1.04.2009

kakül estetiğin zirvesidir


ntv tarih


Uzun süredir aylık dergi alma alışkanlığım yok (cnbce dergi bu kapsam dışında, ay başında alıyorum bir günde okuyorum sonra aylık programı duruyor el altında). Daha önce 442 alırdım ama saçma sapan uygulamalar sonucunda kadro değişip derginin içi koftileşince bıraktım.
Sonra Ntv Tarih diye bir dergi çıktı. Yıllar önce Ntv Mag vardı beğenerek okurdum e bu referans gelince aklıma hemen aldım ilk sayısını. Bir de ilk sayılarını toplamayı severim dergilerin ileride değerleneceğini benim de o sayede zengin olacağımı düşünürüm. Mesela Roll'ün de ilk sayıları var elimde gün gelecek onları satıp şato alacağım kendime.
Neyse Ntv Tarih'in ilk sayısı beklediğim gibi çıkmadı açıkçası yine de aldım ikinci sayıyı. O sayıda dedim ki bu dergi güzel almak lazım sürekli. Oldukça ilginç konular hakkında güzel özet bilgi geçiyorlar, ilginizi çekerse üzerine okuma yapmak için ön bilgi sağlıyor. Mesela Hayri Kozanoğlu'nun yazdığı Ekonomik Kriz yazısını bu dönemde herkes okumalı. Bu ay üçüncü sayısı çıktı görür görmez aldım elbette. Kabul edeyim ki ikinci sayı kadar ilgimi çeken konu yok ama derginin yanında çıkan Kalan Müzik'ten çıkan Osmanlı Marşları CDsi için bile alınır bence dergi.
Bir de geçen sayı ile ilgili hatalarını düzelttikleri bir sayfa var. Orada şöyle bir düzeltme gördüm ki bol bol gülmeme neden oldu: "87. sayfada yer alan Cahillikler Tarihi bölümünde Noel Babayla ilgili yazının içinde 'peri fabrikası' ibaresi kullanılmıştır. Doğrusu 'perilerin çalıştığı oyuncak fabrikası' olacaktır. Noel Baba'dan, perilerden ve okurlarımızdan özür dileriz."

31.03.2009

çamlıhemşin-mazgirt-samandağ şeytan üçgeni


Türkiye'de siyasi yelpazenin resmi budur. Kuzeyden güneye, doğudan batıya AKP sarısı. Güneydoğuya sıkışmış milliyetçi bordosu. Ortalarda filizlenmiş başka milliyetçi maviyeşili. En batıda da denize dökülecek gibi duran sosyal demokrat kırmızısı. İstenildiği kadar AKP geriledi densin haritadaki sarıya boyanmış illerin belediye başkanlıklarının bazılarını başka partiler aldı ama gel gör ki il genel meclisi oylamasında çoğunluk iktidar partisinin yanında. Demekki neymiş: halkımız diyor ki ben Yılmaz Büyükerşen'i Aytaç Durak'ı Eşref Ahmet Fakıbaba'yı severim ama oyum AKP'den yana.
Seçim sonrasının en fantastik haberini de bana göre Milliyet yaptı. Sanırsın ki ÖDP 1 büyükşehir, 10 ilçe 150 belde kazanmıştı geçen seçimde de kaybetti. Yine de gözümüzü gönlümüzü açan sonuçlar alınmadı mı? Elbet alındı: ÖDP en kuzeydeki Hopa'yı kaybetti ama en güneydeki Samandağ'ı aldı. EMEP Mazgirt'ten 1. çıktı. Çamlıhemşin'de solun ortak adayı bir virüs gibi ortaya çıktı. Çölde vaha diyebiliriz bu ilçelere ve bir elin parmaklarını geçmeyen beldelere. Ama sol adına umut var mı söylemek çok çok zor.
Evet bir seçim daha geçti yine toz duman tartışma bağrışma oldu/oluyor. Ha bu seçimde iyi birşey olmadı mı diye sorana cevabım var: parmağımız boyanmadı ya arkadaş daha nolsun?
Ha son bir not: arkadaş nedir o ntvmsnbc'nin seçim sayfası? Gecenin açık ara kazananıdır bence...

Bitmeyen Kavga


"Bak London. Belki bu grevi başaramayacağız. Fakat başka şeyler başardık. Memleketi yerinden oynattık. Pamuk işçileri kolayca haklarını alacaklar. Gazeteler bizi anarşistlikle suçlayacak. Oysa biz işçilere örgütlü davranmayı öğretiyoruz.Şurada bine yakın işçi grev okulunda yaparak, okuyarak eğitildi. Birgün bu koca ova üç dört varlıklının malı olmaktan çıkacak, bir köylü, bir işçi bir elma koparıp yedi diye hapsi boylamayacak.Fiyatları düşürmemek için kamyonlarca elma ırmağa dökülmeyecek. O zaman barsakları kuruduğu halde bir elma yiyemeyenler yiyecektir. London sen yalnız bu grevi değil olacak grevleri ve elde edilecek hakları düşünmelisin. Grev iyiliğin ilk oluşumudur. Grev kötülüğe örgütlü baş tutuştur. Grev insanlara insanca yaşam hakkını çok görenleri yok etmenin yoludur. Anladın mı London?"

29.03.2009

une hirondelle ne fait pas le printemps


Böyle demiş Fransızların ataları. Ama hem kırlangıçlar geldi hem de bahar.

28.03.2009

foodie

Gurme, gurman, gastroseksüel derken bir terim daha çıktı karşımıza: Foodie. Sözlük anlamıyla yemek hakkında bilgi toplayan, hazırlamasını ve tüketmesini seven amatör kişi demek. Gurmeden farklı olarak bir yemeği en iyi yapıldığı yerde de merak ediyor foodiler sıradan yapıldığı yerde de. Amatörce bir uğraş bu foodielik, bir nevi hobi. Kelimenin çıkışı da Paul Levy ve Ann Barr tarafından 1984 yılında yazılan The Official Foodie Handbook kitabına dayanıyor. Türkçe arattığınız zaman ise bir pastacı çıkıyor. İyi yere dükkan açmışlar.

Ben sevdiğim valla foodielik müessesini.

27.03.2009

hey mango




Bugün tanıtacağımız ürün mango; marka olanı değil ama meyve olanı. Bu meyveyi ilk defa Seinfeld'te duymuştum merak eden bakar sezon 5'in ilk bölümüne seyreder.

Çok güzel bir meyve bu sorarım niye yok bizim memlekette a dostlar. Tadı böyle bir armut bir şeftali gibi bol sulu hem de. Önce yeşil oluyor kabuğu sonra sarı. Sarı olunca da soyuyoruz kabuğunu dilimleyip yiyoruz. Ha işin enterasanı kayık gibi bir çekirdek çıkıyor ortasından (bakınız alttaki resim soldaki cisim) onu da kemiriyoruz. Bundan pirinçli falan yemek de yapıyorlarmış ama rastlamadım ben.
Bir not da fotoğraflarla ilgili: netten çaldım hepsini çünkü öyle bir yumuldum ki buna unuttum fotoğraf çekmeyi.



25.03.2009

yağmur


Güzel şeydir yağmur severim. Ama kardeşim bu kadarı da fazla sıkıldım artık güneş açsın bahar gelsin. Boğazı erguvanlar donatsın. Yukarıda gördüğünüz gibi bir elde manita bir elde şemsiye yoruyor artık beni. Hayır Tayland'a gittim hava 30 derece gene yağmur yağdı. E orda şemsiye de olmuyor hatunla balkonda oturup yağmur keyfi yapıyorsunuz.


Bu arada bu cemreler noldu haberi olan var mı?

24.03.2009

polis her yerde polis (mi)


Buyrun fotoğraftaki arkadaşla tanışın: Taylandlı trafik polisi. Bu arkadaşın derdi ceza kesmek, yanında ladyboylar dans edip gelen geçenin boynuna atlasa da istifini bozmadan kasksız motorsiklet kullananlara ceza kesiyor ya helal olsun. Bu ne görev bilincidir arkadaş?


Bu arada memlekette trafik soldan; her seferinde ezilme tehlikesi atlattım da neyse ki motorsikletlerin frenleri sağlammış bir yerimizi kırmadan döndük (ne yazıkki!).

22.03.2009

ne bulduysam yedim












Bahsettiğimiz yemek elbette yoksa sezyumun bloguna döner blogumuz onların fotoğrafını koysak. Bu arada "oralarda aç kalacaksın hacı", "biz sadece su ve çikolata yedik" gibi cümleler kuran herkesin kafasına pisliyeyim de gidip Milli Piyango bileti alsın.

yeryüzü cenneti


Namazlar, sinagoglar, yortular vs hepsi hikaye bence. Cennete gitmek isteyenler Bangkok'a bir uçak bileti alıp 1,5 saat de arabayla gidip ulaşıyorsunuz haberiniz olsun.

15.03.2009

kafa dinlemeye gittim geleceğim


Zaten pek merak eden yoktur yazdıklarımızı. Dönünce anlatırım yiyip içtiklerimi.

Sen ne güzel abimizdin-4


Büyük Buhran'da topraklarından olan Okie'ler bereketli Kaliforniya topraklarına çalışıp para kazanmaya gider. Ama ekonominin temelidir emek arzının artınca maaşların düşmesi; artık cennet toprak umanları sefalet beklemektedir. Ekonomik krizin dünyyaı sarstığı bugünlerde herkes mutlaka okumalıdır Gazap Üzümlerini üstüne de Bitmeyen Kavga'yı. Belki bir takım dersler çıkartılır. Her ne kadar yaşlanınca koyu bir milliyetçiye dönüşse de o dönemi anlatan ne güzel bir abimizdir John abi...

14.03.2009

where everybody knows your name


Herkesin gittiği zaman adının bilindiği, mekan sahibi, çalışanları, müdavimleriyle muhabbet edebileceği bir "rutin yeri" olmalı bence. Gittiğinde yiyeceği/içeceği belli olmalı. "Usta ne veriyorsun bugün?" rahatlıkla sorulabilmeli. Yeni denenen yemekler menüye girmeden size denettirilmeli. Ve herşeyden önemlisi rahat olmalısınız bu mekanda: yemeğin/içkinin kalitesi, cebinizden çıkacak para belirli olmalıdır. Kazığa ketenpereye yer yoktur. Rutin güzeldir yeri gelince, keyiflidir...

Bahsi geçen mekan köşedeki kebapçı da olabilir 3 Michelin yıldızlı bir lokanta da. Yeter ki nazınızın geçeceği bir yer olsun.

Benim için de mevcut 3 yer var böyle hayatıma giriş sırasına göre dizersek:

1. Neyle Meyle 2. Maslak Starbucks 3. Sıdıka Café Bistro Meze Restoranı

Bugün sonuncudan bahsedelim. 4 yıl Beşiktaş'ta yaşadım 1 ay da çalıştım ve ne yesem sorusunun cevabı hiçbir zaman olmadı. Ne zaman ki mütekamil ve cevval Sıdıka Hanım 1 yıl önce Şair Nedim Caddesi'ne kendi adını taşıyan mekanı açtı güzel yemek yemek için kendimi Beşiktaş'a giderken buldum. Otundan kalamarına, etinden şarabına herşeyinden yiyesi geliyor insanın; çalan müzikler, ortamdaki yumuşak pastel sarılık da eklenince kıvrılıp bir köşeye kedi olasım geliyor.

Nedir ne değildir burası diyenlere linkimizi de verip afiyet olsun diyelim şimdiden: http://www.sidika.com.tr/

12.03.2009

Yeis


Akşam üstleri geliyor
Tam insanlar işten çıkarken.
Salkım salkım tramvaylardan
Bir güzel çocuk yüzüyle gülümsüyor
Namussuz, akşam üstleri geliyor.

Neremden yakalıyor, bilmiyorum
Ben tam sevmeye hazırlanırken
On altı yaşındaki sevgilimi.
Elini elimle tutmak
Yirmi dört saatte bir
Sıcak bir laf dinlemek isterken
Rezil... Tam o saatlerde geliyor.

cenabetim cenabetsin cenabet

Bir tarafta Musa Ocakbaşı'nda İlker Uğur organizasyonunda Bülent Timurlenk, Okay Karacan, Serdar Kuzuloğluyla rakı içerken seyretmek varken iş nedeniyle Ankara'da tek başıma biftek bira eşliğinde seyrettim maçı. Zaten mekana gittiğimde durum 1-0 olmuştu. İlk yarıda goller kaçtı, toplar direklerden döndü. hesabı ödeyip otele döndüm bir baktım 2-0 olmuş...

İkinci yarının kalanı da ilk yarıda izlediğim bölüm gibi geçti. Zaten başkaları yüzünden yine başka kişilere karşı mahçup duruma düşünce canı sıkılıyor insanın. Öyle de bitti maç.

Bir de not: Alex Ferguson'un "sir"lüğünü Jose Mourinho'nun "snob"luğuna bin kez yeğlerim her zaman.

10.03.2009

işte yine gidiyorum


Gözyaşlarım akıp boğmadan bu şehri
İşte yine gidiyorum çınarlar
Bir çifti bir şehre güzel demeye yeter
Yine sana kalıyor, yine sana kalıyor

Yanaklarında dört mevsim badem çiçekleri
Başlasam sanki onlar da ağlayacak
Binbeşyüz yıldır hala çocuk kale burçları
Yine sana kalıyor, yine sana kalıyor

Okulunun duvarı sana kalıyor
Oturup söyleşirsin çevreni mutlu edesin diye
Ben hep yabancısı bu şehrin
Sana doyasıya bakamadan gözlerim
İşte yine gidiyorum

İşte yine gidiyorum
Binbir rüyanın oynaştığı çiniler
Biri olsun gecelerimi paylaşmadan

Gözyaşlarım akıp boğmadan bu şehri
İşte yine gidiyorum çınarlar
Bir çifti bir şehre güzel demeye yeter
Yine sana kalıyor, yine sana kalıyor

Yine bana sensizlik kalıyor
Yine sana sessizlik kalıyor

9.03.2009

iz tv


Hani cevap verilir ya televizyonda en çok ne izliyorsunuz sorusuna belgesel diye; bizim evde bir dönem (90 metre kare eve 4 kişilik çekirdek ailemizin sığdığı dönemdi) bol bol belgesel seyredilirdi. Rahmetli babam sağolsun bir Discovery bir National Geographic arada da History Channel gezinir ezberlediğimiz belgeselleri tekrar tekrar izlerdik.


Bu arada önce Discovery bozdu kendini, ha bire inşaat ve motorsiklet göstermeye başladı; sonra da çekildi Digitürk'ten. Sonra National Geographic benzer bir değişime girdi; bir ara Legadema'yı izlemekten için dışım leopar olmuştu. Nitekim bu günlerde ne zaman açsam anne karnındaki fetusları gösteriyorlar.


History Channel'ın zaten ABD yanlısı olduğu için itibar görmediği bu anlarda İz TV bomba gibi düştü gündemize (ülkenin falan değil canım ailemizin elbette). Kanalın başındaki Coşkun Aral yıllardır saygı duyduğumuz bir isim zaten. Yine de şüphelerimiz vardı elbet 24 saatlik bir belgesel kanalının nasıl yayın akışını dolduracağına ve bunu bu topraklarda yapacağına dair.


Büyük bir başarıyla yaptılar bu işi; Hotbird tarafından en iyi belgesel kanalı seçildiler. Benim evimde en çok seyredilen kanallar şu anda kimseler için önemi olmasa da....


Uzun lafın kısası 3 yıldır iyi ki varsın İz TV...

8.03.2009

yalnızlık ömür boyu


"Hayatta yalnız kalmanın esas olduğunu hala kabul edemiyor musunuz? Bütün yakınlaşmalar, bütün birleşmeler yalancıdır. İnsanlar ancak muayyen bir hadde kadar birbirlerine sokulabilirler, üst tarafını uydururlar; ve günün birinde hatalarını anlayınca, yeislerinden herşeyi bırakıp kaçarlar. "

6.03.2009

kişisel rekorum

Evet bugün İzmir'den İstanbul'a uçakla 5 saatte geldim. 3 saatlik rötatda emeği geçen herkese teşekkür ederim.

Paula ablaya da Brüksel yolculuğunda iyi uçuşlar...

1.03.2009

4-3


Yenilgi Skibbe'nin mirası olarak görülüp çok üstüne gidilmeyecek galibiyet de değişimin işareti ilan edilecekti. Son dakika golüyle gelmesi Bülent Korkmaz'ın kredisini artırdı. Ama Galatasaray UEFA+Lig şampiyonu olsa önümüzdeki sezonu takımın başında tamamlayamayabilir.

Fernando Meira takımı sabote ediyor. Gitmek isteyen adamın kalması hata zaten. Kewell Ali Sami Yen'in aradığı yıldız; hem sempatik hem de zorlama yıldız Lincoln'den farklı. Sabri'nin bu golle takımda üç yıl daha yerini garantilemesine yanarım.

Fakat bir takım 20'ye yakın korner kullanıp bunlardan ancak birini kendi oyuncularına hedefleyebiliyor, üstüne her korner potansiyel kontratağa dönüşüyorsa o takımın "takım çalışması" ile ilgili bir problem var demektir.

Son olarak maçı seyrettiğim yerdeki komşularımla ilgili iki şey söylemek istiyorum:

1. Aylin bikbik ütüledin kafamızı maç boyunca. Ne babana hayranlığın ne Maya takvimine duyduğun bilimsel(!) hayranlık umurumuzda değildi...

2. Arka masadaki 2 arkadaş ocakbaşı ortamında "Sabri'nin annesi Müslüman o yüzden sevmiyorsunuz" yaklaşımı ata konmuş kelebek etkisi yaratıyor. Masadaki Laz'ın damarına bastınız yiyordunuz az kalsın sopayı bu güzel gecede...

25.02.2009

oligarklar çocuklarını yiyor

Ne zaman 3 büyüklerden birinin başı sıkışsa, işler kötü gitse hemen takımın başına son dönemde Anadolu takımlarında kendini göstermeye başlayan çiçeği burnunda teknik direktörler getirilir takımın başına. Camianın çocuğu bir kenetlenme, bir heyecan getirir takıma; eski güzel günler geri dönüyordur: kah "2000 ruhu" olur bu kah "kolej takımı" ya da "107 gollük takım".

Aslında dönen birşey yoktur. Genç teknik adamımız yuvasına geri dönmüştür ama kurtlar sofrasıdır orası. Kendisini kucağına oturtup manüpile etmek isteyen çakal doludur ortalık. Nitekim balayı kısa sürer, kazanılamayan bir şampiyonluk veya beklenmeyen bir yenilgi ipini çeker camianın çocuğunun. Bu genç arkadaş da Anadolu yollarını tutup duraklayan kişisel gelişimine devam eder; bir gün döneceğim İstanbul, dönüşüm muhteşem olacak da der içinden belki.

Bir tarafta Herr Feldkamplar, Mister Zicolar, Mösyö Tiganalar bir tarafta Rıdvanlar, Rızalar, Bülentler vardır. Hangisinin başarılı olup istediğini yapacağı burdan belli değil midir zaten?

Şimdi sıra Bülent Korkmaz'da. Adnanlar kendilerini kurtarmak için onu sürdü aslanların önüne. Belki başarılı olacak Bülent Korkmaz. Hem ligi hem UEFA Kupası'nı kazanacak. Ama seneye yeri garanti olacak mı gerçekten? İşine karıştıramayabilecek mi yönetimi?



Günün sözü: Devrimler kendi çocuklarını yer.

23.02.2009

Sen ne güzel abimizdin-3

"Ne var ki, 'ada'ya sığınma da kurtaramamıştır Sait Faik'i: Aralarında 'seyirci sıfatıyle' yaşadığı sürece sevdiği insanların, 'namuslu' sandığı insanların, iş ekmek gelince nasıl insafsız, nasıl kötü olabildiklerini görmüştür. Müthiş bir düş kırıklığı ve işte sonuç: 'Söz vermiştim kendi kendime: Yazı bile yazmayacaktım. Yazı yazmak da, bir hırstan başka ne idi? Burada namuslu insanlar arasında sakin, ölümü bekleyecektim; hırs, hiddet neme gerekti? Yapamadım. Koştum tütüncüye, kalem kâğıt aldım. Oturdum. Adanın tenha yollarında gezerken canım sıkılırsa küçük değnekler yontmak için cebimde taşıdığım çakımı çıkardım. Kalemi yonttum. Yonttuktan sonra tuttum öptüm. Yazmasam deli olacaktım.' ..."
Sait Faik'in Hikâyeciliği, Fethi Naci, 'Sait Faik'in İstanbul'u', ss. 105-109, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul, Mayıs 2003.

21.02.2009

Sen ne güzel abimizdin-2


Bu adamın 33 yıllık yaşamında yaptıklarının onda birini yapsam ne dolu dolu hayat yaşamışım derim. Meksika Devrimi'ne, Birinci Dünya Savaşı'nın birçok cephesine, Bolşevik Devrimi'ne tanıklık edip yazmak, ABD'de sosyalizm adına kavga etmek, tanımadığın ülkelerde hapis yatmak. Sen ne güzel abimizmişsin John abi...

18.02.2009

kurtlarla dans


Piyano çalıp Fransızca konuşan ve de kurt besleyecek kadar çatlak bir hatun. Eh daha ne olsun? İki kere gelecekti direkten döndü; ölmeden önce yapılacaklar listem yoktur ama bu kadını dinlemeden bu dünyadan göçersem biraz boşa yaşamışım demektir...

uzak ne kadar uzak?


Haritadaki yer Uzak Doğu. Peki gerçekten uzak mı bize? Kültürel ve mesafesel olarak evet. Peki Orta Doğu neresi? Kime göre orta? Nedir dilimizdeki bu batı yerleşikliği?


Sayın GÖ, bu yazıyı okuduysanız ne mutlu bana. Herşey için tekrar teşekkürler. İyi ki varsı(dı)nız...

15.02.2009

2001'den 2009'a 14 şubat


2001 14 Şubat'ı. Her halde çok soğuk değildi düne göre. Şenesenevler'de hayatımın en büyük pencereli ve asla ısınmayan evindeyim. Televizyon karşısında rahat bir kanepe, televizyonda Galatasaray-Deportivo La Coruna maçı. Ben o mavi kanepede değilim ama, sebep malum. Ertesi gün gördüm Suat'ın doksana astığı topu, açılan "Only You" pankartını. Bok var sanki bir daha görebileceksin öyle bir Galatasaray'ı...


2009 14 Şubat'ı. Hava buz gibi. Şişli'de hayatımın en yüksek tavanlı ve en çok ayrılık yaşadığım evindeyim. Televizyon karşısında götümün şeklini almış bir kanepe, televizyonda Antalyaspor-Galatasaray maçı. Ben kanepede yayılıp boktan bir maç seyrediyorum; hatta ilk yarısında uyukluyorum.


8 senede Lucescu'dan Skibbe'ye, La Coruna'dan Antalya'ya, Şenesenevler'den Şişli'ye gelen bir hayat. Tek ortak nokta hikayenin malı bendeniz ve Emre Aşık Hasan Şaş ikilisi.


Özel istek: Tanıl Bora'dan sevgililer gününde futbolseverin meşakkatli mücadelesi konulu yazı.

14.02.2009

makarna


Makarnalar alınır kaynayan suya dökülür. Suya azıcık tuz. Çok pişirmeden makarnalarımız süzülür. Sonra üzerinde zeytinyağı gezdirilir. Son aşama sos; tercihe göre değişir. Misal canım yoğurt, kuru nane, pul biber, çörek otu dörtlüsü çekti...

Sen ne güzel abimizdin-1

Bir tekne, kitaplar, yaşanmış maceralar, görülmüş adı bile bilinmeyen yerler. Bir de kavgası verilen düşünceler. Sen ne güzel abimizdin Jack abi.

12.02.2009

dostoyevski okuyan mağara adamı


Öğrendik ki Gennaro Gattuso her maç öncesi tuvalette Dostoyevski okurmuş. Gavurun topçusunun ritüeli bile farklı anasını satayım...


Tanıl Bora futbolcu olmak isteyen oğluna yeteneksiz olduğunu söyler, cevap şaşırtıcıdır: Ben de Gattuso olurum o zaman. Keşke daha çok Gattuso olsa...

11.02.2009

Demokrasi bir milletin kendine yakışanı giymesidir



Bir yanda nerede görev yaptığı açıklanmayan eski bir Mossad ajanı diğer yanda Sabra ve Şatilla kasabı. İkisi de zafer ilan etti. Seç, beğen, al, kullan.

10.02.2009

yokluğunda çok kitap okudum

Yalan... Kitap falan okuduğum yok, sünger oldum hatta Sünger Bop.

En son bitirdiğim kitap? Hatırlamıyorum... Ne zaman okudum? Bilmem... Bitmeyen Kavga'yı okuyorum ama bitmedi gitti. Ama konuyu fotoğrafa bağlarsak evet Gisele okusun "the personality of man"i ben de kedi olayım.

8.02.2009

yesterday

şirket toplantıları, şirket kültürü, patron şirketi, eğitimler, rozetler, siktiri boktan yöneticiler. 10 saat sonra evimdeyim ve boktan geçen bir hafta sonunda evimde olup daha boktan bir durumla yüzleşeceğim. karaciğerim iflas bayrağını çekti. gidip de gelmemek dönüp de bulmamak var be blog. hakkımızda hayırlısı budur belki...

6.02.2009

mırk

Ah o kedi ben olsaydım mıkır mıkır yapsaydım
Vız gelirdi herşey bana yeter ki sen bana varsaydın


4.02.2009

20.05.2009


O gece yerimiz belli. kendime güzel bir doğumgünü hediyesi. Elimdeki fazla bilet için pazarlıklar başlamıştır.

2.02.2009

How i met your mother/father/sister/uncle etc

How I Met Your Mother’ın bir bölümünde birbirleriyle nasıl tanıştıkları anlatılıyordu. Lilly-Marshal-Ted üçlüsü üniversitede tanışırken Barney’nin ekibe katılışı bar tuvaletinde pisuvarın önünde oluyordu.

Ben de geçmişe baktığımda topu topu 8-10 insanı barındırıyorum dost listemde; nereden bulmuşum bu adamları/kadınları dediğimde de 2-3 adres çıkıyor karşıma: 1989 yılında hazırlık sıralarında başlayan dostluklar, üniversite boktan geçen 6 yıl sonunda elde kalan 2-3 isim, sözlükten tanışılan tek tük “suser”... Ha bir de dinleyici olarak yola çıkıp peşlerine takıldığım Libero ekibi var...

Gayet kısır geçmiş anlaşılan benim tanışma senaryolarım. Düşünün aradan 20 yıl geçmiş ben almışım karşıma Kurt’un veletlerini başlıyorum hikayeye “çocuklar biliyor musunuz biz babanızla nasıl tanışmıştık: sene 89 aylardan eylül. Koydular bizi hazırlık A’ya bir baktım babanız da orda. neyse geçti yıllar tanıştık kaynaştık verdik alkolün geyiğin dibine yıllar içinde. Hiç unutmam bir gün...” E bunu Berkecan’ın veletlerine de yapacağım tek fark sene ve yer isimleri değişecek. Çok kısır çoook. Ha bak Triballe olsa farklı durum: “Çocuklar, o zamanlar ekşi sözlük diye bir site vardı, siz bilmezsiniz 2012’de kapattılar dükkanı. Neyse askere gitme hazırlığındayım arayıp tarıyorum baktım babanız sürünüyor Diyarbakır’da sefil astek. Bir mesaj attım hayatım kaydı anasını satayım kurtulamadım bu babanız olacak adamdan.” Bak iyi dizi çıkar bu işten.

Zaten dost denilen adam bardan yoldan bulunmaz ona biz başka şey diyoruz. Düşündüm belki tribünden, dernekten, partiden, klüpten bulunabilir. Ortak bir ilgi, ortak bir kullanım alanı lazım kısacası. Gerçi yaş geçtikçe huysuzlaşıyoruz, kolay kolay sokmuyoruz kimseyi yaşamımıza. Ama yıllar geçer yerleşiriz bir sahil kasabasına buluruz orada tekne sahibi birini, açılırız denize veririz rakıya mehtaba kendimizi...

Evet blog, bugün ilk mimimi cevaplamış oldum. gerçi bilmiyorum hala mim ne mum ne... Bu yazının ana fikri şudur: ortak paydalar arkadaş dost edindirir, sosyal çevren gelişirse bu ihtimal artar. Yazar burada eşe dosta seslenmiş. Unutmayalım insan insanın kurdudur.

29.01.2009

Davos'un bittiği andır


Başbakanımızdan bir Kasımpaşalılık daha... Davos onun için bitmiştir artık bir daha da gelmez... Dünya Sosyal Forumu'nda görmek isteriz sizi Tayyip Bey...

28.01.2009

sevemedim karagözlüm

Yok anam sevemedim ben bu Saray muhallebicisini. Böyle bir arada kalmışlık, bir rahatsız edicilik hissi. Koyu ahşabı dayamışlar dekorasyona ama bir gariplik var ortamda, masalar arasındaki genişlikten olsa gerek. Bir de kısmışlar maliyetleri karı maksimize etmeye çalışıyorlar. Masalarda 1 (yazıyla bir) peçete, çorbanın yanına 1 (yazıyla bir) parça ekmek... Tadı da ahım şahım değil, bir dönem her cuma program sonrası gittiğimiz Taksim Sütiş her yanıyla bin (rakamla 1000) basar Saray'a. Ha dersen niye gidiyorsun o zaman canım çorba çekti be blog hastaydım kimsem yoktu Topbaş'ın sıcak çorbasında aradım şevkati babayı aldım gene totalde...

25.01.2009

evdeki huzur


Yok arkadaş ben böyle dingin böyle güzel bir albüm böyle güzel bir hatun görmedim. Şarap su gibi akıp gidiyor dinlerken ha ucunu kaçırınca bütün pazar gününü baş ağrısıyla geçiriyorsunuz o ayrı.


Klip ayrı güzel, yürüyor yürüyor bitmiyor ablamız. Bir de montuyla oynuyor üşümüş herhalde. Daha ilişki tıfılıykene kafama vurula vurula öğrenmiştim kadın üşüyorum derse aslında "bana sarıl" demektir o. Keşke gün gelse Carla da "il fait froid" dese...

21.01.2009

sendit.com akıllı olsun akıllı

Önceki postta anlattık o günden beri CM olsun FM olsun el süremedim menejerlik oyunlarına. O sebeple FM 2009'a da pek sıcak bakmadım. Geçenlerde ornisnova'ya ev ziyaretine gittim epey bir oynadık bu oyunu benim de dibim düştü. Bu arada evli barklı adama ziyarete gidip bütün gün oyun oynamak da ayrıca incelenmesi gereken birşey, ulan 30 yaşımıza gelmişiz hala lise dönemindeki davranışları gösteriyoruz. Orbisnova beyin çalışma (!) odasına ise hiçbirşey demiyorum.

O gazla verdim siparişi sendit.com'dan tribal efendinin deneyimlerini pek umursamadan philosophyfootball siparişimin 2 günde gelmesine güvenerek. Adamlar önce 7 ocakta işlem tamam sonra da 9 ocakta emanet yola çıktı maili attı. Bende bir sevinç bir neşe bekliyorum haftasonu oyun elime geçsin de şuursuzca oynayayım ama yok... Dün bir de ne göreyim mail boxumda aman efendim biz bi halt ettik sizin emanet çekmecede kalmış hemen gönderiyoruz diye; ben d eo sinirle döşendim arkadaşlara nasıl Avrupa Birliği bu nasıl iş yapıyorsunuz diye. Bir İngiliz centilmeni cevap yazmış mösyö 7sinde kargo yola çıktı bekleyin accık diye. Ben iyice zıvanadan çıktım tabii karar verin bir öyle diyorsunuz bir böyle verin paramı dedim ama arkadaşlar "özürlerimizi kabul edin valla billa hata yaptık sizin posta dün yola çıkmış aslında ehem mehem" dediler; bekliyorum bakalım ne zaman gelecek bizim emanet. Hayır birşey değil o gazım da kaçtı. Oyun gelse de oynamam herhalde. Allah belanı versin sendit.com

Frogger


1993-1994 sezonu gayet mutlu olduğum bir sezondu. Yeni bir eve taşınma, gayet sevdiğim arkadaşlarımdan oluşan bir sınıfta okumak falan derken esas bombayı yaz tatiline girerken teşekkür getirerek patlattım. Bizim peder bey geçtiğimiz 8 dönem boyunca teşekkürü 1-2 puanla kaçırmama güvenerek 486 DX’ine iddiaya girdi benimle. Sonuç insanlık için küçük ama benim için muazzam bir başarıydı.

O yaz Panzer General ile birlikte en çok oynadığım oyun Championship Manager’dı. Commodore 64’de dandik isimli oyuncularla en alt ligden başladığımız menajerlik oyunlarına inat Galatasaray eşleşmelerinden gayet iyi bildiğim Manchester United’ı aldım ve ilk senemde son maçta kıyasıya yarıştığım Manchester City’yi Paul Ince’in 32. dakikada ikinci sarıdan kırmızı kart gördüğü maçta 1-0 yenip şampiyon oldum. Golü de Hughes atmıştı galiba.

CM1 CM2 derken yıllar yılları kovaladı geldik 2001’e. Şimdi oturduğum eve yeni taşınılmış yeni de bir PC alınmış. CM 01-02 çıkınca hemen alıp oturdum başına. Bir de fantezi denedim: 9 lig açıp 9 takımı aynı anda yönetmek. Bir yandan şampiyonluklar alıyorum bir yandan da sıradan takımları Şampiyonlar Ligi’ne sokmaya çalışıyorum derken yeni çıkan CM4’ün tırışka olmasının da sayesinde ben bu oyunda 2006 Dünya Kupası arifesine geldim. 5 sezon 9 takımdan 45 sezon eder kaba bir hesapla; addictedness ratingimde "i can give up this game whenever i want, i just dont want yet" yazıyor zaten.

Bu arada gerçek hayatta sene olmuş 2004, okul bitmiş son 6 aydır ben işsizim. Daha da kötüsü 6 yıl okuduğum öğrendiğim mesleği yapmama kararı almışım; kısacası ne bok yiyeceğimi bilmeden dolaşıyorum ortalarda. Can sıkıntıma birebir gelen şey de CM 01-02 hazin bir Mart pazar akşamına kadar. İyi geçen bir görüşme sonrası haber beklediğim reklam ajansından haber gelmeyince basıyorum PC’nin power düğmesine ve hoppp karşıma mavi ekran çıkıyor. Onu yapıyorum bunu yapıyorum olmuyor; harddisk dolayısıyla da benim yıllarımı verdiğim CM save dosyası teknoloji cennetine yükselmiş. İşte o an hayattaki tek başarısı lise yıllarında oynadığı Frogger’daki rekor olan George Costanza’nın makine kamyon altında kaldığında neler hissettiğini gayet iyi anlıyorum.

19.01.2009

Jitem ille de jitem

Hrant Dink 301'den yargılanırken mahkeme salonunda Veli Küçük'ü gördüğünde sonunun iyi olmayacağını anladığını söylemişti. Veli Küçük de geçerken kalabalığı görüp merak edip içeri girdiğini söylemişti bunun üzerine. Hrant Dink ölümünün ikinci yılında anılırken hapiste bulunan Veli Küçük'ün silah arkadaşlarından Abdülkerim Kırca evinde intihar etmiş olarak bulunuyor.

Ne İttihat ve Terakki geleneğiymiş kardeşim bir türlü kazınamadı şu memleketten.

18.01.2009

patatese sarmak


Eğer aradan yıllar geçmiş ve sen kendine aynı soruları sorup aynı yollardan aynı dertlerle geçiyorsan patatese sarmışsındır dostum lamı cimi yok. Gidip boktan bir birahanede bira patates yaparsın anca kendine.


14.01.2009

High Hopes


1995 yaz sonu. Yugoslavya'da iç savaş var, Batı müdahale eder gibi yapıp 3-5 tank ve 1-2 karargah bombalıyor. Milli takım Macaristan'ı yenerek Avrupa Şampiyonası yolunu açıyor. Bizimkiler de tatile gitmiş evde yalnızım. Ama işin boktanı artık ÖYS denilen nane de dayanmış kapıya, ben de dershaneye gidiyorum. Gece yatarken radyo çalıyor başımda genelde de Radyo S (Sönmez'in radyosuydu bilmem var mıdır hala?). Televizyon karşısında uyumaya terfi edememişiz daha.

Neyse kalkıyorum sabahın köründe kahvaltı adı altında bir tost bir fincan Nescafe. Bu esnada da radyo çalmaya devam ediyor. Bir süre sonra fark ediyorum ki hep aynı şeyler çalmakta banttan ve tam evden çıkmama yakın çalan şey High Hopes.

İlk duyduğum anı hatırlıyorum: çan sesleri, yavaş yavaş giren ve kalbi sıkıştıran bir müzik en sonda da Gilmour'un solosu. Elimde kahve kalıyorum öyle. Zaten dağılmaya hazır olan defansım oyundan düşüyor ve maçın hemen başında şanssız bir gol yiyorum.

Bu goller 2 hafta boyunca geliyor zaten. Her sabah elimde kahvem fonda High Hopes güne başlıyorum. Aptal saptal dershaneye gidiyorum ve nihayet üniversite falan da kazanamıyorum. Zaten böyle başlanan günden de ders döneminden de hayır mı gelirmiş...

Bir de klibi var ki bu şaheserin ayrıca değerlendirmek gerekir: http://fr.youtube.com/watch?v=rKULwb6IXNQ

13.01.2009

Cüneyt Erden


aka Cücü. 90ların başı yeni yeni basketbola merak salmışız, her merak saldığımız şey gibi de köküne inmişiz bu sporun. Her fırsat buldukça oynuyorum, yağmur güneş demeden. Bir iki kulüp denemesi dışında esas oynadığım yer okul bahçesi ve takımı.


Ortaokul sonda şehir ikincisi olurken Cüneyt Erden fırtınası da liselere taşınmıştı. Yaptıkları kulaktan kulağa yayılırdı, youtube neyin olmadığından da merak ederdik nasıl biridir, nasıl oynar diye.


Bilen bilir Tofaş altyapısı dendi mi akan sular durur, önler iliklenirdi. Tofaş'ın da bir lise muadili olurdu Bursa'da. Tüm altyapı bir lisede okur hem okul takımı hem kulüp takımı derken Atilla Çakmak yönetiminde ili domine ederlerdi. Bizim dönemde de Erkek Lisesi'ydi bu adres.


Neyse büyüdük liseye geçtik ve Cüneyt Erden gerçeğine şahitlik ettik. Yaş grubunun birkaç gömlek üstündeydi basketbolu. Çizgiyi kapatmış rakibinin bacaklarının üzerinden topla bir geçişi vardı ki hala unutamam o hareketi.


Biz basketboldan kopup ÖYS kaygısına kapılırken Cücü de A takımda oynamaya başladı kısa sürelerle Tofaş'ın efsane kadrosunda. Derken gün geldi kapattı kapılarını Tofaş, Cüneyt'e de yollar göründü. Ben de zaten tamamen kestim basketbolla ilgimi.


Yüz yüze tanışmam onun Daçka'nın kaptanı olduğu döneme denk gelir. Okuldan mezun olup ne bok olacağımı bilemediğim dönemde bir spor rehabilitasyon merkezine takılırım iş öğreneyim diye. Gerçi ne birşeyler öğrenebilirim ne de devam ettirebilirim spor hekimliği ilgimi. Bir gün aylak aylak otururken tanıdık birisini görürüm omuzundan tedavi olan. Hemen giderim yanına anlatırım yukarıda yazdıklarımı, ortak birkaç isimden konuşuruz. O gün fark ederim ki insan olarak da düzgün ve kaliteli biridir Cücü.


Önce Ülker sonra Efes derken nihayet şampiyonluk yaşar ve kariyerinin zirvesine ulaşır ama yine de en underrated adamlardan biridir basketbol aleminin kanımca. Bu dönemde bile milli takıma düşünülmez hem de onun gibi birine ihtiyaç varken.


Derken Cüneyt tuttuğum takıma transfer olur. Sadece formayı giymez aynı zamanda kaptandır da. Avrupa'da finali getiren üçlüğü atarken yıllardır gelişimini takip ettiğim birinin kazandırdığı başarı iki kat mutlu eder beni.

6.11.2008

antepli ramazan usta

İzmir seferinin ilk durağı burasıdır. Ne yedimin cevabı şudur:

başlangıç: tabağın yarısı ezme, yarısı yoğurtlu közlenmiş patlıcan. ezmeyi sevmeyen bünye olarak verdim kendimi patlıcana.

yemek: halep işi dana bonfileden. alttaki pide tırışkadan olsa da et mükemmel. üstünde de bol fıstık.

tatlı: gerek fıstıklı baklava gerek de fıstık sarma on numara. olsa bir tepsi yerdim herhalde.

hoyda bre

Kasım gelmiş dibe vurmuşuz, pastırma yazıyla gaza gelmişiz. Dedim ki bi gayret el atayım bloga yazayım habire. Ne yazsam diye düşünürken aklıma en iyi yaptığım şey geldi: yemek yemek. Vira bismillah

12.09.2008

Eylül geldi hoşgeldi


İstanbul için 12 ayın sultanı geldi. Hava serin, hafif bir poyaz... Etraf sararmaya başladı. Okullar açıldığından haftaiçi akşam daha tenha ortalık. Bir de palamut; takoz ızgara halinde.


Sonrası ekim-kasım derken kış. Nisana kadar depresif günler.

24.06.2008

Maşallah

4 aydır yazmamışım aferin bana. Boşuna yer işgal etmişiz internet aleminde o zaman. Blogu okumaya gelen de olmamış. Google'da bol bol aranan şeyler hakkında yazalım da hergün gelen giden olsun bari.

26.02.2008

Sabah Şakacısı


Mesai 08.00’da başladığından mecburen 06.30’da çalmaya başlıyor telefonun alarmı. O karanlıkta kalkıp traştı kravat bağlamaydı derken atıyorum kendimi sokağa kargaların kahvaltı vaktinde. Ama ben iş hayatına vs küfrederken bir de şakacı musallat oluyor başıma. Aslında şaka iki tane ama sebebi bir...

1) Hangi akıllı sokakları aydınlatmak için diktiği sokak lambalarını 06.35 itibariyle söndürür? Hala karanlık kardeşim o saatte sokaklar!

2) Temizlik gereklidir faydalıdır tamam ama e güzel kardeşim sen koskoca Abide-i Hürriyet Caddesi’ni her sabah üşenmeden ıslatırsan, mevcut toprak öbeklerini çamur yaparsan ortalığı temizlemiş olmazsın ki... Ortada yağmur yokken bıktım artık işe çamurlu ayakkabılarla gelmekten!

20 dakka

Gaste'den sonra Doğan efendi el attı da yepisyeni bir beleş gazetemiz var. İşin ilginci reklamlarla falan duyurdular bu durumu; beleş mal için kim reklam yaparsa...

İlk gözlemlerime göre (elbette milletin omzu üzerinden) Posta'nın 20 dakikalık versiyonu olmuş. Ver 3. sayfa haberlerini baksın millet.

Yine de pazardaki hakimiyet Gaste'den yana ama bundaki faktör halkımızın seçiciliği değil de dağıtanların sayısı. Yoksa millet "ay sabah sabah okunur mu bu?" demez bence.

Niye çıktılar ve aradan 3-5 ay geçince hayatta olur mu yine bu gazeteler göreceğiz.

17.02.2008

Sessiz sitemsiz

İnsan tatsız oluyor bazen. Başkalarına bırakıyor sözü.

Gilmore Kızları


Başlarda katlanamıyordum bunlara. Vırvır konuşup kafa ütülüyorlardı. Sonra bir takıldım bırakamadım. Normal bir dizi senaryosunun 3, ortalama bir Türk dizisi senarosunun 7 katı uzunluğundaki senaryosu, kızlarımızın hayata bakışı, çatlak yan karakterler falan derken tiryakileri oldum. Velhasıl bitti dizi, üzüldüm netekim. Gidip ilk sezonları bulmak lazım.
Bir de bir G.G. vardı ne oldu acep ona?

Boat Show

Tuzla tersanelerinde ölümler arka arkaya gelirken bir yandan da Boat Show'da bilmem kaç bin euroluk yatlar görücüye çıkıyor. Kim bilir o yatlardan kaçında kan izi var...

15.02.2008

İstanbullu'nun Gaste Sevdası


Bir haftadır şehr-i İstanbul'da bir Gaste çılgınlığı yaşanıyor. Evden çıkıp metroya gidene kadar en az 2, Maslak üst geçitten geçene kadar da bir o kadar yeşilli amca elime tutuşturmaya çalışıyor. Hiç sevmem gazete kokusunu o nedenle de dokunmuyorum ama metroda omuz üstünden bakıyorum. Zaten insan bir giriyor vagona her 3 kişiden 2 sinde Gaste. Kimindir necidir parası nerden gelir bilmiyorum ama görüyorum ki İstanbullular pek bir severmiş sabah gazete okumayı.

Aydın Doğan da hazırlanıyormuş beleş gazete dağıtmaya hadi hayırlısı...