31.12.2016
2016 biterken
Bir süredir tek dileğim gelen yıldan daha iyi geçmesi oluyor yeni bir yıla girerken ama nasıl oluyorsa her yeni yıl da bir öncekini aratıyor. Kişisel olarak daha berbat yıllarım da olmuştur ama böylesine toplumsal ve de dünyasal daha beter bir yıl görmedim ve umarım da bir daha görmem...
25.12.2016
krakow çevresi
Krakow şehir olarak güzel olduğu kadar çevresi de ilgi çekici. İlk görülesi yer yüzlerce yıl boyunca Krakow'un zenginliğinin kaynağı olmuş ve şimdi de bir turistik cazibe merkezine dönmüş olan Wieliczka Tuz Madeni. Bireysel gezi mümkün olmadığından gider gitmez hemen yarım saatte bir düzenlenen ve katılmcı sayısı limitli olan turlardan en yakın zamandaki için biletlerinizi alın (misal biz yarım saat beklemiştik). Rehberli turların da fiyatları Polonya geneline göre biraz yüksek ama kesinlikle değiyor (ecnebi biletlerinin Leh vatandaşı biletlerine göre %50'ye yakın pahalı olduğunu da söyleyeyim). Bol bol merdiven inip çıkıp, koridorlardan geçerek yaklaşık 2 saatlik turda artık kullanılmayan tuz madenin duvarlarına nasıl tablolar işlendiğini (özellikle St King şapeli), nasıl heykeller yontulduğunu hayranlıkla izlemeniz garanti. Ulaşımı ise çok basit: merkez tren istasyonundan yarım saatte bir kalkan trene atlayıp son durak olan Wieliczka Rynek Kopalnia istasyonunda inmeniz yeterli.
Krakow yakınlarında bulunan ve ziyaretçi akınına uğrayan bir başka yer ise Auschwitz toplama kampı. Nazi ölüm makinasının bu en acımasız örneğini görmek insanlığın ne dip noktalar yapabileceğine şahit olmak açısından önemli. Görecekleriniz ise dehşet verici olacak, buna kendinizi hazırlayıp gittiğinizden emin olun.
Öncelikle bir müzeye dönüştürülen Auschwitz ve hemen yakınındaki Birkenau kamplarına ulaşmak da kolay değil. Toplu taşımayla 70 kilometer uzaklıktaki Oswiecim kasabasına ulaşmak uzun ve zahmetli. Buna karşılık çoğu tur ise sizi müze yönetiminin düzenlediği rehberli turlara sizi katıyor. Kampa girişler ücretsiz olsa da rehberli turlar ücretli ve saat 10-15 arası sadece rehberli tura izin veriliyor. Okuduklarımdan ve gördüklerimden çıkardığım kadarıyla tek başına gezmek daha iyi çünkü gruplar çok kalabalık ve bazı küöük mekanlarda o kadar insanla beraber durmak insana fazlasıyla sıkıntı verebiliyor. Ve en önemlisi göreceklerinizi hazmetmek hiç de kolay değil, o sebeple kendi hızınızda gezmek bence en iyisi...
Nitekim meşhur "Arbeit Macht Frei" yazısının altından geçtikten sonra her biri başka bir sergiye dönüştürülmüş barakalarda kampta günlük yaşama, belgelere, öldürülenlerden kalanlara bakakalıyorsunuz. Birkenau'dan ise geriye pek bir şey kalmamış zaten...
Krakow yakınlarında bulunan ve ziyaretçi akınına uğrayan bir başka yer ise Auschwitz toplama kampı. Nazi ölüm makinasının bu en acımasız örneğini görmek insanlığın ne dip noktalar yapabileceğine şahit olmak açısından önemli. Görecekleriniz ise dehşet verici olacak, buna kendinizi hazırlayıp gittiğinizden emin olun.
Öncelikle bir müzeye dönüştürülen Auschwitz ve hemen yakınındaki Birkenau kamplarına ulaşmak da kolay değil. Toplu taşımayla 70 kilometer uzaklıktaki Oswiecim kasabasına ulaşmak uzun ve zahmetli. Buna karşılık çoğu tur ise sizi müze yönetiminin düzenlediği rehberli turlara sizi katıyor. Kampa girişler ücretsiz olsa da rehberli turlar ücretli ve saat 10-15 arası sadece rehberli tura izin veriliyor. Okuduklarımdan ve gördüklerimden çıkardığım kadarıyla tek başına gezmek daha iyi çünkü gruplar çok kalabalık ve bazı küöük mekanlarda o kadar insanla beraber durmak insana fazlasıyla sıkıntı verebiliyor. Ve en önemlisi göreceklerinizi hazmetmek hiç de kolay değil, o sebeple kendi hızınızda gezmek bence en iyisi...
Nitekim meşhur "Arbeit Macht Frei" yazısının altından geçtikten sonra her biri başka bir sergiye dönüştürülmüş barakalarda kampta günlük yaşama, belgelere, öldürülenlerden kalanlara bakakalıyorsunuz. Birkenau'dan ise geriye pek bir şey kalmamış zaten...
22.12.2016
4.12.2016
krakow
Varşova ne kadar yeniyse Krakow o kadar eski, Varşova ne kadar soğuksa Krakow o kadar sıcak. Bunda en büyük etken uzun süre Polonya Krallığı'nın başkenti olması ve de Nazi işgalinde yıkılmadan kalması. Eski Şehrin merkezini oluşturan meydanı, 1241 Tatar istilasını haber verirken öldürülen borazancının anısına her saat başı fotoğrafta da görülen kuleden borazan çalınan St Mary Kilisesi, eski kumaş çarşısı ve etrafındaki binalar tüm seyahat boyunca olduğu gibi yine benim "eski zamanlara ilgi düğme"me basılmasını sağlıyor. Hemen meydanın altında yer alan ve gayet güzel filmler ve canlandırmalarla Krakow tarihini anlatan Rynek Yeraltı Müzesi de beklentileri fazlasıyla karşılıyor.
Meydandan kuzeye gidince hemen karşımıza Barbican ve eski şehir kapısı çıkarken güneye gidince Vistül'e hakim Wawel Kalesi hemen kendine doğru çekiyor. İçerisinde birçok müze ve kilise olan Wawel'de tek girdiğimiz müze Nazi yağması sonrası evine dönebilen Da Vinci'nin Gelincikli Kadın tablosu oluyor. Eh ne de olsa Krakow'da karşınıza bir Da Vinci tablosu çıkmasıın beklemiyorsunuz...
Güneye doğru yürüyüşünüze devam ettiğinizde de eski Yahudi mahallesi Kazimierz'e geliyorsunuz, ki en gelinesi zaman cuma ve cumartesi akşamları. Nitekim bizim kaldığımız ev de burada ve biz pazar sabahı kahvaltı yaparken Leh gençleri bol alkollü bir akşam sonrası evlerine daha yeni gidiyorlardı. Kazimierz'den devam edip Vistül'ü geçince Krakow gettosuna ulaşmış oluyorsunuz. Şu fotoğrafın çekildiği meydanda şu an sadece sandalyeler var gidenlerin anısına, getto ise küçücük bir duvar parçasından ibaret kalmış. Zaten bir avuç Yahudi dışında eski sakinlerinden de kimse kalmamış...
Biz gitmedik ama olur sa siz şehrin doğu mahallelerine giderseniz bu sefer de Stalin'in çelik üretim projesi Nowa Huta'ya ulaşmış olursunuz. Lenin Çelikhanesi'nin çevresinde şekillenen işçi şehri şüphesiz ki Sovyetlerin yıkılması sonucu tamamen değişmiş, örneğin Lenin heykelinin bulunduğu meydanın adı Ronald Reagan Meydanı artık...
Meydandan kuzeye gidince hemen karşımıza Barbican ve eski şehir kapısı çıkarken güneye gidince Vistül'e hakim Wawel Kalesi hemen kendine doğru çekiyor. İçerisinde birçok müze ve kilise olan Wawel'de tek girdiğimiz müze Nazi yağması sonrası evine dönebilen Da Vinci'nin Gelincikli Kadın tablosu oluyor. Eh ne de olsa Krakow'da karşınıza bir Da Vinci tablosu çıkmasıın beklemiyorsunuz...
Güneye doğru yürüyüşünüze devam ettiğinizde de eski Yahudi mahallesi Kazimierz'e geliyorsunuz, ki en gelinesi zaman cuma ve cumartesi akşamları. Nitekim bizim kaldığımız ev de burada ve biz pazar sabahı kahvaltı yaparken Leh gençleri bol alkollü bir akşam sonrası evlerine daha yeni gidiyorlardı. Kazimierz'den devam edip Vistül'ü geçince Krakow gettosuna ulaşmış oluyorsunuz. Şu fotoğrafın çekildiği meydanda şu an sadece sandalyeler var gidenlerin anısına, getto ise küçücük bir duvar parçasından ibaret kalmış. Zaten bir avuç Yahudi dışında eski sakinlerinden de kimse kalmamış...
Biz gitmedik ama olur sa siz şehrin doğu mahallelerine giderseniz bu sefer de Stalin'in çelik üretim projesi Nowa Huta'ya ulaşmış olursunuz. Lenin Çelikhanesi'nin çevresinde şekillenen işçi şehri şüphesiz ki Sovyetlerin yıkılması sonucu tamamen değişmiş, örneğin Lenin heykelinin bulunduğu meydanın adı Ronald Reagan Meydanı artık...
20.11.2016
varşova-krakow yolu
Polonya'nın tren yolları Baltık ülkelerinin tersine gayet gelişmiş, sanayileşmiş bir Doğu Bloku ülkesi olmasının da etkisiyle. Ülkenin kuzeyindeki Gdynia'dan kalkıp başkent Varşova'dan geçip en güneydeki Krakow'a ulaşan hat da en modern trenlerin olduğu hat. Nitekim Varşova merkezdeki Wschodnia durağından Krakow'a ulaşmak 2,5 saat sürüyor. Trenler gayet rahat, her ne kadar internet olmasa da koltuklarda priz mevcut. Bir içecek de bedava.
Fakat o bileti almak biraz sıkıntılı. İnternetten alınca print etmek gerektiğinden gidip terminalden alayım diyorum fakat İtalya'nın aksine otomatlardan almak bir işkence. Bu durumda tek çözüm Sovyetik dönemden kalma bir sıraya girip yarım saat bekleyip de sıra gelince kısa kesilmiş saçları ve çat pat İngilizcesiyle yardımcı olmaya çalışan teyzelerle anlaşıp istediğiniz saate bilet almak.
Nitekim sonunda Krakow'un tren garı/otobüs terminali/AVM kombinasyonuna ulaşıyoruz...
Fakat o bileti almak biraz sıkıntılı. İnternetten alınca print etmek gerektiğinden gidip terminalden alayım diyorum fakat İtalya'nın aksine otomatlardan almak bir işkence. Bu durumda tek çözüm Sovyetik dönemden kalma bir sıraya girip yarım saat bekleyip de sıra gelince kısa kesilmiş saçları ve çat pat İngilizcesiyle yardımcı olmaya çalışan teyzelerle anlaşıp istediğiniz saate bilet almak.
Nitekim sonunda Krakow'un tren garı/otobüs terminali/AVM kombinasyonuna ulaşıyoruz...
13.11.2016
varşova
Çok üzgünüm ama Varşova çok da güzel bir şehir gibi gelmedi bana. Bunda en büyük pay 1944 ayaklanmasında tamamen yıkılıp savaş sonrası da Doğu Bloku'nun bir parçası olarak yeniden inşa edilmesi. Eski Şehir ve kale aslına uygun olarak yapılmış İtalyan ressam Canaletto'nun tabloları temel alınarak ama bir yandan da Sovyetik bloklar dikilmiş, geniş caddelerle donatılmış ve şehrin yeni merkezi olarak da Stalin'in hediyesi Kültür Sarayı mihenk taşı olmuş.
Defalarca tarih sahnesinden silinip tekrar küllerinden doğan Polonya'nın başkenti elbette tüm o tarihini, acılarını, görkemini ve ünlü evlatlarını da en iyi görebileceğimiz yer elbette. Artık çok spesifik olmadıkça/alternatifi bulunmadıkça müze gezmelerini sınırlamış bulunuyorum, bu konu hakkında da üşenmezsem yazasım var. Bu sebeple Varşova'da bir tek Ayaklanma Müzesi'ni gezdik. 4 yıllık Nazi işgaline karşı Kızıl Ordu'nun yaklaşmasını da fırsat bilip ayaklanan Varşova Hitler'in emriyle yıkılır. Nitekim savaş bittiğinde şehirde sadece on bin kişi kalmış. İşte bu iki aylık süreci dökümanlar, videolar, interaktif ekranlar ve çok etkileyici bir filmle bu müzede görebiliyorsunuz.
Görülmesi gereken diğer yerlerse dünyaca meşhur Polonyalılara ait. Mesela Mikołaj Kopernik heykelini ve tarifini yaptığı Güneş Sistemi'ni gösteren meydanı görmemek imkansız. Hemen karşısında da Fryderyk Chopin'in kalbinin yer aldığı Kutsal Haç Kilisesi. Kilisenin hemen önünde siyah bir bank var, dikkat etmezseniz önünden geçip gidersiniz. Ama dikkat ederseniz ve üzerindeki düğmeye basarsanız birden Chopin'in notalarını duymaya başlarsınız. Nitekim bu banklardan Chopin'in hayatında yer tutan binaların önlerinde birer tane bulmak mümkün. Karşınıza çıkacak bir başka Polonyalı da iki ayrı dalda Nobel ödüllü Marie Skłodowska Curie. Güzel bir heykeli ara bir sokaktan Vistula Nehri'ne doğru bakmakta...
30.10.2016
trakai
Trakai, Vilnius'tan trenle yarım saatte ulaşılabilen bir sayfiye yeri. Litvanya Büyük Dükalığı'nın bu eski başkenti göl ortasındaki bir adada yer alan kaleye ev sahipliği yapıyor ve göl de özellikle haftasonları türlü çeşitli su aktivitelerine imkan sağlıyor. Ayrıca etrafta bol bol da fotoğraf çektiren gelin-damat ikililerine ve de bekarlığa veda toplantılarına denk geliyorsunuz.
Trakai'nin bir başka özelliği de Yahudi Türkler Karayların (Karaim) merkezi olması. Sayıları artık yüzlerle ifade edilen ve dilleri yok olma aşamasındaki Karay Türkleri'nin 1397 yılında dük Vytautas tarafından Kırım'dan getirildiği söylenmekte-o zamanlar Litvanya Büyük Dükalığı'nın Baltık Denizi'nden Karadeniz'e kadar yayıldığını da belirtmek lazım. Karaylar'ı merak edip araştırınca ilginç şeyler de ortaya çıkıyor. Zamanında geniş bir coğrafyaya yayılmış bu halk diğer Yahudi topluluklarından da farklı bir inanca sahip ve bu nedenle de soylarının devamı tehlikede. Türkiye'dekilerle ilgili şu yazıyı tavsiye ederim.
Tren istasyonundan göle yürüyüş onbeş dakika kadar sürüyor ve yol boyunca ahşap Karay evlerini görüyorsunuz, ayrıca karşınıza Karayca tabelalar da çıkıyor. Karay yemeği olan kıbın ve cantık yiyeceğiniz yerler de cabası. Hava güzelse göl kıyısında ve kalenin etrafında dolanmak keyifli, merak ediyorsanız Etnografya Müzesi de gezilebilir. Nitekim 2-3 saat gezmek için yetiyor Trakai'ye. Son bir not: bileti istasyondan değil de trenden alırsanız daha pahalı, ayrıca sadece nakit kabul ediyorlar gişelerin aksine.
16.10.2016
vilnius
Vilnius diğer Baltık şehirlerine göre biraz daha mütevazi, kaldırımlar daha dar ve bakımsız. Yine bir eski şehir var cazibe merkezi. Yine Arnavut kaldırımı sokaklarda dolaşmak çok zevkli. Fotoğrafta görülen Gediminas Kulesi şehre tepeden bakmak için iyi bir yer. Beyaz Vilnius Katedrali ile başlayıp, arada karşınıza çıkan kiremit rengi kiliseleri gezip en son da Ortaçağ şehrinin son görülebilen kapısı Şafak Kapısı'nın üzerindeki küçük şapelle bir dini tur da yapılabilir.
Vilnius'u diğer şehirlerden daha ilginç yapan yer ise ufak bir dereyi aşıp köprüden geçince karşınıza çıkan Uzupis. Tıpkı Metelkova gibi alternatif bir bölge olarak ön plana çıkıyor. Hatta kendilerine bir anayasa bile hazırlamışlar ve bunu 24 ayrı dilde yazıp sergilemişler. Merak edenleri şöyle alabiliriz.
Vilnius'u diğer şehirlerden daha ilginç yapan yer ise ufak bir dereyi aşıp köprüden geçince karşınıza çıkan Uzupis. Tıpkı Metelkova gibi alternatif bir bölge olarak ön plana çıkıyor. Hatta kendilerine bir anayasa bile hazırlamışlar ve bunu 24 ayrı dilde yazıp sergilemişler. Merak edenleri şöyle alabiliriz.
10.10.2016
2.10.2016
riga
Riga'nın eski şehri surların içinde hapsolmadığından (ne de olsa savaşlar sonrası yıkılmış) Hansa dokusu daha yeni binalarla biraz iç içe geçmiş durumda. Klasik bir Eski Şehir var ki burada lonca binaları ve rivayete göre ilk Noel ağacının süslendiği Karakafalar Evi (en üstteki fotoğraf) kiliseler ile birlikte Ortaçağ mimarisinin güzel örnekleri olarak karşınıza çıkıyor. Elbette yer yer Sovyetik dönem de işin içine karışmıyor değil. Mesela en başat örneği hemen Eski Şehri çevreleyen park ve kanalın tam orta yerinde bulunan Özgürlük Anıtı. Sonuçta bu Baltık'ın genel özelliği ama Riga'yı farklı yapan Art Nouveau binalar. Bunların kaynağı da meşhur yönetmen Eisenstein'in mimar babası. Kendisinin yüzyıl başından kalan eserleri Alberta ve Elizebetes sokakları boyunca görülebilir.
Şehirdeki bir başka enteresan yapı ise aşağıda görülen pazar yeri. Kendisi zamanında Almanlar tarafından zeplin hangarı olarak yapılmış. Zeplinin esamesi okunmadığı için de şimdi Avrupa'nın en büyük pazar yeri olma iddiasında.
Letonya 1918 yılında bağımsızlığını ilan ettikten sonra önce Nazi sonra da Sovyet işgaline uğrayıp uzun süre SSCB'nin içinde yer aldıktan sonra 1991 yılında tekrar bağımsızlığıa kavuşuyor. Tüm bu süreçleri ise girişi ücretsiz olan Letonya'nın İşgali Müzesi'nde görebilirsiniz.
27.09.2016
9.09.2016
26.08.2016
baltık ülkeleri arası ulaşım
İnsan eski Doğu Blok'u ülkeleri arasında yoğun bir tren ağı varlığını beklese de gerçek ne yazık ki öyle değil. Bu sebeple de Tallinn-Riga-Vilnius ve Varşova arasındaki yolculukları otobüsle yaptık. Yollar duble değil ve sık sık AB fonlarıyla yapıldığına dair tabelalarla karşılaşıyorsunuz. Genelde dümdüz orman ve kır manzaralı bir yol sizi bekliyor. Ve elbette sınırı geçtiğinizi anlamanız kolay değil.
Bu güzergahlarda hizmet veren birçok firma var. Fiyatları en uygun bulduğum Lux Express oldu. Bilet almadan önce üye olursanız ek indirimler de yapıyorlar. Koltuklarda dokunmatik ekran eğlence sistemi, priz ve beleş internet, ayrıca otobüste de sınırsız kahve var. Daha ne istenir? Üç Baltık başkentinin de otogarının bizdeki Anadolu otogarlarından hallice olduğunu da söylemek lazım.
Bu güzergahlarda hizmet veren birçok firma var. Fiyatları en uygun bulduğum Lux Express oldu. Bilet almadan önce üye olursanız ek indirimler de yapıyorlar. Koltuklarda dokunmatik ekran eğlence sistemi, priz ve beleş internet, ayrıca otobüste de sınırsız kahve var. Daha ne istenir? Üç Baltık başkentinin de otogarının bizdeki Anadolu otogarlarından hallice olduğunu da söylemek lazım.
21.08.2016
tallinn
Tallinn benim gibi mesaisinin bir kısmını Patrician 3'e vakfetmiş bir tarih meraklısı için tam bir rüya şehir; tıpkı Dubrovnik ve Toledo gibi. Limandan eski şehire yürümek mümkün. Günübirlik gelen turistler ve Finlandiya'dan daha ucuz olduğu için alışverişe gelen Finlerle inip Viru Kapısı'ndan şehre giriyoruz. Raekoja Plats şehrin merkezi ve meydanın etrafı lokantalarla dolu. Nitekim lokantaların da çoğu şekil olsun diye "eskiden atalarımız böyle yerdi" havasını vermeye çalışmış. Meydana çıkan sokaklardan gayet güzel korunmuş bu şehri kolayca gezebilirsiniz. Elbet yolunuz surlara varacak, o zaman da şehri ikinci bir duvar gibi saran parklarda vakit geçirebilirsiniz.
Yapılacak ikinci iş ise Toompea Tepesi'ne çıkmak. Aleksander Nevsky Katedrali, Parlemanto Binası, St Mary Kilisesi, Kiek in de Kök burada. Ayrıca seyir terasları da var ki gökyüzünün mavisini ve uzaklardaki Baltık Denizi'ni izlemek bile başlı başına keyif sebebi.
Surların dışında tren istasyonunu geçince iki katlı ahşap binalarıyla eskinin işçi şimdinin hipster semti Kalamaja var. Telliskivi ise eskinin tren istasyonu şimdinin mağazalar, restaurantlar ve barlar mekanı. Vakit kalmadığı için Kadriorg Sarayı'nı ve Lennusadam'ı göremedik, olsun...
18.08.2016
helsinki tallinn yolu
Baltık limanları arasında yoğun bir deniz ulaşımı var. Helsinki Tallinn arasında da birçok firmanın seferleri topu topu 2-2,5 saat sürüyor. Sabahın köründe fırtınalı bir havada önümüzü kesen kaz sürülerini aşarak limana atıyoruz kendimizi. Şansımıza Avrupa'nın en büyük feribotu Silja Europa'dayız. 9 katlı gemide kabinlerden duty freeye, canlı müzik yapılan barlardan restoranlara ne ararsanız var. Bizde bir köşeye geçip geminin internetinde takılıp sisler içerisinde Tallinn'e varıyoruz.
13.08.2016
helsinki
Helsinki'ye indikten sonra trene binip şehir merkezine ulaşıyoruz. Tren İstasyonu'ndan itibaren o meşhur Fin Mimarisi'nin örnekleri adım başı karşımıza çıkıyor. Bir de sürpriz: yaz ortası münasebetiyle resmi tatil! Dolayısıyla her yer kapalı... Yiyecek bir şeyler bulmak umuduyla deniz kenarına iniyoruz. Nitekim şehri terk etmeyen Helsinkililer cümbür cemaat sahildeki parklara yayılmış. Bisiklete binen, çimlere yayılan, dondurma yiyen insanların ve üstümüzden geçen kazların arasından şehir merkezine kadar yürüyoruz. Limandaki pazar çoktan toplanmış, Uspenski Katedrali kapalı, Helsinki Katedrali'nin kapıları açık olsa da aşağısında uzanan Senato Meydanı bomboş. Saat ilerliyor, güneş bir türlü batmıyor ama etrafta da in cin top oynuyor. "Artık yeter" diyerek otele yürüyerek geri dönüyoruz çünkü hem memleket pahalı bir memleket hem de şehir küçük ve gayet yürünebilir. Gece yarısı oluyor hava hala aydınlık. Bir ara uykudan uyanıyorum gün aydınlanmış, saate bakıyorum daha sabahın beşi. Biraz daha uyuyorum.
Fin kafası çok enteresan. Bunun da iki örneği şehrin merkezine kondurdukları küçük eliptik ahşap Sessizlik Şapeli ve kayaların içine yapılmış Temppeliaukio. Pazar günü ortalık biraz hareketlendiğinden hem bu ikiliyi görüyoruz hem de Esplanadi Parkı'nın ve limandaki pazarın kalabalığına karışıyoruz. Sonra tekneye atlayıp yaklaşık 45 dakika sonra Suomenlinna Adası'na gidiyoruz. İsveçliler tarafından 18. yüzyılda yapılan kale kompleksi bugün müzesi, restoranları, pikniğe gelenleriyle UNESCO listesinde. Gel gör ki hem zaman azlığı hem de tatil nedeniyle Ataneum ve Kiasma Müzeleri ile Kaurismaki kardeşlerin barı Kafe Mockba'yı göremeden güneye doğru ilerliyoruz. Belki yolumuz düşer bir daha...
25.07.2016
prelüd: uluslararası ukrayna havayolları
Sene başında şöyle güzelinden Helsinki'den girip Varşova'dan çıkalım dediğimizde en iyi fiyatları veren Ukrayna'nın bayrak taşıyıcı bu güzide havayoluna başvurduk. Ne de olsa fiyatları THY'nin neredeyse yarı fiyatınaydı. Kiev aktarmalı olarak Avrupa'nın birçok noktasına hatta Bangkok ve New York'a gayet ucuza uçuyorlar. Bir low cost işletmeci olarak 4 saatin altındaki uçuşlarda size verdikleri sadece su ama menüden gördüğüm kadarıyla yemek ve içecek fiyatları abartı değil. Tek sıkıntı internet üzerinden check-in yaparken biraz uğraştırması.
Borispol Havaalanı ise rahat, adım başı şarj üniteleri var ve internet beleş (koskoca salona bir -1- priz koyup interneti yarım saatle kısıtlayan Lehlere selam olsun). Ayrıca duty freesi çok ucuz.
Borispol Havaalanı ise rahat, adım başı şarj üniteleri var ve internet beleş (koskoca salona bir -1- priz koyup interneti yarım saatle kısıtlayan Lehlere selam olsun). Ayrıca duty freesi çok ucuz.
24.07.2016
23.07.2016
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)