1.05.2009

iyi bayramlar

"Zaten çok tatil yapıyoruz ne tatili?"nden "resmi tatil"e, "orantılı güç"ten "makul" sayıya, hastanelere bile atılan gaz bombalarından "provakatörlere"e yönelik gaz bombalarına epey bir yol alındı sanki. Önümüzdeki 1 Mayıs'ta on binler doldurmalı Taksim'i.
Görüldü ki polis provakasyonu olmayınca Taksim'de olay çıkmadan kutlanabiliyormuş İşçi Bayramı. 500 kişiyle yola çıkan makul DİSK korteji ara sokaklardan katılımcıları ala ala 5 000 kişi olarak vardı Meydan'a ve neredeysa 2 saat kaldı ve problemsiz dağıldı. Üstelik ne kıyamet koptu, ne devlet çöktü ne de gökyüzü tepemize yıkıldı.
Fotoğrafta görüldüğü gibi sendikalardan partilere, federasyonlardan fraksiyonlara birçok katılımcısı vardı kortejin.
Ama bu sene de sokağın başını çevik kuvvet tuttu, sokağı biber gazı bastı, tepede helikopterler gezindi.
Nice 1 Mayıslara...

30.04.2009

işçi bayramı


Tüm beyaz ve mavi yakalıların İşçi Bayramı kutlu olsun. Makul bir sayıda sendikacı Taksim'e çıkabilecekmiş o makul sayı Polis Günü'nde Meydan'da olan kişi sayısıdır herhalde. Yeri gelmişken Taksim'e çıkmak kavramı Dolmabahçe ve Unkapanı doğrultusu için geçerlidir. Biz burada Şişli tarafından düz gidince varıyoruz kavram karmaşasına bir son verelim.

29.04.2009

yanıbaşımızdaki normandiya


23 Nisan sabahı Rumelihisarı'nda başlayan Boğaz turu Rumelifeneri'nde tamamlandı. Doğası, insanı, havasıyla Karadeniz orası İstanbul değil. Bir de Soğuk Savaş Dönemi'nin izlerini taşıyan top yuvaları ve sığınakları var ki içine girmeden olmaz. Nitekim öyle yaptık; üstüne de roka salatası-kalamar-karides-bira dörtlü orta sahasıyla muhabbeti destekledik. Önümüzdeki maçlara bakıyoruz artık.

28.04.2009

domuz gribi

İnsanlık yerleşik düzene geçtiğinden beri çok çekmiştir bulaşıcı hastalıklardan. Ne zamanki hayvanlar evcilleştirildi, onlara yakın yaşanmaya başlandı hayvanlarda görülen hastalıklar insanları da etkilemeye başladı. Bunların başında da ördek ve domuzlardan geçebilen grip geliyor. En son kuş gribi vardı başımızda o gitti domuz gribi geldi.
Meksika'da başlayan salgın ABD, Kanada derken İspanya ve İskoçya'da görülüyor artık. İsmi yanıltmasın ama domuz eti yiyerek geçmiyor bu hastalık. Virus tüm grip türlerinde olduğu gibi damlacık enfeksiyonu olarak bulaşmakta. Soluduğumuz hava bize hastalığı taşıyor. Ama asıl tehlikelisi insandan insana bulaş olması. Kısacası hasta birisi yeni bir yere gidince hastalığın görülme riski artıyor. WHO pandemi riskine karşı önlemler alıyor, risk kategorisi 3'ten 4'e yükseltildi (6 üzerinden).
İşin enteresanı domuzla pek içli dışlı olmayan toplumlarda bu virusun daha etkili olması bekleniyor, kısacası ülkemize girerse sıçma ihtimalimiz de yüksek. Tamiflu stoklarımızı gözden geçirmemiz gerekecektir.
Tamiflu demişken işin kapitalist ayağına bakalım. Roche ve GSK bu işten inanılmaz kazançlar sağlayacaktır. Hava ve denizyolu şirketleri, Meksika menşeili şirketler, turizm sektörü ve domuz ürünü satan firmalar sarsılmaya başladı bile bu hastalıktan.
Bir de konuyla ilgili kitap önerelim: Mahşerin Dördüncü Atlısı

27.04.2009

iç baklalı enginar




Bahar geldi dedik ama hava puslu, soğuk, gri ve yağmurlu-hala. Şimdi birden sıcaklar bastırır bizim de götümüzden ter fışkırır. Neyseki bahar sebze meyveleri tezgaha döküldü. Meyveleri şimdilik pas geçip dün yaptığım yemeğe odaklanalım. Adı başlıkta yazıyor. Bu iç baklanın öncelikle rengi olmak üzere hastasıyım. Enginar da ayrı bir güzelliktir. Sonuçta harika bir kombinasyon yaptım elime sağlık.




26.04.2009

eksik birşey mi var?


Haftasonunu maç/dizi/film/yemek yapma/yemek yeme/uyuma kombinasyonuyla tamamladım. Güzel et güzel sebze güzel salata vardı menüde ama yine de eksik birşeyler vardı. Onlar için de fotoğraftaki dükkana bir uğramak lazımdı, olmadı.

çekik gözlü sineması benden uzak olsun


Ahmet allah belanı versin. Ne biçim film verdin arkadaşım bana? İnsan insana bunu yapar mı? Tamam görüntüler, müzik, oyunculuklar, habire ters köşeye yatıran senaryo falan süper ama cinsi sapık kardeşim bu çekik gözler. Az kalsın hepsinin dibine kibrit suyu püskürtecektim de Taylandlı hatunlar geldi aklıma yumuşadım biraz.

Olmasın bak bir daha...

25.04.2009

nice yıllara, nice yıllara/sensiz kadehimi kaldırıyorum


Nisan mayıs gelince etrafımdaki doğum günü sayısı artıyor, bunun sebebini bilemedim ama herhalde ana babalar yazın daha fazla mesai yapmışlar, artık tatile gittiklerinden midir evlilik yıldönümüne denk gelmesinden midir bilemem. Ajanda falan bana yabancı olduğundan hafızamda biriktiriyorum insanların doğum günü tarihlerini, her ne kadar hafızam fillerle yarışsa da aradan kaçan oluyor elbet arada; bu durumda da eş dost ana kardaş faktörü hatırlatıcı oluyor. Son günlerin favori sitesi facebook sağolsun ilkokul arkadaşımızın bile doğum gününü öğreniyoruz gerçi. Fırsattan istifade doğum günü 9 Ocak olan kuzenini 10 Eylül'de arayıp "ya senin doğum gününü unuttum ben dün" diyen arkadaşımıza el sallıyoruz buradan. Doğum gününü hatırladıktan sonra iki seçenek var önümüzde: kutlamak veya kutlamamak. Kişisel tercihim benim doğum günümü kutlamayan adamınkini kutlamama yönünde.

Bir de sizin doğum gününüzü kutlamadıkları halde kutlamak isteyecekleriniz olur. O an bir değerlendirme yaparsınız: eğer iç sesiniz "siktir et" demezse aranızdaki hukuka göre ararsınız veya mesaj gönderirsiniz. Telefonunu açmayanlar/dönmeyenler, soğuk konuşanlar, mesaja cevap vermeyenler önümüzdeki senenin listesinden silinir zaten.

İstediğiniz kadar arasanız, mesaj atsanız, yanına gitseniz bile cevap ver(e)meyecekler vardır bir de. Biz buna iç sızısı diyoruz. Doğum günün kutlu olsun...

helene


yıllar geçiyor sen ne dersen de

Okunacak kitap ve dergiler, seyredilecek dizi ve filmler, yapılacak işler yığıldıkça yığılıyor. Ha ben ne yapıyorum? Paso yatış anasını satayım...

23.04.2009

hot prospect


Yeni favorim In Treatment. Oldukça enteresan bir proje yazarız hakkında biraz yol alınca elbet. Bu dizide dikkatimi çeken bir isim var: Mia Wasikowska. 1989 Avustralya doğumlu hatun ileride bol bol isminden söz ettirir oyunculuğuyla, demedi demeyin.

22.04.2009

21.04.2009

bu futbolsa bizimki ne?


istanbul için erguvan vakti


"Sevginin çoğul oğlu
Senin ülkende yalnız bütün özlemler
Bilirim yalnız orda, içtenlik, erinç, çoşku
Bayrağındaki bir tek çiçekli dalla
Orda uçsuz bucaksız
Olanca görkemiyle bir erguvan imparatorluğu"

Lale falan değil erguvandır İstanbul'un simgesi. Bizans imparatorlarının rengidir erguvan rengi. O sebeple lalelere aktarılan parayla Boğaz'daki erguvanlar korunmalı, yenileri ekilmelidir.

Mordur İstanbul'un rengi; erguvanlar ve mor salkımlar. Akşamüstü Boğaz'a inmeli, "mor"ları seyretmeli.

20.04.2009

5kere5yirmibeş ve kabuslardan bir durdane


Bu sabah kabusla uyandım-ki normalde kabus gören biri değilimdir. Uyandığımda mesanem dolu, ağzım kuru, vücudum tuzluydu (terliydim diyecektim ama kafiye olsun istedim). Kabusa girmeden uyku pozisyonumdan bahsedeyim:

Daha önce de anlattığım üzere televizyon karşısında koltukta uyuyorum. Üniversite yıllarından beri uyku başlangıcı için kullandığım bu yöntem etrafta yatağa taşıyacak/götürecek kimse olmayınca aylardır tüm uyku süresi için geçerli oldu. Uykum da saçma sapan olunca gecenin bir vakti uyanıp televizyon seyretmeye devam ediyorum.

Bu ayrıntı sonrası kabusa geçelim: Ankara'dayım (evet kabus için uygun bir şehir), geniş bir caddede yokuş aşağı koşturuyorum e karşıma haşırt diye Tyler Durden çıkıyor; her an bir dövüş kulübü organizasyonuna giriyoruz ki ben uyanıyorum. Burada Fight Club ile ilgili bir parantez açalım: filmi hayatımda girdiğim tek TUS öncesi gecenin bir yarısı arkadaşın evinde izlemiştim. Bana tek faydası ertesi gün Kızılırmak'a gidip balık tutmaktan vazgeçip annemi mutlu etmek için TUS yolunu tutmam olmuştu. Filmden etkilenmedim çünkü ben o kulübe giremeyecek kadar konformist birisiyim, bencilim falan. Fakat buna rağmen değişim geçiren Edward Norton gibi kalktım koltuktan; bir de ne göreyim karşımda NTV'de 5 kere 5 diye bir programda 5 garip arkadaş enteresan bir tasarım hakkında konuşuyorlar (Ferhan İstanbullu'yu ayrı bir yere koyayım; değişik bir havası var hatunun). Artık nasıl bilinç altıma girdilerse benden bile bir dövüş kulübü üyesi çıkardılar valla helal olsun. Uyanınca kanalı değiştirdim, FM 2009'da 1-2 maç yaptım, In Treatment'ın ilk bölümünü indirdim (nasıl birşey olduğunu merak ettiğimden indirdim yoksa korsana karşıyım), sonra uyudum 1 saat daha telefonun alarmı çalana kadar.

Bunları yazarken Oray Eğin ve Elif Dağdeviren'in 2004 yılında Skytürk'te yaptığı ve sadece 2 bölüm süren fantastik sohbet programı geldi. Adı neydi yahu?

19.04.2009

baharatlı saat

"Evlerdeki aydınlatmanın mumlarla sağlandığı, kibritin de bulunmadığı bir dönemde, gecenin karanlığında saate bakmak içinden çıkılması güç bir sorun oluşturuyordu. Fransa'da Monsieur de Villayer kadranına rakamlar yerine değişik türde baharat yerleştirdiği bir saat tasarlayarak bu sorunu çözmeye çalıştı. Monsieur de Villayer gece akrebin gösterdiği noktaya parmağını sürüp sonra da yalayarak saatin kaç olduğunu öğrenmeyi önermişti."

O kadar gırtlak manyağıyım bu kadar saçma bir fikir duymadım son dönemde. Hava karanlıkken ağzımdaki kimyon tadını nasıl uzaklaştıracağım arkadaşım. Ayrıca 12 baharatın hangi saatleri gösterdiğini mi ezberleyeceğim? Akrebin yerini bulunca saati de çıkartırsın artık be Mösyö de Villayer...

18.04.2009

bir dürüm workshopu: ciğerci bahattin

Malzemelerimiz:

1. Nane 2. Maydanoz 3. Közlenmiş domates 4. Közlenmiş biber 5. Pişmiş soğan 6. Kıyılmış soğan 7. Ezme 8. 5 şiş ciğer 9. 5 şiş et 10. Bilimum baharat 11. Pide 12. Yağlı pide

Bu malzemelerin çeşitli miktarlarından çeşit çeşit kombinasyonlar yapabileceğiniz bir yer Ciğerci Bahattin. Gidiniz deneyiniz.

17.04.2009

bir iki üç daha fazla antep

Gittim gördüm yedim. Antep'e gidişimi başka hangi söz anlatabilir ki? Katmerinden baklavasına, kebabından nohutlu dürümüne açık hava mutfağı resmen bu şehir. Ha Mersin gibi denizi Adana gibi gölü olmadığından biraz kasvetli geldi gözüme şehir ama yemekleri kesinlikle bir numara. Sonra düşündüm yolda, keşke daha fazla Antep olsa malum bir sürü sevimsiz şehir var piyasada (isim vermeyelim ayıp olur). Söz verdiğim gibi birkaç kilo fazlayla döndüm turdan; hem göbekte hem bavulda...
Bir de not düşelim şehirle ilgili: kızlarının güzelliğiyle yemeklerinin güzelliği ters orantılı sankim; elbette istisnalar kaideyi bozmaz.
Mayısta tekrar gitme planlarına başladım, aklıma gelmişken şu havuç dilimlerinin de tadına bakayım.

14.04.2009

tinto brass'ı tanımayan adam

Dün bir taharet musluğundan çıkan muhabbet bol testosteron yüklü bir departman olmamızın da etkisiyle ikinci cümlede Tinto Brass'a geldi. Bu esnada içimizden birisi "Tinto Brass kim?" diye bir cümle kurma gafletinde bulundu. Ben de bunun üzerine size bu arkadaşı tanıtmak zorunda hissetim kendimi:

G.A 33 yaşında İstanbul'da doğmuş, kolejlerde okuyup İngilizce'yi Yorkshire aksanıyla konuşan "hmm sweet" diye tepkiler gösteren içimizden birisi. Daha sonra Türkiye'nin en iyi 3. tıp fakültesinde yıllarını geçirmiş bu esnada gerek uydu gerek internet olsun her türlü ortama girdiğini sanmış bir kardeşimiz/arkadaşımız. Ama ne olmuş? Bir Tinto Brass'ı bilmiyor! Hadi tipini geçtim bir filmini izlememiş, bir sahnesini görmemiş. Yazık değil mi bu çocuğa? Evet var böyleleri toplumumuzda; İstanbul'da yaşayıp Boğaz'ı görmeyenler, 33 yaşına gelip Tinto Brass'ı izlemeyenler. Adaletin bu mu dünya?

Not: Korsana karşı olmasam gidip Paprika'yı indirirdim akşama...

13.04.2009

gastronomi turu


15 Nisan Salı: Islama köfte - Köfteci Mustafa

16 Nisan Çarşamba: Katmer + İmam Çağdaş - küşleme

17 Nisan Perşembe: Tantuni + Ciğerci Apo

18 Nisan Cuma: Adana kebap


Bu 4 günde 5 kilo alırım kesin.