Sevgili Herbert,Her ne kadar Las Vegas hatıralarını anlatmasan, bloga yıllardır yazmasan da bak isteğini yerine getiriyorum.
Ama insanları öpmeyi öğrenemedim bir türlü...

Burma'ya gitmeye karar verdiğim zamanki motivasyonumla yola çıktığım anki motivasyonum arasında dağlar kadar fark vardı. Bu elbette yoldaki ruh halimi de etkiledi ama Burma'nın bir turist için çok zor bir ülke olduğu gerçeğini de kabul etmek lazım. İnanılmaz kapalı bir ülke, geri kalmış her açıdan; bir yandan o günlük hayatımızda alıştığımız şeylerden de uzak bir seyahat imkanı ortaya çıkıyor. Bu kapalılık insanların da içine işlemiş ve bir yabancıyla karşılaşınca, biraz da güvenince başlıyorlar anlatmaya (mesela Kamboçya'da durum tam tersiydi, Türkiye'nin yıllık pirinç üretimini soran rahip bile gördüm). Her biri seçimlerde birşeyin değişmeyeceğini söyledi; ne yazık ki haklı da çıktılar. Aynı zamanda herhangi bir talepleri olmadan yaklaştılar her zaman, içten gülümseyip selam verdiler.


Tayland, Malezya, Singapur gibi görece turistik ve steril bir ülkeye giderken bile ne yiyip içeceğinizi düşünüyor, oraya gidince de fastfood tarzı şeyler yiyorsanız şunu bilin: Burma'da aç kalacaksınız. Ha ama sokakta yapılan/satılan yemekler ilginizi çekiyorsa harika şeyler yiyebileceğiniz kesin.
Artık ülkeyi terk etme zamanı geldi. Inle Gölü'nden Yangon 12 saat sürüyor. Otobüs kısmen konforlu, yollar başta virajlı sonra taa en başta kullandığım otoban olduğu için rahat. Sabahın kör vaktinde vardık şehre sonra da kendimizi gene bir pikup'ın arkasında bulduk. Giderayak harika bir manzarayla karşılaştım; hatta bu manzaraya kapılıp araçtan atlayarak içeri giren bile oldu.
Burma yolculuğunun son durağı. Huzurlu bir gölün kenarında sakin, temiz, begonviller içinde bir kasaba. Kaldığım yer tüm yolculuğum boyunca kaldığım en güzel yer-sıcak suyu var ve her akşam gelişte limonata veriyorlar. Turistik olduğu için fiyatlar da doğal olarak biraz yüksek ama yine de harika seçenekler var; mesela 5000 kyata (sen 5 dolar de yaklaşık) benim bile bitiremediğim bir Shan yemeği yedim bir ailenin işlettiği lokantada ki kendisi tüm Burma'da yediğim en güzel yemeklerden birisidir. Bu arada zamanında bir İtalyan abla gelmiş bu yöreye herkese İtalyan pizzası ve makarna yapmayı öğretmiş galiba çünkü etraf İtalyan lokantası kaynıyor ve herkes aynı hikayeyi anlatıyor.

"Yunanistan'ın başkenti Atina'da, 2008 yılında Aleksis Grigoropulos (15) adlı gence ateş ederek ölümüne yol açan polis memuru Epaminondas Korkoneas'ın müebbet hapis cezasına çarptırıldığı bildirildi. Yunan medyası, Amfissa Kent Mahkemesinin, bugün aldığı kararla, 6 Aralık 2008'de meydana gelen olayda, tetiği çeken polis memuru Epaminondas Korkoneas'ın müebbet, çalışma arkadaşı ve meslektaşı Vasilis Sariariotis'in ise 10 yıl hapis cezasına çarptırıldıklarını duyurdu."
5 sene önceye kadar ülkenin başkenti ve halen en büyük şehri. Havaalanından çıktıktan sonra şehre ulaşmanın tek yolu taksi-ki ederi 5 temiz dolar. Şehrin göbeği Sule Paya denilen bir tapınak; ama öyle etrafı bahçeli falan tapınak beklemeyin. Etrafında arabaların cirit attığı bir göbekte konuşlanmış ve etrafı Eminönü trafiği gibi bir keşmekeş içerisinde. Zaten şehre geldiğimde bir Güneydoğu Asya ülkesinde miyim Pakistan'da mıyım anlamadım. Otel de yakın bu Sule Paya'ya; 2 hafta boyunca kaldığım en kazık ve en kötü otel olma özelliği taşıyor. Nasıl bi kaosun içindeyim anlatamam...
1887 La Valetta doğumlu, babasından dolayı İngiliz vatandaşı, anne tarafından İspanyol çingenesi kanı taşıyan, Antigua'da murim, evi Hong Kong'ta olan romantik, bireyci, sarkastik bir kahraman Corto Maltese. Ama ne dini vardır ne milliyeti. Kendi donanmasının kaptanıdır söylediği gibi.

Bu sıcakta ne aktivite yapacağım diyerek vantilatör desteğiyle Barcelona 2010'u izledim geçen hafta. Sonuçta Avrupa ile kısıtlı ama yine de zevkliydi. Bizim kazandığımız altınlar, Vlaşiç'in rakipleriyle çekişmesi ve belki de en önemlisi hayatım boyunca izlediğim en iyi erkek sprinter Christophe Lemaitre'nin 200 finalinde son 60 metrede yaptığı atakla bu şampiyona da hafızadaki yerini aldı.
Şekilde gördüğünüz yaprak, pembe bir sardunya kümesine ait olsa da komşu kırmızı sardunya kümesine bağlanmak istiyor; be nedenle de o yaprak yekpare mermer olmayıp mozaik oluşturmaya çalışıyor tüm bölücülüğüyle. Fotoğrafa fon oluşturan reyhanın ve rol çalmış olan ateş çiçeğinin bu durumla elbette bir ilgisi yok.

Bu bir kitap adı. Yazarı Nobuko Kan Japonya Başbakanı Naoto Kan'ın 40 yıllık eşi. Kitapta Bayan Kan, "Bu adam nasıl başbakan oldu?" diye sorup yemek yapmaktan ya da giyim kuşamdan anlamamasını değil siyaset tarzını da eleştiriyormuş kocasının. Örneğin Başbakan'ın hükümet programını parlamentoya sunarken yaptığı konuşmadaki performansını yetersiz buluyormuş.
Bununla birlikte Bay Kan "Evdeki muhalefet" olarak tanımladığı eşinin yazdığı kitabı ise korkudan okuyamadığını itiraf etmiş.

