31.12.2009

günün anlam ve önemine istinaden

"yılbaşının da sence hiçbir hususiyeti yok mudur?" diye sordum.

"hayır" dedi, "senenin diğer günlerinden ne farkı var sanki? tabiat onu herhangi bir şekilde ayırmış mı? ömrümüzden bir sene geçtiğini göstermesi bile o kadar mühim değil: çünkü ömrümüzü senelere ayırmak da insanların uydurması... insan ömrü doğumdan ölüme kadar tek bir yoldan ibarettir ve bunu üzerinde yapılan her taksimat sunidir..."

tarihe tanıklık etmek istiyorum hakim bey

31 Aralık 2009 gününün ilk saatlerinde kafam kadar sivrisinek tarafından uyandırıldım, şikayetçiyim. Ha bir de bu diş ağrısı nereden çıktı?

29.12.2009

2 yıl

"nedensiz bir çocuk ağlaması bile çok sonraki bir gülüşün başlangıcıdır. her başlangıçta yeni bir anlam vardır." diyerek başladım burayı yazmaya tam 2 yıl önce. Dün gibi aklımda; önce ismi buldum, sonra açılışı ve ayarları yaptım, en son da siftah yapıp başladım. İsmin de öyle özel bir anlamı yoktu, kafamdakileri doldurma yeri olarak planlamıştım burayı. Peki hayatında günlük tutmamış, özel hayatını ve düşüncelerini pek de paylaşmayan beni, neydi bir blog sahibi yapma yolunda ilerleten? Birincisi acetobalsamico. Uzun süre takip ettiğim tek blog oldu; hem sadece futbol da yazmıyordu, yemekler ve güzel hatunlar da vardı o dönem blogunda. Sonra eş dostun da blogları olduğunu keşfettim. Bir de internette bulduğum güzel fotoğrafları koymak için açtım biraz da tıpkı itidal gibi. Sonraki dönem yazmamışım iş güç derken, gazım kaçmış. İnternette örneklerini kolayca bulabileceğiniz başlanmış ve unutulmuş bloglar listesine adaydı burası da.

Belki de esas yazmaya başladığım tarih 13 Ocak 2009. Hayatımın gayet boktan bir döneminde ne yapsam ne etsem diye düşünüyordum. İzmir Kordon'da dolaşırken aklıma geldi bu blog, dedim canlandırmak lazım burayı; en azından yediğimi içtiğimi yazarım. Sonra da otele döndüğümde bir azimle giriştim. İlk yorumu da trofolo'dan alınca mutlu oldum açıkçası.
O günden bugüne aklıma geldikçe yazdım, yeni blogları takibe aldım, yeni insanların beni izlediğini gördüm, sevindim. Bu arada hayatımla ilgili epeyce birşeyi de ifşa ettim. Aldığım vizeyi bile koydum daha nolsun? Ha memnun muyum? Evet. Peki ne olacak burası? Hiçbir fikrim yok. Zaten gayet obsesif olan ben nedense geleceğe dair konularda hayatı akışına bırakıyorum. Bakarsınız bloglar demode olur ve yazmayı bırakırım. Bakarsınız çoluk çocuğa karışıp aile reisi olurum vaktim kalmaz (içim ürperdi yazarken). Ama şimdilik görülen o ki bir süre daha buradayım; hem Asya ve Latin Amerika'da köşe başı internet mevcut. Bir gün kaçarsam buralardan merak eden de takip eder bu mecradan.

Nerde kalmıştık?

top ten


200. posttan sonra 300. posta da ulaştık; hayırlısı olsun. E 300 İspartalı koyacak halim yoktu; 2007 Mayıs Vogue kapağındaki 10 hatunla idare edin. Maviyi de çok severim...
Bu kadrodan bir beşle sahaya çıkacak olsam Coco, Caroline, Doutzen, Raquel, Hillary tercihim olurdu. Başka önerisi olan?

28.12.2009

a tribute to jack london

Jack London'un (ki kendisi High Fidelity'ye selam çakacak olursak top5 yazar listemdedir) şu an aklıma gelen iki eserinde mavi yakalıların eşek gibi çalışıp mekanikleşmesine gösterdiği tepkiler vardır. Martin Eden'de çamaşırhanede haftanın altı günü sabahlara kadar çalışan Joe Dawson kazandığı tüm parayı pazar günü barda sarhoş olup devrilene kadar tüketir; deli gibi çalışan sonra da masa üstlerinde göbek atan finans sektörü mensuplarına ne kadar da benziyor. Adını hatırlamadığım bir başka hikayede de baş karakter (Walter?) onlu yaşların başından itibaren fabrikada gayet mekanik ve tekrar eden hareketler yaparak çalışıyordu, ta ki bir sabah hasta olduğu için işe gitmeyene kadar. O gün evde yatıp bol bol düşünüyor, günlük yaşantısına dışarıdan bakıyor, ertesi gün işe gitmiyor, sonraki gün de kendini nereye gittiğini bilmediği bir trende buluyordu.
Ben hiçbir zaman beden gücünden para kazanmadım. Hatta bunu anlattığım Taylandlılar ellerimin pamuk gibi olmasına şaşırıp benim ladyboy'lara benzediğime dair imalarda bulunmuşlardı; ne de olsa onlar yürümeye başladıkları andan itibaren pirinç tarlasında çalışmışlardı.
Buraya nereden geldik? Bu karanlık pazartesi sabahı yine ofiste, yine floresan ışıkları altında, kulağımda Carla Bruni oturuyorum. Joe Dawson gibi tepki veremiyorsam bu çalışma sistemine Walter'ın tepkisinden başka bir seçenek kalıyor mu önümde?

araştırma sonucu düzeltme: hikayenin adı "The Apostate", karakterin adı Johnny. Arz ederim.

ölümü gördük sıtmaya razıyız değil mi?

2009'u nasıl bilirdim? İyi bilirdim. Daha iyi yıllar geçirdim mi? Geçirdim; ama daha kötüsünü de geçirdim. Kötü başladım, iyi bitirdim. Umutsuz da hissettim umutlu da; hayat böyle birşey sonuçta. Önümüzdeki senelere bakıyoruz artık; puan veya puanlar almaya geldik. Koskoca hayatın böyle hakem oyunlarına ihtiyacı yok.
Geçen seneye uyuyarak girmiştim bütün sene uyudum sayılır. Bakalım bu seneye nasıl gireceğim?

27.12.2009

in treatment

Ajandanın ilk sayfasını doldurdum. 2 Ocak Cumartesi/10.00/Terapi. Bu mudur yeni bir başlangıç?

25.12.2009

itinayla sabotaj düzenlenir

Sandinist hükümete karşı sabotaj teknikleri. CIA el kitabından.

bu kadar da olmaz

Gördüğünüz fotoğraf 8 yıl boyunca ABD'nin Kamboçya'da bombaladığı yerleri göstermekte kırmızı ile. Yazık...

30 yıl?


SSCB Afganistan'a gireli 30 sene olmuş. Ha ne değişti ki oralarda? Sadece aktörler.

24.12.2009

did i listen to pop music because i was miserable, or was i miserable because i listened to pop music?


odamda yolculuk


Tüm sözlerin "gitmiş, dönmesinden de umut kesilmiş" birisine yazıldığı güzel albüm. Kışın Pürtelaş'tan şehir hatları vapurlarını izlediğim, bir abajurla aydınlanmış akşamlar geliyor aklıma. Ne yapacağımı bilmediğim bir dönem olsa da o kadar da kötü zamanlar değilmiş 2004 başı; insan daha kötülerini yaşayınca anlıyor.
senden haber almadan
nasıl çıkarım yollara
tek dileğim bir ışık olsa da

notlar ve abuklamalar

*Herkes aklına gelenleri kısa kısa yazıyor benim neyim eksik?

*Hani ben aralıkta 2 hafta yoktum ya, hani ocak başında toplantı vardı ya. Yalanmış hepsi.

*Bir fotoğraf aranıyor: yıllar önce bir yerde görüp hayran hayran seyrettiğim bir fotoğraf geldi aklıma; bulunca hikayesini de yazarım. Ben ipuçlarını vereyim belki tanıyan çıkar. Böyle çok güzel zarif bir kadın var; muhtemelen de ünlü. 60lar muhtemelen. Güneş gözlükleri, gülümsemesi ve sola eğdiği başıyla uzun uzun baktırıyor kendisine. Ha bir de muhtemelen Venedik'te kanal kenarında oturuyor. Bulanların insaniyet namına haber vermesini talep ediyorum.

*Eski iş yerimde bir odada iki kişiydik. Oda arkadaşım müzik dinlemeyi seven birisiydi; bense iş yaparken mutlak sessizlik ararım. Neyse bu arkadaşa kulaklıkla dinlemesini kabul ettirmiştim de rahat etmiştim. Şimdiki ofis ise gayet açık bir ofis. Dört masa yan yana, opsiyonel Joy FM yayını ve florasanlarla bildiğin plaza ortamı. Baktım olacak gibi değil artık iPod'umu getirmeye başladım ofise. Fırsattan istifade Carla Bruni'ye olan hayranlığımı bir kez daha belirteyim.

*Galiba bitti...

bende bir gariplik var sanki

Bir süredir UGG bot tartışması var ya hani; ben bazı hatunlarda bu botları çok güzel buluyorum. Bu konu üzerine biraz daha kafa yormam lazım galiba...

22.12.2009

bugün yağmur bir kadın saçıdır


The Mouse That Roared sayesinde tanıştık. Peter Sellers diye oturduk Jean Seberg diye kalktık. Neyseki bizden daha itidal sahibi bir hayranı var ara ara hatırlatıyor kendisinin güzelliğini. İşin enterasanı uzun saç fetişizmi olmasına rağmen kendisinin saçlarına -ve elbetteki duruşuna- hasta olmamdır.

21.12.2009

halef selef

video video

Kadın sırtı estetiktir, önemlidir. Selef çilleriyle kolay kolay İsveçli diyemeyeceğiniz Mini Anden, halef son dönemdeki favorim Anja Rubik.

20.12.2009

al sana globalizasyon

Herkesin bildiği bir fıkra vardır ya yeni bir yorum getirmek lazım ona. Akşam yemeğinde İsveç köftesi, İtalyan makarnası ve Latin Amerika guakamolesi yiyorsan bunun adı küreselleşmedir. Ha ne kattın dersen sen bahçe zeytini kattım; avokadoyla iyi gidiyor...

19.12.2009

değiştim ben sevgilim aynı insan mıyım

Bugün ajanda aldım kendime hayatımda ilk defa. Ece'nin avuçiçi kadar ajandası. Şimdi kariyer basamaklarında ilerliyoruz ya, yöneticilik vs derken fazla dağılmadan devam etmek lazım. Ha bu arada masayı toplarken bir sürü krama olduğunu hatırladım elimde. Var mı isteyen?
Başlık Kesmeşeker'e aittir, mevcut durumumla alakası yoktur, zaten benim değişimimi merak eden kim vardır? Kesmeşeker'e ne oldu acaba?
Amma çok soru sordum...

18.12.2009

ne güzel bir cuma

Bugün boşa geçti, yapacak işler çok ve ben bu yazıyı ofis dahilinden yazıyorum. Hayır iş yapmıyorum hala ve trafiğin açılmasını bekliyorum. Güngören'deki Antep mahallesine uğradım da öğlen hala feci şiş hissediyorum, düşünün artık ne kadar yediğimi.
Eve gidince yapacak birşey var mı? Yok...
Haftasonu da rutin geçecek: sabah terapi, dönüşte pazar alışverişi sonrası yatış pazar akşamına kadar. En iyisi eve iş götüreyim değişiklik olsun.

16.12.2009

kız meselesi

Heykeli yerleştirmişler Silvio'nun suratına. Milletin karısına kızına asılırsan olacağı buydu. Vilyada he mi?

13.12.2009

ceviche

Beni tanıyan bilir deniz mahsülleri konusunda sınır tanımayan bir yapım vardır. Şimdiye kadarki rekorum denizden 5 dakika önce çıkmış pinayı limon-zeytinyağı-tuz üçlüsüyle mideye indirmek; o sebeple "çiğ balık yenir mi?" sorusuna cevabım "evet" olur. Bir süredir bu ceviche denilen şeye taktım nihayet haftasonu yaptım. Buyrun tarifi:
1. Levrek fileto yaptırılır, bu arada jumbo karides de alınır.
2. Karidesler ayıklanır, levrek ince şeritler halinde kesilir.
3. Limonlar sıkılır, arasına narenciye de eklenebilir.
4. Elimizdeki deniz mahsülleri (levrekler ve karidesler ayrı olmak üzere) bir kaba konulup üzerine limon suyumuz dökülür. Biraz tuz ve karabiber eklenip buzdolabına kaldırılır.
5. Siz içeride uyurken televizyon seyrederken vs buzdolabındaki deniz mahsüllerimiz limonla pişer.
6. Levreklerin suyu süzülüp hazırladığımız hardallı zeytinyağlı sosla karıştırılır.
7. Karidesler büyük olduğundan pişmesi uzun sürer. Onları süzüp üzerine zeytinyağı eklenir.
8. Afiyet olsun.

Bu sayede balığa limon sıkmak isteyenler için bir tarif vermiş oluyoruz. Ha bu sefer de balık çiğ diye yemezlerse çok şey kaçırırlar.

12.12.2009

yaşlandım mı ne?

Haftaiçi alkol alınca sabahları beton gibi oluyorum. Dün de 20.30 itibariyle maç seyrederken uyuya kalmışım. Kesin yaşlanıyorum ben.

11.12.2009

çintar

Nihayet yiyebildim. Bodrum.'dan gelen paket itinayla tüketildi. Tereyağıyla tavada çevrilmesini öneririm; istiridye mantarı bile tırt bunun yanında.

9.12.2009

2

Berbat bir güne uyandığımı biliyordum. Hava kapalı, arada da iniyor yağmur. O akşam uçağım var ama şurası kesin ki şimdi gitsem bile 1-2 gün içinde dönmek zorunda kalacağım. Zaten gerek de kalmıyor, telefonum çalıyor: uçağı iptal etmem gerekiyormuş.
Öğlen gibi çıkıyoruz evden. Deli gibi bir yağmur iniyor arabadan inip binaya girince. Bir önceki günden farklı birşey yok odada: renkler, koku, sesler, düşünceler aynı. Küçücük pencereden bir muz ağacı görünüyor, onu izliyorum bir süre. Yağmur dinince yiyecek birşeyler almaya çıkıyoruz. Sabah Lustral'in bittiğini fark etmiştim, "artık bırakma zamanı" diyerek almıyorum yeni kutu.
Koridorda oturuyorum uzun süre. Sonunu bildiğin bir filmin bitmesini bekliyorum aslında. Hava karardı artık, malum günler kısa. Gelip gidenler oluyor; içip sarhoş olmadan gelemiyorlar oraya. Saat 8 olduğunda vakit geldi deniliyor. Artık bitti...
Odayı toplayıp eve dönüyoruz; o kadar kalabalık ki kediler tüymüş çoktan. Merdivenlere tünüyorum; herkes gitsin yatayım istiyorum. Ertesi gün yağmur, çamur, koşuşturma... Herşey yeni başlıyor aslında.

8.12.2009

bu köşe yaz köşesi bu köşe kış köşesi

Bir süredir arkadaşlarımı bile kıskandıracak bir düzen kurdum kendime: kanepeye uzanıp televizyon karşısında yanıma da laptopu çekiyorum; bir nevi "golden triangle". Ama sıkıldım be sanki bu üçgenden, gene dergiler birikmeye başladı, idefiks'ten alınan kitaplar geldi. Sonuçta çalışma masasını düzenleyip yavaş yavaş okunacakları oraya taşımak lazım.
Bu arada Suç ve Ceza'nın çizgi romanı leziz olmuş, kitabı bir daha okumak lazım keza unutmuşum.

7.12.2009

paylaşalım kaynaşalım

Önce chat vardı, sonra bloglar ve facebook çıktı. Şimdi de friendfeed ve twitterdan yediğimiz yemekten sıçtığımız boka saniyesi saniyesine paylaşıyoruz herşeyi tüm dünyayla. Burayı okuduğunuza göre bloga yazdığımı anlamışsınızdır. Facebook'ta da varım, ama bence bu kadar yeter benim için; twitter'da kimseyi merak edip ne yazmış okumuyorum, bunun sonu yok çünkü. Hem bana ne? Neyse bu ayki Vogue Italia da selam çakmış twitter'a. Son dönemde gördüğüm en yaratıcı çekimlerden biri. Merak eden tüm fotolara ulaşabilir, ben Gisele'i koyayım numune olarak.

6.12.2009

nasıl yani bitti mi şimdi?

2005 yılında hem kariyer planlaması açısından hem de askere gitmeyi uzatmak açısından yüksek lisansa başlamıştım. Gerçi YÖK sağolsun çağırdılar gene de askere beni; bu arada çok düşündüm bu işe girişmekle iyi yapıp yapmadığımı, işime yarayıp yaramayacağımı, paralara yazık olup olmadığını. Yaşadığım gelişmeler göz önüne alınırsa evet iyi birşey yaptım galiba. Pek planlı işlere girişmedim hayatımı etkileyecek esas konularda, iş hayatında da yola çıkayım kapılar açılır elbet önümde diye düşündüm hep, şanslıyım ki açıldı da. Askerlik, hastalık, ölüm, iş, çalkantılar derken bu dönem itibariyle bitirdim bu süreci; biraz önce bitirme projesini de tamamlayıp gönderdim danışmana. Herşey tamam olunca bir diplomam daha olacak. Neyse ben çıkıp biraz yürüyüp kahve içeyim...

5.12.2009

kendimi şaşırtıyorum

Hani demiştim ya haftasonu projenin kaynakçalarını toparlayacağım diye. Neredeyse bitiyor. Şimdi yatayım ben, yarın sabah erkenden kalkıp çalışırım...

4.12.2009

şimdi onlar düşünsün

Çok seviyorum iş yaşamını. İnsanın ömrünü tüketiyor sağolsun. Mesai bitimine doğru öğrendik ki 14-26 Aralık arası eğitim veriyormuşuz. Ocakta da 4 günlük yılsonu toplantısı arkasından lansman toplantısı... Leziz! Eylülde de toplantı olacakmış, muhtemelen Ortadoğu seferi planlarım da suya düşecek.
Oy içim daraldı bu haftasonu projenin kaynakçalarını düzenleyip o işi de bitirmek lazım. İş yaşamının hastası olduğumu söylemiş miydim?

zubrowka


1 yılı aşkın süredir duran şişeyi akşam açtım. Sonuç: leziz birşeymiş bu yahu neden bekletmişim ki ben bunu?
Anja Rubik'ten sonra Polonya'yı sevmek için ikinci neden oldu...

3.12.2009

sakızlı kurabiye

Ayvalık'tan geldiler ben de 24 saat içerisinde bir kutusunu tükettim. Sakız içine girdiği herşeyi mi bu kadar güzelleştirir? Keşke her an ulaşabilsek...
Ta oralardan getirenlere selam olsun.

1.12.2009

aralık sonu ocakbaşı

yuh bir yılı daha bitiriyoruz. sigara yasağı ocakbaşlarını nasıl etkiledi acaba bir teftiş etmek lazım.

30.11.2009

8 ay daha

Yani öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı,
Yetmişinde bile, mesela zeytin dikeceksin
Hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil
Ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için
Yaşamak yani ağır bastığından…

Bugün tıraş bıçağı aldım, 8li. Bu yaklaşık 8 ay daha haftaiçi her sabah tıraş olmaya hazır olduğumu gösteriyor; 8 ay daha sakal uzatacak rahatlığa ulaşamamaya, buralardan kaçamamaya.

29.11.2009

tam uyuma havası


sesimi duy isterdim
sana bütün bu olan biteni
anlatmak isterdim
kapım çalınsın
sen ol, isterdim
gülümse önce
her günkü gibi
ve bir yorgunluk kahvesiyle
bana herşeyi anlat derdim

28.11.2009

ekg gibi bişeysin sen hayat

Büyük Türk düşünürü sezyum "Serdar Ortaç'ı yoran hayat bizim ağzımıza sıçar" demişti. Ne bu arkadaşım ya birgün "eyooo herşey pembe hayat ne güzel" diyorsun ertesi gün "hay sokayım ben böyle işe". Bipolar oldum zirve-dip-zirve-dip yapmaktan. Şeytan diyor bas lityumu odun gibi ol. Zaten rol modelim George Costanza'nın iş hayatı ile ilgili tavsiyelerini de anlayammaışım ki nurtopu gibi sorumluluklarımız oldu. Dur ben nerde yanlış yapmışım bir ona bakayım...

27.11.2009

bugün bayram


Erken kalktım ama eminim ki bu dört gün boyunca yapmayı planladığım hiçbir haltı yapamayacağım. Pazartesi gecesi de vicdan azabıyla geçecek. Bari gidip karnımı doyurayım...

26.11.2009

anket defteri

Zırlayan bir arkadaşımızı mutlu etmek için mimini cevaplayayım dedim; çok yufk yürekliyimdir. Sevmem aslında mim falan. Neyse gelelim sorulara ve cevaplara:

1-En son hangi ülkenin gündemiyle canını sıktın?
Burada yaşıyorsak buranın gündemi can sıkıyor elbet. Hala hak arayan grevcileri anarşistlikle suçlayanlar var sonuçta. Ama Laos'a da kafam girsin tabii.

2-En son hangi şarkıdan nefret ettin?
Çok steril bir hayat yaşıyorum bu konuda. Abuk subuk şarkı çalan televizyon ve radyo kanallarına maruz kalmıyorum hiçbiryerde. Ama geçen gün Ajdar ve çömezi Müslüm'ü gördüm. Tiksindim.

3-En son hangi fastfood ürününden nefret ettin?
Muhtemelen hiçbirinden.

4-En son hangi sakatatı yedin?
Çok sakatat yemem aslında. Kokoreç yerim en çok bu alanda.

5-En son hangi yerli parçayı beğendin?
İncesaz-Kalbimdeki Deniz

6-En son hangi yabancı parçayı beğendin?
Aaron-Lili (U-turn)

7-En son hangi yerli filmi beğendin?
Benim için beğenmek aklımdan çıkmaması bir süre o filmin. Kader'de oldu bu en son. Gecenin bir vakti karşıma çıktı, seyrederken pür dikkat seyrettirdi ve günlerce aklıma takıldı.

8-En son hangi yabancı filmi sevdin?
Je Vais Bien Ne T'en Fais Pas

9-En son hangi kitabı okudun?
Eğer bitirdiğimse bu soru Martin Eden. Ama yok halen ne okuyorsunsa Balkanlarda Savaş.

10-En son hangi bilgisayar oyununu oynadın?
Medieval 2 Total War: Americas'a baktım şöyle bir yıllar sonra.

11-En son hangi mizah dergisini okudun?
Yıllardır okumuyorum mizah dergisi. Hem gülmüyorum hem yazılar çok küçük geliyor gözüm görmüyor. Bodrum dönüşü serviste birisi L-Manyak bırakmış bakayım dedim. Gene gülmedim, sonra araba tuttu bıraktım.

12-En son neden korktun?
Karideslerin ölmesinden. Ve evet öldüler.

13-En son neye küfrettin?
İstanbul trafiği.

14-En son neyden kaçtın?
İşten elbette ki.

15-En sevdiğin beş film?
Hmmmm. Niye 5? Land and Freedom, Los Lunes Al Sol, High Fidelity, La Haine ve diğerleri...

17-En sevdiğin 5 yemek?
Bak bunu hayatta kısıtlayamam.

18-En sevdiğin 5 isim?
Kendi ismim. İpek var sonra. Ne biliyim Isabelle var, Nadir güzel isim bak. Ve diğerleri...

19-En sevdiğin 5 oyun?
Burada da bilgisayar oyunları sorulmuş anlaşılan: Panzer General 2, Championship Manager 2001-2001, Pirates, Civilization, Baldurs Gate 2

20-En büyük korkun?
Yükselik

21-En nefret ettiğin 5 klişe laf nedir?
"Gereğini yapacağım", "sorun sende değil bende", "şimdi bitti", "yarın ya da haftasonu", "kendisi şu an yerinde değil"

Dağılın bitti. Yok artık mim falan.

25.11.2009

sen de mi laos?

Vietnam'dan sonra Laos da sınır kapısında Türklere vize verme uygulamasını sonlandırmış. En yakın konsolosluk da Fransa'da. Buradan tüm Laos kurumlarına selamımı göndermek istiyorum.

23.11.2009

aranızda gezmek isteyen var mı?

Evet ben bir süre daha kalacağım gibi görünüyor bu yerleşik hayatta ama varsa yazın kendini yollara vurmaya niyetli gençler burs imkanı için yönlendirelim şöyle. Bu arada burs verme niyetlisi bayramda Sri Lanka'ya gidiyormuş; kıskandığımı belirtmeyi bir borç bilirim.

22.11.2009

cengiz onural


Malum Yeni Türkü'nün bende yeri büyük. Dolayısıyla Cengiz Onural da yıllardır büyük saygı duyduğum birisidir. Besteleri, rumi kemençesi, müziğe yaklaşımı, rebetikoları yaşatma çabası, mütevaziliği,... Erkan Oğur'da olduğu gibi bir kalenderlik var hep üzerinde. Defalarca sahnede izlediğim, yıllardır bestelerini dinlediğim üstada saygı göstermek lazım. İncesaz dinlerken iki gündür bunları yazmak zorunda hissettim.

20.11.2009

gezelim görelim-13: pişirelim

Seyahat yazıları serisine bu son yazıyla ara verelim. Siem Reap'te kaldığım yerin yemek kursuna gideyim dedim nasıl olsa zaman çok diye. Soldan başlayalım yaptıklarımıza:

1. Kabak çorbası: Soğan, bal kabağı, havuçları ince ince kesip tavuklarla birlikte kaynayan tencereye koyuyoruz. Tavuk bulyon, hindistan cevizi sütü, çok az şeker ekleyip 10 dakika pişiriyoruz. Sonra ortaya çıkan malzemeyi blendırdan geçiriyoruz.

2. Loc Lac: Leziz bir Khmer yemeği. Etleri ince ince kesip domates, soğan ve salatalıklarla birlikte pişiriyoruz.

3. Hindistan cevizli süt: Adı üstünde. Kaynayan suya önce ne olduğunu bilmediğim yuvarlak küçük nişastamsı şeyleri, 5 dakika sonra muzları, hindistancevizi sütünü, şekerini ve bir tutam tuzunu katıyoruz.

Bunları yaptıktan sonra "al ye" dediler. Tıka basa yedim, hesabı istedim ve sadece içtiklerimin parasının yazıldığını gördüm. "Kurs parası?" diye sorunca "bizden" dediler. Mutlu ve şişko bir şekilde masadan kalktım.

19.11.2009

17.11.2009

mister k


Je vais bien ne t'en fais pas sayesinde tanıştım Aaronla. Dallama Fransızlar'dan beklenmeyecek bir müzik. Orda burda müzik dinleyen birisi olsam dinlerdim heryerde; ama sadece evde dinliyorum. Bu vesileyle Anja Rubik üçlemesinin de sonuna gelmiş olduk.

my goldfish died today
little heart in a bubble
ray of light in my kitchen
the only livin piece of my mind
since you crossed the line
mister k mister k

they told me not to be sad
it is just a matter of time
what if you had stopped time
what if i m stuck on yours
mister k mister k

state of mind
not really united any more
but one thing is for real
a fish is a better friend than a human
and that s for sure
my goldfish died today, my goldfish died today
mister k mister k

i named it jack the ripper
psycho under water
the only livin memory
showing how, you stabbed me

15.11.2009

lili


lili
şu sahte yaşamından sıyrıl bir daha
ne olursun, bırak tüm alışkanlıklarını
göreceksin, yaşanıyor ihtiyaç olmadan yardıma
pek çoğu var öğreneceğin dahası
ileriye atacağın her adımda
karşına çıkacak her sorunda
ben olacağım senin yanında
ortasından geçeceğin her sokakta
evvelinde bulunmadığın mekânlarda
ben olacağım senin yanında
lili
biliyorsun bizim gibiler için bir yer var hâlâ
her damarda dolanır aynı kandan
seni melek yapanın kanatlar olmadığını anlarsın
tek yapacağın çıkarmak kötülükleri aklından
ileriye atacağın her adımda
karşına çıkacak her sorunda
ben olacağım senin yanında
ortasından geçeceğin her sokakta
evvelinde bulunmadığın mekânlarda
ben olacağım senin yanında
lili
bir busedeki göz açıp kapanmada bulacağız cevabı
it tüm korkularını gölgelerin derinlerine
benzeme sakın renksiz bir hayalete
çünkü hayatın en güzel resmi senin içinde
ileriye atacağın her adımda
karşına çıkacak her sorunda
ben olacağım senin yanında
ortasından geçeceğin her sokakta
evvelinde bulunmadığın mekânlarda
ben olacağım senin yanında

14.11.2009

gezelim görelim-10:koh samet

Motor iskeleye yanaştığında hava kararmıştı. Sırtımda çantam tekneden karaya çıktım ve ne yapacağımı bilmeden yürümeye başladım. Hafta ortası ve ölü sezon olması nedeniyle çamurlu yollardan ve köpeklerin arasından geçerek sahil kenarında sessiz sakin bir yer aramaya başladım Bangkok'un haftasonu kaçış adasında ama başarılı olamadım. O sırada Siem Reap'te tanıştığım Tanja'nın da o gün adaya ulaşmış olduğu aklıma geldi ve ilk internet kafeye attım kendimi. Bingo!
Taksi yerine kullanılan römorklardan birisine atlayıp "çek Ao Chao'ya" dedim. Yağmurdan delik deşik olmuş yollardan atlaya zıplaya ulaştım sahile. Tam aradığım gibi, hatta fazlasıyla güzel ve de biraz da pahalı, bir bungalova yerleşip önce karnımı doyurdum sonra Tanja'yı bulup bira içtim.
Adadaki günlerin geri kalanı en fazla yan sahile giderek, sahilde yayılıp yüzerek geçirdim. Su Kamboçya'ya göre daha soğuktu. Son gün güneşle birlikte uyanıp son günün tadını çıkarıp havaalanına doğru yola çıktım muson altında.
Ada hakkında pek fikrim olmadı. Sahiller arası ulaşım pahalı, plajlarda sıcak sulara inmek arzusuyla tutuşan Ruslar var.

13.11.2009

sağdan say

Akvaryumdaki iki salyangoza şabalak kardeşimin iki bettasını ve Sinan'dan gelen 2 midye ve 7 karidesi ekledim geçen hafta. Şu an salyangozlar çok eğlenceli şekilde dolaşıyor, midyeler kuma gömüldü, 5 karides arazilerini belirledi, erkek betta öldü dişi betta hasta.

12.11.2009

sararıp dökülmeden önce kızaran yapraklar ki onlar can verdiler ortalığa bütün bir sonbahar

Yenikapı'dan Mudanya'ya geçerdim deniz otobüsüyle; şimdi 2 katlı bir hızlı feribotla ulaşılıyor. Business class bile yapmışlar; 5 TL fazla ödeyip (şirket kartıyla elbette) ne farkı olduğunu anlamadığım üst katta oturdum. İstanbul'dan az açıldık ki sızmışım; arada tipi Arap kendisi Meksikalı abinin coşan sesiyle uyanıp köşedeki sarışın hatunu kesip gene sızdım. Güzelyalı'ya gelmiştik bile...
Bursa'nın çevresini yol yol yapmışlar. Direkt bastık Eskişehir yoluna. Fark ettim ki ben hiç bu mevsimde gündüz geçmemişim Mezitler'den. Yeşil, sarı, turuncu ton ton birbirine geçmiş; dağların tepesinde bulutlar. Sonrası bozkır zaten. Ha bir de Bozüyük var...
Dönüşte İnegöl'de yağlı bir köfte, Bursa'yı sel götürüyor göz gözü görmüyor. Merinos fabrikası yıkılmış park olmuş, Görükle köyünde oteller kurulmuş.
Bursa'yı mı özlemişim burada geçen güzel günleri mi bilemedim...

10.11.2009

yılbaşı geliyor

Geçen sene philosophyfootball.com'dan hedaye almıştım kendime. Bu sene de aşağıdaki malzemeyi sunmuşlar. Arkada isim yazma hadisesi olmasa alacağım bir sürü tişört var sitede; birisi de bu...



9.11.2009

kirli fatma çiçeği


Bilmem kaç kişi hatırlar bilir bunu? Haftasonu takıldı dilime Kağıt Gemi'nin teeee kaç yıl önceden kalan bu sevimli şarkısı. Aklımda bir sürü şey varken youtube'dan klibini izledim, sonra 90'ların şarkıları arasında gezdim ve aklımda birşey kalmadı. Bugün de böyle geçti...
gazoz kapakları kulübünde dehşet korkarlar benden
kirli fatma çiçeğini ben sattım, süt şişesinin içinde
fi tarihinden gelsem, kim konuk edecek beni
cengaver bir neslin ahfadı oldum, şirin muskaların içinde
gönlümü kuşa çevirdi mütercim bir bayan
ben böyle olacak adam mıydım?
cephanede barut fıçısının dibinde, kirli fatma çiçeğinin ahını aldım
eskimeden inmek lazım şehre, ince fikrimce.

8.11.2009

itinayla zeytin toplanır

Bir hafta geç kalmışız; bir de ilaçlamaya rağmen güve dadanmış dolayısıyla biraz zayiat var mahsülde. Buna rağmen 11,5 kilo sofralık 4,5 kilo yağlık zeytin çıktı. Asıl ilk ekilen ağaçlar seneye 5 yaşını dolduracak o zaman ne olacak göreceğiz.
Bodrum'dan İstanbul'a dönmek feci koyuyor hele sahilde yürüyüş yaptığınızda 3-5 kişi görüyorsanız ortalıkta...

6.11.2009

zeytin zamanı

"Yaşamak için fena insan olmakla yine yaşamak veya ölmek için iyi insan olmak arasındaki fark ya bir iman, ya bir riya farkıdır. İmanı kaldırıverin iyi adam pişman olan adamdır. Riyayı kaldırırsanız mesele yoktur, kötüler hemen saflarına iyiyi alıverirler. Önemli olan kötülüğü iyilikle beraber ortadan kaldırmaktır. O zaman insanlık denilen şey kafasını kaldırır: “durun bakalım!” der "biz de varız". Onun, insanlığın terazisi içinde teker teker tartılan kıymetler ancak kötülüğün silahlarını düşmanca değil dostça, elinden alır. Ancak böylece iyiler ve iyilik dünya yüzünde manasını bulur, masallardaki gibi yüzyıllarda muammer olur. Yoksa…”

5.11.2009

trafik çıldırtacak beni

Hani 6'da çıkıyoruz ya artık, hani otoparkı da değiştirdim ya; artık bir saatte eve varıyorum ve bol bol küfrediyorum. Bugün de yine günübirlik Ankara'ya gittim. Önce 1 saat uçağın içinde beklettiler hava trafiği nedeniyle, dönüşte de yarım saat Ankara'da yarım saat İstanbul semalarında bekledik. E Yeşilköy'den Erenköy'e gitmek de 2,5 saat sürünce nefretim arttı İstanbul'a. Neyse kaçmamı çabuklaştıracaktır tek tesellim bu durum.

3.11.2009

yeni ev arkadaşlarım şirin çıktı

Ben ilkokulda falandım evde akvaryumumuz varken. Envai çeşit balık geçti o akvaryumdan; en son da bir tatil sonrası birkaç lepistes dışında tüm balıklar ölünce ilgilenmeyi kesmiştik ama bir ay sonra onlarca lepistes dolaşıyordu akvaryumda. Bir sene önce masa komşum bir akvaryum yaptı kendine ama pek ilgimi çekmedi açıkçası. Bir ay önce şabalak kardeşim fanusta betta beslemeye kalkınca ve evdeki kedilerden dolayı akvaryum kurmak imkansız olunca evlat edinmeye karar verdim balıkları.
Hemen işin uzmanından yardım aldım, bugün de malzemeleri tamamladık ve iki minik elma salyangozuyla açılışı yaptım. Çok şirin yahu bu yaratıklar. Antenlerini oynata oynata gezip yemekleri vantuzlamalarını izlemek büyük keyif. Perşembe akşam da bettaları getirip salarım ortama.

2.11.2009

gezelim görelim-9: sihanoukville koh samet yolu

Kamboçya sahillerinde yayıldıktan sonra biraz da Tayland sahillerinde yayılayım dedim ve Koh Samet'e doğru yola çıktım. Yine yemyeşil dağlar, yine yola atlayanlar. Bu sefer manzaraya geçilen köprüler ekleniyor. Yakın bir zamana kadar köprüler olmadığından nehirler sallarla geçildiğinden yol daha uzun sürüyormuş; gene de yeterince uzun sürdü gerçi... 8.30'da kalkan otobüs Kanlı Elmas filmini gösterip yolda dura dura sınıra ulaştı öğlen gibi. Bu arada yolda sadece müşteri toplamak için değil tuvalet ihtiyacı için de duruluyor; tabi ihtiyaçlar tabiyata yapılıyor o ayrı.
Sınırda otobüsten inip, Kamboçya'dan çıkış yapıp, Tayland'a giriş yapıp bir minibüse doluştuk turistler olarak. Bir çift Koh Chang'a, ben Koh Samet'e, birkaç genç Bangkok'a ve orta yaş üstü abiler de Pattaya'ya doğru olmak üzere yola çıktık. Akşam hava kararırken nihayet Ban Phe isimli kıyı kasabasına ulaşıp ondan bir önceki ada motoruna kendimi atmıştım.

1.11.2009

gezelim görelim-8: sihanoukville

Bu şehir hakkında ne desem boş çünkü neredeyse otogarı dışında bir yerini görmedim. Otobüsten inince atladım bir motorsiklete Serendipity Plajı'ndaki Lazy Beach ofisine doğru yola çıktım. Yolda kask takmayanları durduran polisleri geçip engebeli yollardan hedefe ulaştım; bu arada yolcularda kask olması gerekmiyor, biz kafayı yarsak doğal kısacası. Adada boş yer olmadığını öğrenince başımı soktum bir yere, Okaliptus Plajı'nda İtalyan bir abinin işlettiği Martini Beach'te günlerimi yiyip içerek geçirdim. Bira 0,5 leziz deniz mahsülü barbeküler 3 dolar, doğal olarak tıka basa beslenesi geliyor insanın. Biraz denize girdim ama sıcaktı çok da sarmadı. Bol bol kitap okudum bir de.

31.10.2009

beceriksizlik

9 sene birşeyler inşa edebilmek için uğraştım ama beceremedim, herşey yıkıldı sonuçta. Evet safralar atılıp kendi dünyama dönünce mutluyum ama karşımdaki insan. Ve herşey daha kötü oldu eskisine göre; hayır sadece benim için değil.
Şımarıklık işte benim yaptığım... Özür dilerim.

30.10.2009

bu nasıl bir hava, biz neden burdayız?

Yağmur mu yağıyor birisi tepeden mi işiyor anlamadım. Hava zaten soğuk, kapalı, kasvetli. İşe gelirken yollar bomboştu şirkette de yer yer boşluklar göze çarpıyor. Zerre iş yapasım yok. Eski iş yerinde patron ne güzel bu durumlarda kafadan kaaptırdı ajansı; bilirdi ki o gün yapılan işten kazanacağı para masraflar göz önüne alındığında devede kulak kalıyor. Ama kurumsal bir şirket ya burası ondan gelmek lazım; gelmezsek izin formu doldurmak lazım, cumartesini de saydıklarından 2 gün yıllık izinden düşmek lazım. Koyarım böyle işin içine diyerek gezinirim ben de internette arkadaş, hatta giderim içerideki odaya uyuklarım.

27.10.2009

kuşlar toplanmışlar göçüyorlar

Kış tüm iğrençliğiyle geldi artık; soğuğu, kasveti ve karanlığıyla. Ne zamandır kırlangıçları göremiyorum sabah işe giderken ve eve dönerken. Keşke yalnız bunun için sevseydim seni.

"Bir başka uçağın sesi gelmeye başladı. Bizim ada, uçakların geçtikleri bir yol gü­zergâhı olmalı ki, hep ya üstümden, ya solum­dan geçip gidiyorlar. Kedi sustu. Köpeğin gözünü kapadı. Karga sesleri geliyor şimdi de. Vaktiyle bu Ada'ya bu zamanda kuşlar uğrar­dı. Cıvıl cıvıl öterlerdi. Küme küme bir ağaç­tan ötekine konarlardı. İki senedir gelmiyorlar. Belki geliyorlar da ben farkına varmıyo­rum?"

26.10.2009

çinekop zamanı

Yıllar önce de böyle bir akın olmuştu; cebimdeki bozuk paralarla çinekop aldığımı hatırlarım. Bu sene dolmuş gene tezgahlar. Bol bol yemek lazım fırsat bulmuşken.

25.10.2009

saatleri ayarlama enstitüsü

Saatlerimizi geri aldık mı? Zaten bilgisayarlar hatta cep telefonları kendisi ayarlıyor herşeyi. Bir tek arabanın saati eski saati gösteriyor, onu da kim bilir ne zaman değiştiririm. Şimdi bir süre annemin "saat 10 ama aslında 9. Yoksa 11 miydi?" tespitlerine maruz kalacağım ama o da alışacak bir süre sonra. Asıl ben havanın erkenden kararmasına alışabilecek miyim bakalım...

24.10.2009

guacamole

Çalışarak geçirilen bir haftasonu... Akşamüstü eve gelip sızdım kanepede. Kalktım hava kararmış, karnım aç. Avokadoların son kullanma tarihi geçmeden değerlendirmek lazım. Guacamole yapmak istedim ama ne limon var evde ne soğan. Sonuçta sarımsak domates zeytinyağı ve karabiber eşliğinde leziz bir karışım elde ettim. Evet yarın gene işsel aktiviteler var.
Günün bilgisi: avokado ne kadar uzaksa Eski Dünya'ya domates da o kadar uzak aslında. Ama sorsan avokado yoktur bizim kültürümüzde domates ise 1299'dan beri Osmanlıdır.

22.10.2009

yılmaz özdil sevenler derneği

Facebook'ta herkes bu adamın yazılarını paylaşıyor. İlkokul öğrencisi seviyesindeki espri düzeyi ile "verdiği ayarlar" şakşaklanıyor. Hürriyet'i kağıt ziyanı olarak gördüğüm için almadığımdan, internetten de zaman kaybı olarak gördüğüm için bakmadığımdan bu paylaşım çılgınlığına kadar haberim yoktu kendisinden. Aman zaten o gazetenin en süper spor yazarı da Ercan Saatçi değil mi?
Birşey değil farmville açılmıyor şirketten, çürüdü gitti ekinler. Yılmaz Özdil buna birşey yapması lazım.

21.10.2009

döngüye başladık

Sahilden havaalanı, park, güvenlik geçişleri, bekleme salonları, rötarlar, uçuş formaliteleri, "ne içerisiniz?"ler, türbülanslar, ağlayan çocuklar, yeni bir şehirde koşturmalar, otel odaları,...
Açılışı günü birlik Ankara seyahatiyle yaptım. İçim kasılıyor bu şehirde; orada yaşayanlara toptan geçmiş olsun.

20.10.2009

domuz gribi gelse

Domuz gribi olsam, karantinaya alınsam, 1 ay evde yatsam, kimse bana karışmasa...

14.10.2009

gezelim görelim-7: phnom pehn sihanoukville yolu

Resmi tatil nedeniyle beni kaldığım yerden alıp otobüsün kalktığı yere götürecek bir servis olmayınca (Siem Reap'te vardı), kendi imkanlarımla ulaştığım 1980'lerden kalma ve muhtemelen pigmeler için yapılmış bir otobüsle yaptığım bu 4 saatlik yol benim için işkence haline geldi. Yollar diğer Kamboçya yollarından elbette farklı değildi ama manzara olarak düz ovalar ve pirinç tarlaları güneye indikçe yerini dağlara ve ormanlara bırakmaya başladı.
Yolculuk da şehrin otogarında sonuçlandı elbet.

13.10.2009

gezelim görelim-6: phnom pehn

Bir başka başkente hoşgeldiniz. Valla ne yalan söyleyeyim Siem Reap'ten sonra çok soğuk geldi Phnom Pehn. Zaten şehre girdiğimde hava kasvetliydi, tuktukla hemen kaldığım yere gidip kapanmadan Tuol Sleng'e gittim. Burası Kızıl Khmer döneminde hapishane olarak kullanılmış 3 katlı bir bir okul. Müze olarak korunmuş binada işkence aletlerini, tutukluların çekilmiş fotoğraflarını, kafataslarını, o döneme ait anıları görmek mümkün. Etrafta insanların yaşadığı binalar olduğu için sanki hala faaliyette gibi hissettim ben burayı. Hergün saat 10 ve 15'te bir de belgesel gösterimi var. İnsanların gözleri dolu çıkıyor genelde; ben de attım kendimi tuktuka, Ölüm Tarlaları'na gitmeyi içim kaldırmadığı için "nehir kenarına çek usta" dedim.

Nehir kenarı dediğin Kordon'un çakması. Çamurlu nehre bakan bir sürü lokanta, bar, otel vs var. Ben yürümeye başladıktan sonra FCC'yi gördüm ve bira içmem gerektiğini hissedip içeri daldım. Burası (Foreign Correspendents' Club) Vietnam Savaşı fotoğraflarıyla dolu bir restoran-bara da evsahipliği yaptığından bira içerken "neler dönmüş anasını satayım" diyebiliyorsunuz. Nehir kenarı turunu postanenin karşısındaki Seeing Hands masaj salonunda sonlandırdım. Burası kör masözlerin masaj yaptığı bir yer. Bu arada gecenin üçünde Bangkok'ta masaj yaptırmış olan bendeniz Kamboçya sınırları dahilinde her yerin 11 gibi kapandığına şahit oldu. Ülkenni resmi tatilde olması da bu duruma tüy dikti. Açık olan bazı yerlerde de yaşlı beyaz erkek-çıtır yerel hatun ikililerini görmek can sıkıcı.
Ertesi gün gündüz gözüyle görelim bir de şu şehri dedim. Önce Phnom Wat'a gittim ama verdiğim 1 dolara değdi mi girişte? Kesinlikle hayır. Sonra yürüye yürüye meşhur Psar Thom Thmei'ye vardım. Art deco tarzında enteresan bir kubbesi olan mekanda dışarıdaki sıcağa rağmen bir serinlik hakim. Ivır zıvır beni pek çekmedi, yemek kısmına giderken de etrafta gezinen fareleri görünce çıkışa yöneldim. Bir de Rus Pazarı var ama orada da durum farklı değildi. Yine nehir boyuna geçip, Fransız koloni döneminden kalan binalara baka baka şerin en esaslı görülesi yeri olan Ulusal Müze ve Gümüş Pagoda ikilisine ulaştım. Ha bir de yol üstünde Wat Ounalom'a uğradım.


Ulusal Müze Khmer dönemine ait eserlerin olduğu çok güzel bir yer. Avlusu çok şirin. Yalnız adamlar fotoğraf çekimi için para istiyor; benim makine de Angor Wat'ı gezerken sıcağa ve neme dayanamadığından saçmalama potansiyeline sahipti, ben de fotoğraf falan çekmeden gezdim. Oradan çıkıp Kraliyet Sarayı ve Gümüş Pagoda'ya geçtim. Gümüş Pagoda'nın içerisinde çok şık bir kristal Buda heykelciği ve Buda'nın gerçek boyutlarında üzeri binlerce elmasla kaplı heykeli var. Yerler de gümüş plakalarla kaplı.

Phnom Pehn'in gördüğüm yerleri bu kadar. Yemek için seçenek bol. Aklıma gelenler Khmer Borane ve Khmer Surin. Bol bol loc lac ve amok yiyin. Deniz mahsüllerini lüpletin.

12.10.2009

kıskanırım seni ben

Cuma akşamından beri masum bir kıskançlık içindeyim. Çağlayan'ın dönüş partisi vardı, sonrasında da daha önce böyle işlere kalkışmış kişilerle muhabbet ettim. E bir de bu işi halen yapan birisi de olunca düşünmeye başladım nedir ne değildir diye.
İşin saçma yanı elin ecnebisi 20 yaşında yollara düşerken benim bu işler için cesaret edebilmem için 30 yaşıma gelmem gerekti. Şimdi kafamda iki yol var: ya oneworldticket ile belirli bir süre tur atacağım-ki Güneydoğu Asya'dan Latin Amerika'ya geçmenin bende küçük çaplı bir şok etkisi yaratacağı kesin- ya da yola düşüp param bitince geri döneceğim. Neyse bunun için daha süre var ben biraz daha hayalini kurayım.

10.10.2009

sen ne güzel abimizdin - 9


"Hayatım tökezleyerek kendi gerçeğimi aramakla geçti ve artık yoldayım, ardımdan gelen bir kızımla bu dönemi kapadım. Bu saatten sonra, ölümümü bir başarısızlık olarak kabul edemem, ancak Hikmet gibi: "yalnız yarı kalmış bir şarkının acısını toprağa götüreceğim". Hepinizi öpüyorum, Ernesto"

7.10.2009

kış uykusu

İşten eve gidip mal mal uyumalar başladı gene. Dün saat on olmadan sızıp sabah da uykumu alamadan uyanınca yuh dedim kendime. Hürmetli patronumuzun öğlen arasını bir saate çıkartıp çıkış saatimizi 18'e çekmesiyle yavaş yavaş Maslak trafiğini de hissetmeye başladık; tabii daha yağmur etkisi görülmedi. Ha bu sayede BBC haberlerini daha rahat dinliyorum; Pollyana mode on...
Otoparkı değiştirmemin de etkisiyle eve gelişim yediye yaklaşıyor. Yemek falan faslından sonra spora gitmek de zor geldi mi tembellik zirve yapıyor. Hayır yakında saatleri de kurcalayacaklar işten çıkmadan hava kararmış olacak. Ben en iyisi kasımda zeytinleri topladıktan sonra uykuya yatayım bahar gelince uyandırsınlar beni.

6.10.2009

gezelim görelim-5: siem reap phnom pehn yolu

Siem Reap'ten başkent Phom Pehn'e gitmenin iki yolu var: Tonle Sap gölünden tekneyle (35 dolar) veya otobüsle (7-11 dolar). Ben ikinciyi tercih ettim (zaten birincisi de turist azlığından çalışmıyormuş öğrendiğime göre) ve Paramount Angkor Express'in tek kişilik koltuğunda yayıla yayıla, Çinlilerin 2. Dünya Savaşı sırasında Japonları nasıl hacamat ettiğini anlatan 3. sınıf filmler eşliğinde, arka koltukta çatır çatır İngilizce ve Fransızca konuşan bir teyzeyle birlikte seyehat ettim. Yollarda gene motorsikletler, öküzler, köpekler ve insanlar...

5.10.2009

bir çocuk cehennemi olarak ikea

Bahsettiğim Maymunlar Cehennemi gibi bir cehennem. Bir insanı çocuklardan nefret ettirmek için alıp cumartesi akşamüstü İkea'ya bırakın. Etrafta koşturan, zırıldayan veletler ve onlara bağıran ana babalarıyla tanışan herkesin içindeki çocuk sevgisi nefrete dönüşür. Ha derseniz "olum manyak mısın cumartesi akşamüstü ne işin var orda?" diye "pazar günü evden çıkmamak için cumartesi halledeyim dedim" derim. Peki bu düşüncem gerçekleşti mi? Birbirlerine yapışık olduğu için aynı masadan bir tane de fazla almamız ve benim onu pazar sabahı geri götürmem nedeniyle elbetteki hayır.

4.10.2009

gezelim görelim-4: angkor

Sonda söyleyeceğimi başta söyleyeyim: gezmesi çok yorucu ama çok çok zevkli bu 400 kilometrekare alana yayılmış tapınaklar kompleksini görmek, imkanı olan herkesin yapması gereken birşey bence. Ortaçağ Avrupası sürünürken dünyanın bu ucundaki Khmer İmparatorluğu'nun böylesi zor bir iklim ve coğrafyada ortaya koydukları kesinlikle takdir edilesi.

Mekana ulaşmak için bir motorsiklet/tuktuk ayarlamanız gerekiyor. Adam sizi hergün otelinizden alıp tapınaklara götürüyor, siz gezerken bekliyor, sonra da geri getiriyor. Ben motordan yana yaptım tercihimi. Yine de popom ağrır diyenler ve yağmurlu havadan rahatsız olanlar için tuktuk da bir seçenek.

Çantanıza güneş gözlüğünüzü, kreminizi, sinekkovarınızı, yağmurluğunuzu koyup kramanınızı boynunuza sardıysanız yola çıkabilirsiniz. Su yiyecek vs orada bulunuyor, zaten çantanıza koyduğunuz buz gibi su kısa bir sürede ılınacak boşuna taşıdığınıza değmez. İlk gün çekin bilet gişesine alın biletinizi: 1 günlük 20, 3 günlük 40, bir haftalık 60 dolar. Hemen orada fotoğrafınızı çekip biletinizi veriyorlar. Aman kaybetmeyin çünkü hem her girişte hem de önemli tapınakların kapısında biletinizi güleryüzlü görevlilere göstereceksiniz ne de olsa. Herşey tamamsa başlayalım gezmeye.

Bayon: Uzaktan bakınca bir taş yığını gibi görünse de içine girdiğinizde size gülümseyen 216 devasa surat ve dış cephedeki harika rölyefler Bayon'u mutlaka görülmesi gereken bir yer yapıyor.

Phimeanakas: Bildiğin bir piramit. Ama tepesine çıkmak ve devasa ağaçlarla aynı seviyede olmak çok keyifli. Merdivenlerin başındaki "tırmanırken başınıza birşey gelirse karışmayız" tabelası da tırmanma güçlüğünü iyi anlatıyor.


Ta Keo: Yarım kalmış devasa bir tapınak. Yarım kalmasının iki açıklaması var: 1. yaptıran kral öldü 2. düşen bir yıldırım kötüye yoruldu ve inşaat yarım bırakıldı. İlk katta her bir köşede fil heykelleri mevcut. Bununla birlikte hiçbir süsleme yapılmamış taş bloklar diğer tapınakların yapılışı konusunda da fikir veriyor. Ha bir de en tepeye çıkıp devasa ağaçlarla aynı seviyede olmak ayrı bir his.
Phnom Bakheng: Bölgedeki tek tepeye kurulmuş bu tapınaktan çevreyi izlemek ve güneşi batırmak oldukça popüler. Tepeye fille de çıkılabiliyor (20 dolar) sık ağaçların arasından yürüyerek de (beleş). Karanlıkta inerken dikkatli olun yalnız.

Preah Khan: Nam-ı diğer Kutsal Kılıç. Labirent şeklindeki koridorları ve her yerden fışkıran ağaçlarıyla inanılmaz fotoğraf kareleri veriyor. Duvar süslemeleri de cabası.

Neak Pean: Minyatür bir ada ve üstünde tapınakçığı. Oldukça ilginç bir yer.
Ta Som: Tapınağı batı kapısından girip gezip doğu kapısından çıkıyoruz. Geriye dönüp baktığımızda yukarıdaki manzarayla karşılaşıyoruz. Nefesimiz kesiliyor...

Ta Prohm: Orman tarafından yutulmuş bir tapınak. Duvarları kaplayan ağaç kökleri, devasa ağaçlar, önünüze düşen yılanlar... Bir tek Tomb Raider eksik.
Angkor Wat: Kamboçya bayrağında da görülebilen dünyaca meşhur tapınak Angkor Wat. Upuzun köprüsünden girin, duvarlardaki rölyeflerin, kulelerin, avluların tadını çıkarın. Güneşi doğurun burada güneşi batırın. İç kule restorasyon altında olduğundan çıkamadım. Kısmet...
Ha bitti mi bitmedi. Daha görmek istediğim yerler vardı zaman yetmedi. E bir daha gitmeye vesile işte.