9.06.2009

berlusconi kankam olsun

Ben de istiyorum bu adam kankam olsun, toplantıya giderken protokolü durdurup bana telefon etsin, "hacı haftasonu villada mangal olayına gireceğiz, erkek başına 4 hatun düşüyor, sen sadece içkini getir" desin, oğlumun nikah şahidi olsun, futbol takımı olsun protokolden maç seyrettirsin, gazeteleri televizyonları olsun, o televizyonlara çıkan İtalyan hatunlarla tanıştırsın. Çok mu şey istiyorum yahu.
Bu imkanları sağlayabilecek kanka adaylarının fotoğraflı özgeçmişleri ile tarafıma başvurmalarını istiyorum. Tüm başvurular gizli tutulacaktır merak etmeyin.

8.06.2009

beynine vermek

Ben böyle blok yapsam rakibime bir sene tantanasını yaparım. Hele karşımdaki Kobe ise...

7.06.2009

sing your song

Severdim bu adamı. Soldan topla akışı, Barcelona'ya topukla attığı gol, önündeki Sharpe reklamıyla Manchester United'ın ilk fırtına gibi estiği dönemde çok büyük rol oynadı. Sakatlıklardan bir türlü kurtaramadı dizini, en son da İzlanda'da bıraktı futbolu. Bir de fotoğraftaki gol sevinci vardır ki gol sevinci denilince aklıma gelen ilk 5 sevinçten birisidir bu.

putin ağa


Malum geçtiğimiz sene bu vakitler petrol fiyatları almış başını fezaya ermişti. Rusya da asaslı bir petrol üreticisi olduğundan paraya para dememiş tekrar ikinci kutup yolunda olma çabalarına girişmiş hatta ABD'nin müttefiki Gürcistan'a bile girmişti. Sonra Dünya resesyona girdi; insanlar işsiz fabrikalar üretimsiz kaldı petrol fiyatları da çakıldı. Rusya'nın sesi de azalmış oldu dolayısıyla.

Putin geçen gün fabrikaların kapanıp işçilerin maaşlarını alamadığı sanayi şehri Pikalevo'ya gitmiş üstünde kot pantalon ve montuyla. Önce fabrikayı gezip "Fabrika neden bu hale geldi? Burasını çöp yığınına çevrimişsiniz" diye ilk fırçasını kaymış. Sonra toplamış işadamlarını masaya basmış kalayı: "Sizin bencilliğiniz ve cimriliğiniz beni buralara kadar getirdi. Ya paralarını ödersiniz ya da fabrikalarınızı millileştiririm.", "Neden herkes benim geleceğimi öğrenince hamamböcekleri gibi dolaşmaya başladı? Neden daha önce karar almadınız?"

Atmış önlerine maaşların hemen ödeneceğine dair belgeyi imzalatmış. Yeltsin'in damadı Deripaska’nın imzasının eksik olduğunu görünce de “Senin imzanı göremiyorum. Gel imzala” diye meretmiş. Eh fotoğrafa bakınca anlıyorsunuz imzanın nasıl da hemen atıldığını. Deripaska kalemi cebe atıp "Milyarlarca ruble bir yerimize girdi dur Putin'in kalemi hacılayım sonra açık artırmayla satarım" diye düşünüp kalemi cebe atınca da "Ver arkadaşım kalemimi" fırçasını yemiş. Malum adam kara kuşaklı, fazla ters yapmamak lazım. Kağıdı cebe koyan Putin "Siz kendi aranızda anlaşamazsanız, biz icabına bakarız. Teşekkürler, iyi şanslar" diyerek sahneyi terk etmiş.

6.06.2009

4.06.2009

sezar'ın hakkı george w'ya


Dışişleri Bakanı Davutoğlu, Amerikan-Türk Konseyi’nin (ATC) yıllık konferansında yaptığı konuşmada, ABD Başkanı Barack Obama’yı ‘bilgi’ lakabıyla tanınan ünlü Roma İmparatoru Marcus Aurelius’a benzetirken, selefi George W. Bush için Sezar imasında bulundu. ABD’nin süpergüç olma özelliğini sürdürebilmek için çok taraflı yaklaşımlarla uluslararası kurumları kullanması gerektiğini söylerken, bunun için bölgesel güçlerin yardımına ihtiyaç olacağını belirten Dışişleri Bakanı, “ABD, Roma İmparatoru Ceasar’a değil Marcus Aurelius’a ihtiyaç duyuyor. Obama’nın yaklaşımı da Cesar’ın değil Aurelius’un yaklaşımı. Güç kullanarak bir yere kadar ilerleyebilirsiniz. Şimdi ABD’de çok taraflı yaklaşım kullanıyor” dedi.

Bu benzetme Julius Sezar'a yapılmış ağır bir hakarettir. Birisi ben öldükten yüzlerce yıl sonra W Bush gibi birine benzetse kemiklerim sızım sızım sızlardı muhtemelen. Bu arada Obama'nın da Marcus Aurelius'un tırnağı olamayacağını belirtmem lazım.

3.06.2009

hoşaf

Hoşaf gibi hissediyorum bugünlerde. Ne uyanasım var, ne işe gelesim, ne evde birşey yapasım. Paso uyuma halindeyim; yaz uykusu. Sürekli de bir gerinme halindeyim. Aklıma Thai masajı deneyimi geldi canım çekti valla.
Arkadaşın beni götürdüğü masaj salonu, giydirdikleri şalvar tipi pantalon, salonda çalışan vantilatörlerin sesi, yaşlı kara kuru teyzenin benden katır kutur sesler çıkartması... Ben ki vücuduma dokunulmasını hiç sevmem, 1 saat sonunda oradan çıktığımda kendimi yenilenmiş hissediyordum. Gerçi dışarı çıktığımda kullandıkları mentollü kremler deri altıma geçip 35 derece sıcakla birleşince imanımı gevretse de iyi gelmişti. Şimdi baktım internetten yaptıracak yer var mı falan diye bulduğum en ucuz yer oradakinin 30 katı bir fiyat istiyor. Yuhunuz!
Neyse hoşaf demişken hazır bugün Taksim'e çıkıyorum, Ağa Lokantası'nda bir karışık hoşaf içeyim.

sen ne güzel abimizdin - 6

Bizim avludan mı kalkacak cenazem?
Nasıl indireceksiniz beni üçüncü kattan?
Asansöre sığmaz tabut,
merdivenler daracık

Belki avluda dizboyu güneş ve güvercinler olacak,
belki kar yağacak çocuk çığlıklarıyla dolu,
belki ıslak asfaltıyla yağmur.
Ve avluda çöp bidonları duracak her zamanki gibi.

Kamyona, yerli gelenekle, yüzüm açık yükleneceksem,
bir şey damlayabilir alnıma bir güvercinden; uğurdur.
Bando gelse de, gelmese de çocuklar gelecek yanıma,
meraklıdır ölülere çocuklar.

Bakacak arkamdan mutfak penceremiz.
Balkonumuz geçirecek beni çamaşırlarıyla.
Ben bu avluda bahtiyar yaşadım bilemediğiniz kadar.
Avludaşlarım, uzun ömürler dilerim hepinize

2.06.2009

allah karşı komşudan razı olsun


Geçen perşembe gecenin kör vakti uyandığımda evin içini harika bir çiçek kokusu kaplamıştı. Şehrin göbeğinde böylesi bir kokuya şaşırıp ama çok da takmayıp uykuma devam etmiştim. Ertesi gün kokunun kaynağını gördüm: karşı apartmandaki komşunun pencere önüne yerleştirdiği yasemin. Kendisi sayesinde geceleri muhteşem kokular eşliğinde uyuyorum. Yukarıya da kendisinin izinsiz fotoğrafını çekmeyeceğimden temsili fotosunu yerleştiriyorum.

Komşu komşunun kokusuna muhtaçmış.

1.06.2009

yaz geldi


Bugün 1 Haziran, ilkokulda öğrendiğimiz kadarıyla yaz başladı. Otomatikman enginar mevsimi de sona eriyor. Manavdan aldım belki de son parti olarak 13 tane; 4ü tencereye 9u deep freeze. Oyalanacak başka birşeyler bulmam gerekecek herhalde.

30.05.2009

başarının resmidir


Sen kendi evinde 4 ye, Antalya'dan gelen gol haberiyle ligde kal. Başarının resmi budur bence.

kitap yayınevi


Üniversitenin son sınıfındaydım Kitap Yayınevi ilk kitabını bastığında. Tarihle ilgilenen benim gibi birisi için harika bir hazine külliyatları. İlginç ve niş konulardaki kitapları, güzel kapakları, enterasan boyutları ile bir anda kapladılar kütüphanemin raflarını. Otuza yakın kitapları var elimde bir kısmını okuduğum bir kısmı okunmayı; bir o kadar da alınmayı bekleyen. Haftada bir bakarım zaten internet sayfalarına yeni neler çıkarmışlar diye.
Bir de anım var kendileriyle ilgili: Ateş Etmek isimli muhteşem kitabı aldıktan 2-3 sene sonra okumaya başladım ve sayfalarda bir eksiklik olduğunu fark ettim. Ne aldığım yeri hatırlıyorum ne elde kanıtlayacak fatura var. Yayınevinin sahibi Çağatay Anadol'a mail atıp ne yapabileceğimi sordum. Beklediğim cevap kitabı onlara gönderip yenisini beklemekti. Ama kendileri hiçbirşey sorgulamadan adresimi isrediler; kitap ertesi gün elimdeydi. Bu adamları desteklemek lazım.
Postun linki: http://www.kitapyayinevi.com/ Giriniz, bakınız.

...

Bu sabah yukarıdaki fotoğrafı görüp nefessiz kaldım bir süre. Buyrun siz de kalın. İpanema terlikleri ayağıma geçirip 533 avroluk biletlerle Brezilya'ya uçasım geldi şerefsizim.

29.05.2009

yeryüzü cenneti 2

"Erkekler daha az çalışıyor ve bütün gün arkadaşlarıyla oturuyorlar. Her gece başka bir kadınla beraber olabiliyorlar. Kadınlar parayı da yönettiği için, erkeklerin o alanda bir sorumluluğu yok. Ataerkil toplumlarda biz erkekler çok daha fazla çalışıyoruz, üstüne üstlük ev işlerine de yardım etmemiz gerekiyor. Mosuo’da erkeklerin ev işleriyle ilgilenmesine de hiç gerek yok!"

"Mosuo’daki anaerkil yapıda kadın ve erkek rolleri, bizim Batı toplumundakinin tam tersi değil. Mosuo’lu kadınlar güç sahibi, ancak amaçları daha fazla para kazanmak ya da daha çok mal sahibi olmak değil. Kadınlar gücü farklı şekilde kullanıyor. Ailesinin her anlamda mutluluğunu ve huzurunu sağlamak için kullanıyor elindeki gücü."

“Şiddet yok dediğim zaman, kulağınıza idealize ediyorum gibi gelmesin. Her toplumun kendine göre sorunları vardır. Ama kadınların aklına sorunları şiddetle çözmek fikri gelmiyor. Kavgalar pek fazla yaşanmıyor. Hırçınlık ve intikam duyguları ayıp sayılıyor ve bunlar insanın sosyal statüsünü tehdit ediyor. Gerçekten çözülemeyen bir sorun olduğunda ise kadınlar ipleri ellerine alıyor ve bunu genellikle katı, ama yine de arkadaşça bir tavırla çözüyor.”

“Mosuo’da devamlı birileri seni bir kadınla tanıştırmak istiyor. Tanıştırıldığın zaman, kadınlar genelde mahçup davranıyor. Halbuki normalde kadınlar çok güçlü karakterler ve neredeyse hep bağırarak konuşuyorlar. Ancak sizinle beraber olmak istiyorlarsa daha çekingen davranıyorlar . Ancak beraber olduktan sonra, o mahçup tavırdan eser kalmıyor. Kadınlar ertesi gün normal hayatına devam ediyor, sanki hiç tanışmamışsınız gibi. Mosuo’daki cinsel hayat fazlasıyla aktif ve çiftler sıklıkla değişiyor. Ama sonuçta kiminle beraber olacağına kadın karar veriyor. Her yetişkin kadın, kendi ayrı evinde oturuyor. Ancak erkekler ya toplu halde, ya da aileleri ile oturuyor. Eğer çiftler arasında aşk olursa, erkek, kadının yanına taşınabiliyor. Kadınların erkeklerle beraber yaşamaları için tek motivasyonu aşk. Çocuklar veya para gibi şeyler için beraber yaşamayı sürdürmüyorlar. Aşk bitince ilişki de bitiyor, evlilik ise mutlaka olmak zorunda değil. "

"25 bin kişinin yaşadığı Mosuo’da, 'baba' kelimesi fazla bir anlam ifade etmiyor. Çocukların, babalarının kim olduğunu bilmemesi sıklıkla karşılaşılan bir durum. Esas olan çocuklarla birlikte kurulan aile. Çünkü aileden ayrılmak hemen hemen hiç mümkün değil."

haberin linki şudur: http://www.ntvmsnbc.com/id/24970686/

Arkadaş ne varsa Doğu'da var.

gastenin sonu


Blogu ilk açtığımda bu Gaste konusuna eğilmiştim (sanki üzerine yazı dizisi yazdım). Bir süre önceye kadar da Şişli Cami'nin önünde dağıtımcılarını görürdüm. Geçen hafta işe metrola gittiğimde etrafta göremedim bu arkadaşları, sonra zaten Şişli Cami'nin önündekileri de göremediğimi fark ettim. Bir haftadır her sabah aynı yerde bu aklıma geliyordu, diyordum yazayım bunu bloga, başlattığım takibi sonlandırayım. Bu sabah unutmadım yazdım. Hayatları kurtulan ağaçlara selam olsun.

25.05.2009

orda bir savaş var uzakta


Sovyetler Birliği'ne karşı ABD tarafından Yeşil Kuşak kapsamında yetiştirilen Afganların ardıllarından Taliban gün geldi zaten üs olarak benimsediği Pakistan'ın kuzeyini işgal etti. Hatta ellerindeki silahlardan bazılarının ABD'nin Karzai ordusuna verdiği silahlar olduğu ortaya çıktı. Herşey iyi de hani bu Taliban atılmıştı Afgaistan'dan 11 Eylül sonrası?
Bunun yalan olduğu aşikardı, nitekim NATO bile sadece birkaç şehirde hakim olduğunu, kırsalın Taliban'ın elinde olduğunu itiraf ediyordu. Medrese öğrencileri yaralarını sardı. Bu arada artık görevini tamamlayan Pervez Müşerref yerini Benazir Butto’nun kocası Ali Atıf Zerdari'ye bıraktı ama Taliban'a kuzeyde şeriat ilan edilmesine kadar giden tavizler hiçbir işe yaramadı.
Taliban bastırd, Svat Vadisi'ni işgal etti, 2 milyon kişi evlerinden oldu, Pakistan ordusu Hindistan sınırından kaydırdığı birliklerle üstünlüğü ele geçirdi, bölgenin en büyük şehri Mingora'ya girdi, 20 000 sivil de ateşin tam ortasında kaldı.
Diyelim Pakistan ordusu savaşı kazandı. Evlerinden olanlar bölgeye dönmedikçe ve ülkeyi saran yolsuzluklar devam edip kuzeye hiçbir yatırım yapılmadıkça Taliban geri dönmez mi?

24.05.2009

doğuştan fanatik

24 Mayıs'ta Wolfsburg'da doğan tüm bebeklerin forması budur. Bakalım kaçının ismi oyunculara ithafen verilecek?

turkish delight







VfL Wolfsburg


Eğer bir spor müsabakası izliyorsanız bir şekilde iki taraftan birisini tutarsınız. Oyun stili, forma rengi, takım adı, yapılan bir hareket, kulüp amblemi vs taraf tutmanızda rol oynar. Bu sayede bazı takımlara da sempati duyarsınız. Şimdi sempatiler "işçi sınıfının takımı olma", "maçlarını genelevde oynama","krala karşı bir halkı temsil etmek" gibi etmenler üzerinden kuruluyor olsa da benim VfL Wolfsburg sempatim böyledir.

Yanılmıyorsam 1998 yılıydı. NTV Almanya Kupası'nı veriyor. Rakibi hatırlamıyorum ama formasının önünde Volkswagen amblemi olan, fıstık yeşili formalı bir takım var sahada. İyi de oynuyorlar. Ehliyeti olmayan ama 74 model 1303 hayalleri kuran, e yeşil rengi de seven bir adam için meyletme nedeni. Teknik direktörün adı Wolfgang Wolf, maçları oynadıkları stadın adı da Volkswagen Arena olunca işlem tamamlanıyor. O günden beri takip ettim Wolfsburg'u. Bundesliga'ya çıktılar, Eric Gerets yönetiminde coştular, iki sezon arka arkaya kıl payı Bundesliga'da kaldılar. Bu dönemde içinde bulunduğum bir mail grubu sayesinde bir de formalarına kavuştum. Geçen sezon Felix Magath geldi takımın başına; komando tarzı antreman stili nihayetinde tanınmamış, adı bilinmeyen futbolcuların büyük katkılarıyla şampiyonluğu getirdi. Seneye Şampiyonlar Ligi'nde Armin Veh yönetiminde takipçisi olmaya devam edeceğim.

Son bir not da sempatizanlıkla taraftarlık ayrımı arasında yapayım. İlkokulda iki senesinin ayda iki gününü Bursa Atatürk Stadyumu tribünlerinde geçiren küçük çocuk yeşil beyazlı formaya sempati duyar ama baba kontenjanından Galatasaraylıdır. Dolabında hala Galatasaray, PAOK, Fiorentina ve Wolfsburg formaları bulunmakta ve PSG, Celtic, Man Utd, Celta Vigo formaları elde edeceği günler geleceğini bilmektedir.

23.05.2009

peri masalı bundesliga edition

Hoffenheim ile başlayan umutlar Wolfsburg ile sonuçlandı. Yeşil beyazlılar ile ilgili ayrıntılı bir yazı yazacağım zaten. Şampiyonlukları kutlu olsun.