4.12.2016

krakow

Varşova ne kadar yeniyse Krakow o kadar eski, Varşova ne kadar soğuksa Krakow o kadar sıcak. Bunda en büyük etken uzun süre Polonya Krallığı'nın başkenti olması ve de Nazi işgalinde yıkılmadan kalması. Eski Şehrin merkezini oluşturan meydanı, 1241 Tatar istilasını haber verirken öldürülen borazancının anısına her saat başı fotoğrafta da görülen kuleden borazan çalınan St Mary Kilisesi, eski kumaş çarşısı ve etrafındaki binalar tüm seyahat boyunca olduğu gibi yine benim "eski zamanlara ilgi düğme"me basılmasını sağlıyor. Hemen meydanın altında yer alan ve gayet güzel filmler ve canlandırmalarla Krakow tarihini anlatan Rynek Yeraltı Müzesi de beklentileri fazlasıyla karşılıyor.

Meydandan kuzeye gidince hemen karşımıza Barbican ve eski şehir kapısı çıkarken  güneye gidince Vistül'e hakim Wawel Kalesi hemen kendine doğru çekiyor. İçerisinde birçok müze ve kilise olan Wawel'de tek girdiğimiz müze Nazi yağması sonrası evine dönebilen Da Vinci'nin Gelincikli Kadın tablosu oluyor. Eh ne de olsa Krakow'da karşınıza bir Da Vinci tablosu çıkmasıın beklemiyorsunuz...

Güneye doğru yürüyüşünüze devam ettiğinizde de eski Yahudi mahallesi Kazimierz'e geliyorsunuz, ki en gelinesi zaman cuma ve cumartesi akşamları. Nitekim bizim kaldığımız ev de burada ve biz pazar sabahı kahvaltı yaparken Leh gençleri bol alkollü bir akşam sonrası evlerine daha yeni gidiyorlardı. Kazimierz'den devam edip Vistül'ü geçince Krakow gettosuna ulaşmış oluyorsunuz. Şu fotoğrafın çekildiği meydanda şu an sadece sandalyeler var gidenlerin anısına, getto ise küçücük bir duvar parçasından ibaret kalmış. Zaten bir avuç Yahudi dışında eski sakinlerinden de kimse kalmamış...

Biz gitmedik ama olur sa siz şehrin doğu mahallelerine giderseniz bu sefer de Stalin'in çelik üretim projesi Nowa Huta'ya ulaşmış olursunuz. Lenin Çelikhanesi'nin çevresinde şekillenen işçi şehri şüphesiz ki Sovyetlerin yıkılması sonucu tamamen değişmiş, örneğin Lenin heykelinin bulunduğu meydanın adı  Ronald Reagan Meydanı artık...

20.11.2016

varşova-krakow yolu

Polonya'nın tren yolları Baltık ülkelerinin tersine gayet gelişmiş, sanayileşmiş bir Doğu Bloku ülkesi olmasının da etkisiyle. Ülkenin kuzeyindeki Gdynia'dan kalkıp başkent Varşova'dan geçip en güneydeki Krakow'a ulaşan hat da en modern trenlerin olduğu hat. Nitekim Varşova merkezdeki Wschodnia durağından Krakow'a ulaşmak 2,5 saat sürüyor. Trenler gayet rahat, her ne kadar internet olmasa da koltuklarda priz mevcut. Bir içecek de bedava.

Fakat o bileti almak biraz sıkıntılı. İnternetten alınca print etmek gerektiğinden gidip terminalden alayım diyorum fakat İtalya'nın aksine otomatlardan almak bir işkence. Bu durumda tek çözüm Sovyetik dönemden kalma bir sıraya girip yarım saat bekleyip de sıra gelince kısa kesilmiş saçları ve çat pat İngilizcesiyle yardımcı olmaya çalışan teyzelerle anlaşıp istediğiniz saate bilet almak.

Nitekim sonunda Krakow'un tren garı/otobüs terminali/AVM kombinasyonuna ulaşıyoruz...

13.11.2016

varşova


 Çok üzgünüm ama Varşova çok da güzel bir şehir gibi gelmedi bana. Bunda en büyük pay 1944 ayaklanmasında tamamen yıkılıp savaş sonrası da Doğu Bloku'nun bir parçası olarak yeniden inşa edilmesi. Eski Şehir ve kale aslına uygun olarak yapılmış İtalyan ressam Canaletto'nun tabloları temel alınarak ama bir yandan da Sovyetik bloklar dikilmiş, geniş caddelerle donatılmış ve şehrin yeni merkezi olarak da Stalin'in hediyesi Kültür Sarayı mihenk taşı olmuş.

Defalarca tarih sahnesinden silinip tekrar küllerinden doğan Polonya'nın başkenti elbette tüm o tarihini, acılarını, görkemini ve ünlü evlatlarını da en iyi görebileceğimiz yer elbette. Artık çok spesifik olmadıkça/alternatifi bulunmadıkça müze gezmelerini sınırlamış bulunuyorum, bu konu hakkında da üşenmezsem yazasım var. Bu sebeple Varşova'da bir tek Ayaklanma Müzesi'ni gezdik. 4 yıllık Nazi işgaline karşı Kızıl Ordu'nun yaklaşmasını da fırsat bilip ayaklanan Varşova Hitler'in emriyle yıkılır. Nitekim savaş bittiğinde şehirde sadece on bin kişi kalmış. İşte bu iki aylık süreci dökümanlar, videolar, interaktif ekranlar ve çok etkileyici bir filmle bu müzede görebiliyorsunuz.
 Eski bir imparatorluk başkenti olduğundan saraylar da var elbette Varşova'da. Bunların en meşhuru da Chopin heykelinin altında konserler verilen, gölünde kayıkla gezilebilen, çimlerinde sincapların koşturduğu Lazienki Park. Hava güzelse yarım gün zaman geçirilebilecek mutlaka görülesi bir yer.

Görülmesi gereken diğer yerlerse dünyaca meşhur Polonyalılara ait. Mesela Mikołaj Kopernik heykelini ve tarifini yaptığı Güneş Sistemi'ni gösteren meydanı görmemek imkansız. Hemen karşısında da Fryderyk Chopin'in kalbinin yer aldığı Kutsal Haç Kilisesi. Kilisenin hemen önünde siyah bir bank var, dikkat etmezseniz önünden geçip gidersiniz. Ama dikkat ederseniz ve üzerindeki düğmeye basarsanız birden Chopin'in notalarını duymaya başlarsınız. Nitekim bu banklardan Chopin'in hayatında yer tutan binaların önlerinde birer tane bulmak mümkün. Karşınıza çıkacak bir başka Polonyalı da iki ayrı dalda Nobel ödüllü Marie Skłodowska Curie. Güzel bir heykeli ara bir sokaktan Vistula Nehri'ne doğru bakmakta...




30.10.2016

trakai





Trakai, Vilnius'tan trenle yarım saatte ulaşılabilen bir sayfiye yeri. Litvanya Büyük Dükalığı'nın bu eski başkenti göl ortasındaki bir adada yer alan kaleye ev sahipliği yapıyor ve göl de özellikle haftasonları türlü çeşitli su aktivitelerine imkan sağlıyor. Ayrıca etrafta bol bol da fotoğraf çektiren gelin-damat ikililerine ve de bekarlığa veda toplantılarına denk geliyorsunuz.

Trakai'nin bir başka özelliği de Yahudi Türkler Karayların (Karaim) merkezi olması. Sayıları artık yüzlerle ifade edilen ve dilleri yok olma aşamasındaki Karay Türkleri'nin 1397 yılında dük Vytautas tarafından Kırım'dan getirildiği söylenmekte-o zamanlar Litvanya Büyük Dükalığı'nın Baltık Denizi'nden Karadeniz'e kadar yayıldığını da belirtmek lazım. Karaylar'ı merak edip araştırınca ilginç şeyler de ortaya çıkıyor. Zamanında geniş bir coğrafyaya yayılmış bu halk diğer Yahudi topluluklarından da farklı bir inanca sahip ve bu nedenle de soylarının devamı tehlikede. Türkiye'dekilerle ilgili şu yazıyı tavsiye ederim.

Tren istasyonundan göle yürüyüş onbeş dakika kadar sürüyor ve yol boyunca ahşap Karay evlerini görüyorsunuz, ayrıca karşınıza Karayca tabelalar da çıkıyor. Karay yemeği olan kıbın ve cantık yiyeceğiniz yerler de cabası. Hava güzelse göl kıyısında ve kalenin etrafında dolanmak keyifli, merak ediyorsanız Etnografya Müzesi de gezilebilir. Nitekim 2-3 saat gezmek için yetiyor Trakai'ye. Son bir not: bileti istasyondan değil de trenden alırsanız daha pahalı, ayrıca sadece nakit kabul ediyorlar gişelerin aksine.


16.10.2016

vilnius

Vilnius diğer Baltık şehirlerine göre biraz daha mütevazi, kaldırımlar daha dar ve bakımsız. Yine bir eski şehir var cazibe merkezi. Yine Arnavut kaldırımı sokaklarda dolaşmak çok zevkli. Fotoğrafta görülen Gediminas Kulesi şehre tepeden bakmak için iyi bir yer. Beyaz Vilnius Katedrali ile başlayıp, arada karşınıza çıkan kiremit rengi kiliseleri gezip en son da Ortaçağ şehrinin son görülebilen kapısı Şafak Kapısı'nın üzerindeki küçük şapelle bir dini tur da yapılabilir.

Vilnius'u diğer şehirlerden daha ilginç yapan yer ise ufak bir dereyi aşıp köprüden geçince karşınıza çıkan Uzupis. Tıpkı Metelkova gibi alternatif bir bölge olarak ön plana çıkıyor. Hatta kendilerine bir anayasa bile hazırlamışlar ve bunu 24 ayrı dilde yazıp sergilemişler. Merak edenleri şöyle alabiliriz.



2.10.2016

riga



Riga'nın eski şehri surların içinde hapsolmadığından (ne de olsa savaşlar sonrası yıkılmış) Hansa dokusu daha yeni binalarla biraz iç içe geçmiş durumda. Klasik bir Eski Şehir var ki burada lonca binaları ve rivayete göre ilk Noel ağacının süslendiği Karakafalar Evi (en üstteki fotoğraf) kiliseler ile birlikte Ortaçağ mimarisinin güzel örnekleri olarak karşınıza çıkıyor. Elbette yer yer Sovyetik dönem de işin içine karışmıyor değil. Mesela en başat örneği hemen Eski Şehri çevreleyen park ve kanalın tam orta yerinde bulunan Özgürlük Anıtı. Sonuçta bu Baltık'ın genel özelliği ama Riga'yı farklı yapan Art Nouveau binalar. Bunların kaynağı da meşhur yönetmen Eisenstein'in mimar babası. Kendisinin yüzyıl başından kalan eserleri Alberta ve Elizebetes sokakları boyunca görülebilir.

Şehirdeki bir başka enteresan yapı ise aşağıda görülen pazar yeri. Kendisi zamanında Almanlar tarafından zeplin hangarı olarak yapılmış. Zeplinin esamesi okunmadığı için de şimdi Avrupa'nın en büyük pazar yeri olma iddiasında.


Letonya 1918 yılında bağımsızlığını ilan ettikten sonra önce Nazi sonra da Sovyet işgaline uğrayıp uzun süre SSCB'nin içinde yer aldıktan sonra 1991 yılında tekrar bağımsızlığıa kavuşuyor. Tüm bu süreçleri ise girişi ücretsiz olan Letonya'nın İşgali Müzesi'nde görebilirsiniz.