26.07.2011

bir süre kapalı buralar

10 yıldır oturduğum evden sancılı bir süreç sonucunda taşınırken önümüzdeki bir ay da bir otelde eğitim vererek geçecek; hayatın cilvesi. Bir süre buralar boş kalacak haberiniz olsun. Sonra ver elini tatil...

9.07.2011

lübnan: içelim


İçecekler tanıdık. Rakı yerine arak var misal. Biraları Almaza idare eder. Bekaa Vadisi'nde (gidemediğim için ukte kaldı) yetişen harika şaraplar var. Gece hayatına girince görüyorsunuz ki en baba mekanda alkoller buradan ucuz. İsterseniz bakkallarda Efes de var glikoz şurupsuz.

Yemek sonrası kahve isterseniz Türk kahvesi mevcut. Fakat bazı yerlerde nasıl istediğinizi sormadan direkt espresso tarzı getiriyorlar. Ama asıl beni kendine aşık eden cellap var-ikinci fotodaki. Gül sulu bir şerbet; soğuk geliyor ve içi badem ve fıstık dolu. Bir de önerim Abdul Wahab'da portakal çiçeği çayı var, mutlaka deneyin.

Beyrut için yazacaklarım bu kadar. Bekaa Vadisi, Baalbek, Şatilla göremediğim yerler. Zaten Hatay çıkışlı Amman varışlı bir rotam mevcut kafamda; yolumu düşürürüm Beyrut'a da.

7.07.2011

lübnan: bol bol yiyelim


Kabul etmek lazım Lübnan seyahatinin en güzel yanı yemek. Dünyaca ünlü bu mutfağın birçok meşhur öğesi var: humus, kebbeh, labne, tabule, etler, tatlılar... Bir yandan da sucuk, pastırma, mantı... Kesinlikle harika ve bir yandan da tanıdık. Özellikle Beyrut için önerilebilecek birçok yer var. Örneğin Hamra'daki Cafe Hamra, Gemmayze'deki Le Chef, Bourj Hammoud'a yakın bir mahallede bulunan Tawlet -hayatımda yediğim en güzel künefeyi yedim-, Buddha Bar'ın komşusu 24 saat açık baklavacı Al Bohsali, Ermeni lokantaları ve de şüphesiz ki en güzel yemekleri yediğim Abdel Wahab...

Beyrut'un en güzel yanı tıka basa yemek yiyebilmektir...

22.06.2011

byblos ve jeita grotto

Beyrut ülkenin X ekseninde tam ortasında yer alınca, ülke de küçük olunca şehrin çevresi dediğin yer Lübnan'ın geri kalanı oluyor. Vakit nedeniyle iki yere gittik: Jeita Grotto ve Byblos. Taksiyle pazarlık yapıp gezmek mümkün.

Öncelikle Jeita Grotto: Bir doğa harikası. Bir vadide yer alan mağaralar kompleksi sanki bilimkurgu filmindeymiş gibi hissetiriyor. Sarkıtlar, dikitler, enteresan şekiller... Fakat fotoğraf çekmek de yasak. Alt mağarada ise-ki kışın kapalı- mağaranın içi tekneyle geziliyor. Tek kelimeyle muhteşem!

Byblos dediğin yer küçük bir kale ve antik kalıntılar. Bir sahil kasabası. Çok birşey beklemeden gezmek lazım.

16.06.2011

beyrut


Baştan söyleyeyim: Beyrut dekor bir şehir gibi geldi bana. Binalar güzelce restore edilmiş, harika bir estetik anlayışları var, pimapen yerine şirin panjurlar var pencerelerde. Gel gör ki içlerinde kimse yaşamıyormuş gibi.

Şehir küçük, istense yürüyerek gezilebilir. Zaten toplu taşıma da yok. İkinci seçenek taksi. Bu da ikiye ayrılıyor. Servis taksi ve normal taksi. İlkinde başka birileriyle daha ucuza yolculuk yapıyorsunuz. İkinci ise tamamen pazarlığa bağlı.

Otel fiyatları biraz tuzlu, ucuz hostel, pansiyon vs kısıtlı. Hamra'da 100 dolar civarı otel bulunabiliyor. Üniversitelerin toplandığı gayet hareketli bir semt burası. Misal yanınızdan Fransızca konuşan iki çıtır geçebiliyor... O sebeple gayet kalınası. Şehrin lüks mağazalar, ışıltılı binalarla, tarihi ve güzel yapılarla bezeli kısmı Necme. Onun biraz ilerisi de eğlence mekanlarının olduğu Gemmayze ve Achrafiye. Hamra'dan öte yana gidince de Korniş'e varıyorsunuz ki Sarayburnu sahilinin hallicesi. Meşhur Güvercin Kayaları da burada. Bir de şehrin doğusunda Bourj Hammoud var ki Anadolu'dan sürülen Ermenilerin mahallesi.

Şehir oryantasyonu dersini bitirdik...

15.06.2011

bir parça lübnan


Sıkıntıdan bunalmış, vizeler kalkmış, Pegasus Beyrut'a uçmaya başlamış ve herkes de o diyarlara gitmişken bizim neyimiz eksik olabilir? Olmadı nitekim ve 4 günlüğüne Beyrut'u, birazcık da çevresini gezdik/tozduk. 15 yıl iç savaş, Suriye ve İsrail işgalleri, Hariri suikasti derken yine tekinsiz sanıyor insanlar oraları. Baştan söyleyeyim insanları gayet saygılı, etraf gayet güvenli.

Para sistemi de pek güzel. Ülkede hem Lübnan lirası hem Amerikan doları geçerli. İkisi arasında sabit bir kur var; 1 dolar=1500 lira. Yani bir yerde 10 000 lira hesap ödüyorsanız Türkçesi 10 TL oluyor. Kredi kartı da her yerde geçiyor.

Ülkede 2 resmi dil var: Arapça ve Fransızca. Fakat gençler ikincisiyle pek alakadar değil. İngilizce bulan birileri de elbet bulunuyor. İnsanlar nazik olsa da hep bir tedirginlik hissediliyor. Yıllar süren iç savaştan başka bir umudumuz da olamaz değil mi? Görünmez sınırlar hp kendini hissettiriyor. 18 ayrı mezhep ve din var ülkede ama devlet iki kişinin değil ayrı din ayrı mezhepten bile olsa evlenmesine izin vermiyor. Doğup büyünülen semtten pek kolay başka yerde yaşanmıyor.

Lübnan siyaseti de mezhep ve din dengesinin bir timsali. Parlamentoda Hristiyan ve Müslümanlar eşit sandalyeye sahip. Cumhurbaşkanı Maruni Hristiyan, Başbakan Sünni Müslüman, Parlemento Başkanı Şii Müslüman olmak zorunda örneğin...

İşte bu şartlar altında uçağımız Refik Hariri Havaalanı'na indi. Güzel pasaport görevlisi pasaportumda İsrail vizesi olmadığından emin olunca damgayı bastı boş sayfaya. Nemli ama güzel bir Akdeniz havası karşıladı bizi.

8.06.2011

adonis



Beyrut'taki son saatlerimizi olabildiğince dolu ve havaalanından uzakta geçirmeyi planlarken Beyrut Müzik Festivali'nin afişini gördük; ekip çalışması diyebiliriz buna. Topu topu 10 dolara 3 lokal grup izleyip zaman geçirelim dedik ve soluğu konserde aldık. Sırtımızı Akdeniz'e verip güzel güzel 3,5 saat geçirdik. Konswrin ilk grubu Adonis'e Lübnan'ın Pinhanisi dedim ben; sizi bilemem. Bu yaz ilk albümleri çıkıyormuş, buyrun size ilk klipleri...

Yarın öbür gün ünlü olurlar, buralara gelirler falan ben şimdiden notumu düşeyim. Ayrıca Lübnan seyahatinin de ilk yazısını yazmış olayım bu vesileyle.

7.06.2011

yeniden metalürji mühendisleri odası

Buraya tek bir kişiyle gidiyorum, hatta o kişiyle bir tek burada içiyorum eğer maç seyretmeyeceksek. Taksim Meydanı'na, Aya Triada Kilisesi'ne, AKM'ye, ebabillere bakan pencere kenarına tüneyip bir-iki meze, rakı, salata, balık derken ekürinin askerden dönüşü şerefine sarhoş olmuşum üzerinize afiyet. Haftaya sarhoş başlamak da yerine göre güzel...

1.06.2011

bir devrin sonu

Daha önce yazmıştım hakkında, BBC Türkçe radyo yayını mazide kaldı geçen cuma itibariyle. Son programı dinleyemedim şehir dışında olduğumdan. Lanetli İstanbul trafiğinde tek dostumdu. İki gündür feci hissediyorum yokluğunu. NTV Radyo'da saçma bir program var katlanamıyorum. Yine en iyisi Radyo Eksen gibi.

Dandik internet siten ve asla denk gelemediğim televizyon programlarınla idare edeceğim artık...

30.05.2011

haziran geldi farkında mısın?

Kestaneler, mor salkımlar, erguvanlar derken sıra geldi akasyalara. Hepsi maşallah salkım salkım çiçeklenmiş. Haftasonu bahar havası yaşayalım dedik ama serindi biraz. Ha bir de Kirsten Dunst'ı gördüm, kısa şirin ve de gamzeli bişeymiş...

26.05.2011

herşey bir maille başladı

Bundan aylar önce sıcak bir Ankara akşamında, lunapark gürültüleri eşliğinde bu otelin bir başka odasında gene masaya kurulup-ve de cesaretimi toplayıp- bir mail atmamla başladı herşey.

Şimdi ise başka bir odada bu satırları yazıyorum. Maili alan kişinin şu an ne yaptığını gayet iyi biliyorum...

25.05.2011

zeynep şahin'in cevabı acaba ne oldu?


Beyrut'tan dönüldü. İzlenimler yenilip içilenler yakında bu mecrada...

19.05.2011

bir numaralı halk düşmanı

Jacques Mesrine ağır psikopat bir abidir. Cezayir'de başlayan öldürme faaliyetlerine sivil hayatta da devam eder karanlık abilerin emri altında. Gittikçe yükselir. Sonra banka soymaya, yakalanmaya ve hapisten kaçmaya başlar. Sistemden çaldıklarını silaha ve kadına yatırır. Fransa dışında da faaliyetlerde bulunur. Sonlara doğru devrimci damarı tutar. Silahla yaşayıp silahla ölür. Vincent Cassel döktürüyor, film heyecanlı ama karakter hakkında pek fikir sahibi olmaya izin vermiyor doğal olarak.

Yarın Beyrut'a uçuyorum. Gezelim görelim başlıklarıyla pek yakında karşınızdayım.

9.05.2011

ne olacak buraların hali?

Eskiden hergün yazmaya çalışırken şimdi aklıma eserse ayda bir yazıyorum galiba. Nedir bunun sebepleri gelin açıklayayım:

Bir kere bloglara iş yerinden ulaşılamıyor. Ulaşılıyor da böyle google translate falan kastırmak gerekiyor. Bu durumda da fotoğraf falan yükleyemiyorsun. Bütün heves kaçıp gidiyor doğal olarak. Tükürürüm böyle yasakların ortasına...

Ayrıca işler feci yoğun. Sürekli bir seyahat halinde olunca zaman bulamıyorum, zaman olsa derman yok. Bir de manitasyon olayı var. Kendisiyle zaman geçirmek varken hiç de oturup blog falan yazmamı beklemiyorsunuz değil mi? Zaten kendisinin evsiz kalma sürecinde acıyıp kapımı açmam sonrasında gizli kapaklı iş de çeviremez oldum. Geçen gün de bir kızdı zaten "yok hala onun kıçı bunun başı diyorsun" diye, yazdıklarımı denetimden geçirmek zorunda kalacağım sanki.

Blog duracak burada o kesin, aklıma geldikçe yazacağım. Misal iki hafta sonra bu saatlerde Batroun yolunda olmayı planlıyorum; yediklerimi içtiklerimi yazmak boynumun borcu.

Arz ederim.

2.05.2011

nisan sonu

"Truman Capote asla Cuma gunu ucaga binmezdi ve bu beni de korkutuyor." Bu cumleyi okumamla birlikte ucagin isiklari sondu ve evet ben bu Cuma aksami en son yarim saat once kalkista 15. sirada oldugumuzu belirten anonsu duymustum. Karanliktan yararlanip uyumaya calisiyorum keza dun gece gec saatlere kadar Godot`yu bekledigimden bitkinim; Sophie Dahl balik pisirmisti diye dusunuyorum o koca gozleri, gamzesi, seksi aksani ve tum sofistikeligiyle. On siralardaki Hollandali civcivlerin bagiris cagrislarindan uyuyamiyorum gerci...

Ucaktan inince suraima topragin kokusu carpiyor, yagmurdan hemen sonra inmemiz etkisini artiriyor sansima. Ucagin yanindan bir kurbaga ziplayarak geciyor. Evet buralara bahar gelmis ve evet cam agaclarinin arasindan mavi Ege`yi goren balkonlu bir evde yasamak isterim ve ugrunda olebilirim...

28.04.2011

paskalya çöreği

Kurtuluş Caddesi'ndeki Arma Pastanesi'nden alana kadar yıllarca paskalya çöreği yediğimi sanmışım. O nasıl bir lezzettir... Kiloluk alın, azar azar yiyin.

23.04.2011

papatya

Bir odada insanlar sevdiklerinin ölümüne hazırlanırken yan odada başka insanlar yeni doğan bir bebeğe sevinebiliyor. Buna hayat denilmiyor mu zaten? Bir insanın doğumgününde ölüm haberi almasına da cilvesi...

17.04.2011

yerel renkler

Okuduğum ilk Capote kitabı. Ve altını çizme ihtiyacı duyduğum ilk kitap. ABD, İtalya, Haiti, İspanya, Fransa ve Fas'ta yaşadığı ve gördüğü yerleri, kişileri, eşyaları, hayvanları anlatıyor ben de kilitlenmiş gibi okuyorum.

Londra'da bir sanatçı bana "Bir Amerikalının Avrupa'ya ilk kez gelmesi çok harika bir şey olsa gerek;" dedi. "Asla oranın bir parçası olamazsın, yani hiçbir acı senin acın değildir, onlara hiçbir zaman katlanman gerekmez; evet senin için sadece güzellik vardır."

Sonuçta, turist ya da gezgin, her ne sıfatla nereye gidersek gidelim bizim de düştüğümüz durumdur bu.