartacus'un inmesini beklerken Behzat Ç.'ye göz gezdiriyorum. Ha bir de yeni oyuncağım var sehpanın üzerinde.
Nerede kaldıysak üç hafta önce keşke oradan devam edebilseydik ama geriye gittim birçok açıdan. Bir şövalye çıkabilecek potansiyelden loser meydana gelirse, o ömre boşa geçmiş diyebilir miyiz? Ve bir de karşıdaki kişi ortamın en zeki ve olgun kişisiyse beri yandaki de ortamın en şanslısı mıdır?
Dizi indi, cin tonik hazır, koltuk sızmam için beni bekler...
Nerede kaldıysak üç hafta önce keşke oradan devam edebilseydik ama geriye gittim birçok açıdan. Bir şövalye çıkabilecek potansiyelden loser meydana gelirse, o ömre boşa geçmiş diyebilir miyiz? Ve bir de karşıdaki kişi ortamın en zeki ve olgun kişisiyse beri yandaki de ortamın en şanslısı mıdır?
Dizi indi, cin tonik hazır, koltuk sızmam için beni bekler...
2.01.2011
üç hafta yokum
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)



