2016 yaz başlangıcında Helsinki'deyiz. "Ne yapılır edilir?" diye araştırırken Kaurismaki kardeşlerin bir barı olduğunu öğreniyoruz. Adı Kafe Moskova; içeride fosur fosur sigara içilen, kırmızı kalın perdelerle dış dünyaya kapanmış, Sovyetik temalı bir mekan. Kısacası tam bize göre. Fakat gittiğimiz tarihler tam da kuzeylilerin yaz bayramına denk geliyor. Neredeyse tüm şehir kapalı. Kafe Moskova da bunların arasında, dolayısıyla göremeden gidiyoruz.
Yakınlarında açık bir mekan bulup bir şeyler içerken evimizin entelektüeli Aki Kaurismaki'den ve filmlerinden bahsediyor. Dönüşte Leningrad Cowboys Go America'yı izliyoruz. Kaurismaki'nin sinema dili ilginç. Mimiksiz, az konuşan karakterler, bol sigara ve bira, hayallerine ulaşamayan basit insanlar. Hemen adapte olmak zor ama ilk intiba olarak beğeniyoruz. Fakat gerisi gelmiyor ta ki Kuolleet Lehdet'in ses getirmesine kadar; bir daha dalalım diyoruz Kaurismaki dünyasına. Bu sefer artık çıkmak istemediğimiz bir sefer oluyor bu. İşçi sınıfından iki kişinin aşkı, absürtlükler, tutunamayanlar, bol sigara ve içki, ortama uyan müzikler, bir kuzey ülkesine asla yakışmadığını düşündüren fakir evler...
Sonra öğreniyoruz ki aslında bu film Proleterya Üçlemesi'nin ilk filmi Varjoja Paratiisissa'nın yeniden yorumlanmış bir versiyonu. Bir sonra izleyeceğimiz film belli olmuştu; e tabi 1986'dan beri çok değişmişti dünya. Sonda bindikleri gemideki orak çekicin yerinde yeller esiyor mesela... Sonra üçlemenin diğer filmleri derken Finlandiya Üçlemesi, o da bitince baştan sona tüm külliyatı derken Ken Loach ve Erich Rohmer ile aynı oluyor bendeki yeri.
Peki ne oldu da filmlerini bu kadar çok sevdim. Bir kere filmdeki karakterler hiç de olduğumuz gibi değiller. Finlandiya'da yaşamalarına rağmen hiç de zengin değiller. En mavi yakalısından işçiler. Hayat planları da genellikle pek işlemiyor, genelde günü kurtarma peşindeler. Ama çok güzel bir dayanışma içerisindeler. Film mutlu sonla bitmese bile en azından yenilgi kolay kabullenilmiyor.
Aki Kaurismaki'nin bir sonraki filmine kadar beklemedeyiz. Bu arada kendini sinemaya başlatan Yashijuro Ozu'ya saygılarını sunduğu şu videoyu izledim. Demek ki arayı doldurmak için Ozu izlemeye başlayabiliriz.