8.01.2017

baltık: yiyelim içelim

Baltık seyahatindeki herhalde en güzel şeylerden birisi de deniz mahsülüne (özellikle de somona) doymaktı. Yanında da mantar, patates, lahana veya pancar olmazsa olmazı. Ayrıca av hayvanlarına da menülerde sık sık denk geliyorsunuz, ilgililere duyurulur. Helsinki'de Kappeli'de kahvaltıda somon çorbası içmek mümkün. Şehirde ucuza yemek yemenin bir başka yolu da pazar meydanındaki tezgahlardan balığınızı almak. Helsinki'deki tüm restoran ve kafelerin güzel yanı ise tezgahta beleş su servisi olması. Diğer üç ülkede ise ortaçağ temalı restoranlar sık sık karşınıza çıkıyor. Fazla turistik olduğundan bulaşmadık ama ucundan görmek için Tallinn ana meydanındaki III Draakon'a bakabilirsiniz. Nitekim Vilnius'taki Lokys ise aynı yemekleri daha ucuza ve bir restoran ortamında sunduğundan şiddetle önerilir.

Bizim gibi yazın giderseniz pazarlarda çeşit çeşit orman meyvelerinin satıldığını göreceksiniz, ama her birinin kiloyla değil de litre olarak satılmasına da şaşıracaksınız. Bu meyvelerle yapılmış envai çeşit tatlı ise bulmuşken denenmesi gerekenlerden. Tatlı demişken Rus etkisiyle "bilini"lere de rastlamak mümkün: misal Tallinn'deki Kompressor'a bir uğrayın derim. Trakai'ye gitmişken de Karay Türkleri'nin milli yemeği "kıbın"ı yemeyeni dövüyorlardır muhtemelen.









Baltık seyahatinin bir başka güzelliği ise bol bol bira içebilmek. Nitekim birçok restoran kendi birasını yapmakta. Mesela Tallinn'deki Beerhouse ve Hell Hunt olsun, Riga'daki Alus Seta veya Vilnius'taki Snekutis olsun hem çeşit çeşit biraları hem de biranın yanına getirdikleri yemekleriyle hala burnumda tütüyor. Yine Rus etkisiyle alkolsüz bira kvas da sık bulabileceğiniz bir içecek. Gitmişken oranın geleneksel içkisi nedir deneyeyim diyorsanız benim gibi, Estonya'da Vana Tallinn, Letonya'da da Black Balsam tam size göre. Son bir not: Finlandiya'nın kişi başı kahve tüketiminde dünya birincisi olduğunu biliyor muydunuz?










31.12.2016

2016 biterken

Bir süredir tek dileğim gelen yıldan daha iyi geçmesi oluyor yeni bir yıla girerken ama nasıl oluyorsa her yeni yıl da bir öncekini aratıyor. Kişisel olarak daha berbat yıllarım da olmuştur ama böylesine toplumsal ve de dünyasal daha beter bir yıl görmedim ve umarım da bir daha görmem...

25.12.2016

krakow çevresi

 Krakow şehir olarak güzel olduğu kadar çevresi de ilgi çekici. İlk görülesi yer yüzlerce yıl boyunca Krakow'un zenginliğinin kaynağı olmuş ve şimdi de bir turistik cazibe merkezine dönmüş olan Wieliczka Tuz Madeni. Bireysel gezi mümkün olmadığından gider gitmez hemen yarım saatte bir düzenlenen ve katılmcı sayısı limitli olan turlardan en yakın zamandaki için biletlerinizi alın (misal biz yarım saat beklemiştik). Rehberli turların da fiyatları Polonya geneline göre biraz yüksek ama kesinlikle değiyor (ecnebi biletlerinin Leh vatandaşı biletlerine göre %50'ye yakın pahalı olduğunu da söyleyeyim). Bol bol merdiven inip çıkıp, koridorlardan geçerek yaklaşık 2 saatlik turda artık kullanılmayan tuz madenin duvarlarına nasıl tablolar işlendiğini (özellikle St King şapeli), nasıl heykeller yontulduğunu hayranlıkla izlemeniz garanti. Ulaşımı ise çok basit: merkez tren istasyonundan yarım saatte bir kalkan trene atlayıp son durak olan Wieliczka Rynek Kopalnia istasyonunda inmeniz yeterli.




Krakow yakınlarında bulunan ve ziyaretçi akınına uğrayan bir başka yer ise Auschwitz toplama kampı. Nazi ölüm makinasının bu en acımasız örneğini görmek insanlığın ne dip noktalar yapabileceğine şahit olmak açısından önemli. Görecekleriniz ise dehşet verici olacak, buna kendinizi hazırlayıp gittiğinizden emin olun.

Öncelikle bir müzeye dönüştürülen Auschwitz ve hemen yakınındaki Birkenau kamplarına ulaşmak da kolay değil. Toplu taşımayla 70 kilometer uzaklıktaki Oswiecim kasabasına ulaşmak uzun ve zahmetli. Buna karşılık çoğu tur ise sizi müze yönetiminin düzenlediği rehberli turlara sizi katıyor. Kampa girişler ücretsiz olsa da rehberli turlar ücretli ve saat 10-15 arası sadece rehberli tura izin veriliyor. Okuduklarımdan ve gördüklerimden çıkardığım kadarıyla tek başına gezmek daha iyi çünkü gruplar çok kalabalık ve bazı küöük mekanlarda o kadar insanla beraber durmak insana fazlasıyla sıkıntı verebiliyor. Ve en önemlisi göreceklerinizi hazmetmek hiç de kolay değil, o sebeple kendi hızınızda gezmek bence en iyisi...

Nitekim meşhur "Arbeit Macht Frei" yazısının altından geçtikten sonra her biri başka bir sergiye dönüştürülmüş barakalarda kampta günlük yaşama, belgelere, öldürülenlerden kalanlara bakakalıyorsunuz. Birkenau'dan ise geriye pek bir şey kalmamış zaten...

4.12.2016

krakow

Varşova ne kadar yeniyse Krakow o kadar eski, Varşova ne kadar soğuksa Krakow o kadar sıcak. Bunda en büyük etken uzun süre Polonya Krallığı'nın başkenti olması ve de Nazi işgalinde yıkılmadan kalması. Eski Şehrin merkezini oluşturan meydanı, 1241 Tatar istilasını haber verirken öldürülen borazancının anısına her saat başı fotoğrafta da görülen kuleden borazan çalınan St Mary Kilisesi, eski kumaş çarşısı ve etrafındaki binalar tüm seyahat boyunca olduğu gibi yine benim "eski zamanlara ilgi düğme"me basılmasını sağlıyor. Hemen meydanın altında yer alan ve gayet güzel filmler ve canlandırmalarla Krakow tarihini anlatan Rynek Yeraltı Müzesi de beklentileri fazlasıyla karşılıyor.

Meydandan kuzeye gidince hemen karşımıza Barbican ve eski şehir kapısı çıkarken  güneye gidince Vistül'e hakim Wawel Kalesi hemen kendine doğru çekiyor. İçerisinde birçok müze ve kilise olan Wawel'de tek girdiğimiz müze Nazi yağması sonrası evine dönebilen Da Vinci'nin Gelincikli Kadın tablosu oluyor. Eh ne de olsa Krakow'da karşınıza bir Da Vinci tablosu çıkmasıın beklemiyorsunuz...

Güneye doğru yürüyüşünüze devam ettiğinizde de eski Yahudi mahallesi Kazimierz'e geliyorsunuz, ki en gelinesi zaman cuma ve cumartesi akşamları. Nitekim bizim kaldığımız ev de burada ve biz pazar sabahı kahvaltı yaparken Leh gençleri bol alkollü bir akşam sonrası evlerine daha yeni gidiyorlardı. Kazimierz'den devam edip Vistül'ü geçince Krakow gettosuna ulaşmış oluyorsunuz. Şu fotoğrafın çekildiği meydanda şu an sadece sandalyeler var gidenlerin anısına, getto ise küçücük bir duvar parçasından ibaret kalmış. Zaten bir avuç Yahudi dışında eski sakinlerinden de kimse kalmamış...

Biz gitmedik ama olur sa siz şehrin doğu mahallelerine giderseniz bu sefer de Stalin'in çelik üretim projesi Nowa Huta'ya ulaşmış olursunuz. Lenin Çelikhanesi'nin çevresinde şekillenen işçi şehri şüphesiz ki Sovyetlerin yıkılması sonucu tamamen değişmiş, örneğin Lenin heykelinin bulunduğu meydanın adı  Ronald Reagan Meydanı artık...

20.11.2016

varşova-krakow yolu

Polonya'nın tren yolları Baltık ülkelerinin tersine gayet gelişmiş, sanayileşmiş bir Doğu Bloku ülkesi olmasının da etkisiyle. Ülkenin kuzeyindeki Gdynia'dan kalkıp başkent Varşova'dan geçip en güneydeki Krakow'a ulaşan hat da en modern trenlerin olduğu hat. Nitekim Varşova merkezdeki Wschodnia durağından Krakow'a ulaşmak 2,5 saat sürüyor. Trenler gayet rahat, her ne kadar internet olmasa da koltuklarda priz mevcut. Bir içecek de bedava.

Fakat o bileti almak biraz sıkıntılı. İnternetten alınca print etmek gerektiğinden gidip terminalden alayım diyorum fakat İtalya'nın aksine otomatlardan almak bir işkence. Bu durumda tek çözüm Sovyetik dönemden kalma bir sıraya girip yarım saat bekleyip de sıra gelince kısa kesilmiş saçları ve çat pat İngilizcesiyle yardımcı olmaya çalışan teyzelerle anlaşıp istediğiniz saate bilet almak.

Nitekim sonunda Krakow'un tren garı/otobüs terminali/AVM kombinasyonuna ulaşıyoruz...

13.11.2016

varşova


 Çok üzgünüm ama Varşova çok da güzel bir şehir gibi gelmedi bana. Bunda en büyük pay 1944 ayaklanmasında tamamen yıkılıp savaş sonrası da Doğu Bloku'nun bir parçası olarak yeniden inşa edilmesi. Eski Şehir ve kale aslına uygun olarak yapılmış İtalyan ressam Canaletto'nun tabloları temel alınarak ama bir yandan da Sovyetik bloklar dikilmiş, geniş caddelerle donatılmış ve şehrin yeni merkezi olarak da Stalin'in hediyesi Kültür Sarayı mihenk taşı olmuş.

Defalarca tarih sahnesinden silinip tekrar küllerinden doğan Polonya'nın başkenti elbette tüm o tarihini, acılarını, görkemini ve ünlü evlatlarını da en iyi görebileceğimiz yer elbette. Artık çok spesifik olmadıkça/alternatifi bulunmadıkça müze gezmelerini sınırlamış bulunuyorum, bu konu hakkında da üşenmezsem yazasım var. Bu sebeple Varşova'da bir tek Ayaklanma Müzesi'ni gezdik. 4 yıllık Nazi işgaline karşı Kızıl Ordu'nun yaklaşmasını da fırsat bilip ayaklanan Varşova Hitler'in emriyle yıkılır. Nitekim savaş bittiğinde şehirde sadece on bin kişi kalmış. İşte bu iki aylık süreci dökümanlar, videolar, interaktif ekranlar ve çok etkileyici bir filmle bu müzede görebiliyorsunuz.
 Eski bir imparatorluk başkenti olduğundan saraylar da var elbette Varşova'da. Bunların en meşhuru da Chopin heykelinin altında konserler verilen, gölünde kayıkla gezilebilen, çimlerinde sincapların koşturduğu Lazienki Park. Hava güzelse yarım gün zaman geçirilebilecek mutlaka görülesi bir yer.

Görülmesi gereken diğer yerlerse dünyaca meşhur Polonyalılara ait. Mesela Mikołaj Kopernik heykelini ve tarifini yaptığı Güneş Sistemi'ni gösteren meydanı görmemek imkansız. Hemen karşısında da Fryderyk Chopin'in kalbinin yer aldığı Kutsal Haç Kilisesi. Kilisenin hemen önünde siyah bir bank var, dikkat etmezseniz önünden geçip gidersiniz. Ama dikkat ederseniz ve üzerindeki düğmeye basarsanız birden Chopin'in notalarını duymaya başlarsınız. Nitekim bu banklardan Chopin'in hayatında yer tutan binaların önlerinde birer tane bulmak mümkün. Karşınıza çıkacak bir başka Polonyalı da iki ayrı dalda Nobel ödüllü Marie Skłodowska Curie. Güzel bir heykeli ara bir sokaktan Vistula Nehri'ne doğru bakmakta...