Lao'ya hava yoluyla girmek gibi bir niyetiniz yoksa en popüler tercihler ya kuzeydeki Huay Xai'den giriş yapıp iki günlük Mekong'da tekneyle seyahat edip Luang Prabang'a varmak ya da Nong Khai'ye ulaşıp sınırı geçip hemen 15 km uzaktaki Vientiane'a ulaşmak. Biz ikinciyi tercih ettik. Bunun için de iki seçenek var: otobüs veya tren.
Otobüs yolculuklarını bir şekilde sık yaptığımızdan treni deneyelim dedik ve Bangkok Hualamphong tren istasyonundan yola çıktık. 12 saatlik yolculukta vagonlar yataklı, 1. sınıfta bir odada iki yatak varken 2. sınıfta yataklar perdeyle ayrılıyor birbirinden. Görevliler gelip yatağınızı yapıyor ve çarşaflar vs gayet temiz. Tren yemeklerinin pahalı olduğunu duyduğumuzdan yola çıkmadan bira ve yiyecek stoklarımızı yapıp yola düştük.
19 .00 kalkışlı tren yirmi dakika rötarla yola çıktı ve sabah Tayland'ın sınıra yakın şehri Nong Khai'ye vardık. İsterseniz buradan shuttle trenle Lao tarafına geçebilirsiniz, fakat tren istasyonu şehre oldukça uzak. Ya da bizim gibi bir tuktuka atlayıp sınıra varabilirsiniz. Lao tarafına geçince de bir minibüse atlayıp 30 dakika içinde Vientiane'a ulaşabilirsiniz.
Karşınızda Güneydoğu Asya'nın en ufak ve en sakin muhtemelen de en sıkıcı başkenti!
7.10.2012
4.10.2012
komşularla sıfır sorun
Malum AKP iktidarının bundan birkaç sene önce dile getirdiği bir durumdu komşularla sorunsuz yaşam. Sonuçta adamlar haklı neden yanıbaşımızddakilerle sıkıntılı olalım ki. Bu aşamada AB ile görüşmeler, Ermenistan ile maç diplomasisi, Ortadoğu'da kalkan vizeler, Esadla çektirilen fotoğraflar, İranla nükleer programa yönelik arabuluculuk derken başlangıç gayet umut vericiydi; ama ne demişler Türk gibi başla... Bunun arka planında Neo Osmanlıcılık mı dersiniz yoksa bölgesel güç olmak mı orası size kalmış.
Önce AB ile ilişkiler savsadı. Hem AB ülkelerinde yaşanan krizler hem de sağcı hükümetlerin başa gelişi ama en önemlisi de gerekli düzenlemeleri yapmaya hiç de hevesli olmayan AKP hükümeti, Kıbrıs'ın dönem başkanlığı esnasında yaşananlarla beraber "ben seni ararım, mutlaka görüşürüz" sözleri verip de asla aramayan iki arkadaşa dönüştü.
Ermenistanla protokoller imzalandı, pek bir sevişildi karşılıklı yenildi içildi ama sonra eve dönünce her iki taraf da "aman allahım ben ne yaptım?" pişmanlığı yaşadı. Tabii bu esnada Azerbaycan'ın kanlısıyla yakınlaşmamız "kardeş ülke"yi kızdırınca ilişkiler limonileşti mi? Dimyat'a pirince giderken evdeki bulgurdan olduk.
Yeni padişahımız en önemli çıkışını Davos'ta yaptı. İsrail'e karşı "van münüt" şovu tüm Arap aleminde coşkuyla karşılandı. "Öldürmeyi iyi bilenler"le tüm askeri işbirliği süresiz askıya alındı. Ama bir yıl sonraki Mavi Marmara olayında öğrendik ki üç ortak tatbikatımız planlanıyordu kendileriyle. Hemen bunlar da askıya alındı.
En trajikomiği Suriye ile yaşananlar herhalde. Bundan topu topu iki sene önce ailece görüşen iki kanka bugün kavga için gün sayıyor. Arap Baharı'nın gazıyla ayaklanan Suriye'deki muhalifler yabancı ülkelerin de desteğiyle bir anda kendilerini iç savaşın aktörü olarak buldu. Barışçıl gösteriler bir anda kanlı çarpışmalara dönüştü. Burada iki tarafı da desteklemediğimi belirteyim. Arap Baharı'nın kışa dönüştüğü bir ortamda şüphesiz ki Özgür Suriye Ordusu da muhalefetten başka bir şeye dönüştü. Sünni-Şii çatışmasında karşı saflarda yer alan Türkiye ile İran'ın arasının da bozulması kaçınılmazdı.
Şimdi bu noktada gelinen durum tam anlamıyla iki yüzlülüktür. Hükümetin Hafız Esad karşı argümanlarında tutarlı hiçbir nokta yoktur. Halkının kanını döken diktatörlere karşı olduklarını söyleyenler Darfur'da kendi halkının kanını döktüğü için Uluslararası Ceza Mahkemesi tarafından hakkında tutuklama kararı çıkartılan Ömer el Beşirle askeri ittifak yapmaktadır, toprağına düşen top mermisi için hemen müdahale edenler yıllardır bir başka ülkeye top mermilerini göndermekte hatta ülkede asker bulundurmaktadır, o top mermisiyle ölenlerin kanını yerde bırakmayanlar Roboski'de "yanlışlıkla" öldürülen 34 vatandaşı için bir özürü bile çok görmektdir, insan hakları nutukları atanlar Irak'ta Şiilere karşı ölüm tugayları oluşturduğu için idam cezasına mahkum edilen Haşimi'ye kol kanat germektedir, PKK'yı barındıran ülkeleri teröristlikle suçlayanlar Özgür Suriye Ordusu'na ev sahipliği yapmaktadır ve en saçması yanı başında süren iç savaştan rahatsız olanların ülkesinde 30 senedir iç savaş sürmektedir ve yaptıklarısyla savaşı körüklemektedirler.
Bu noktada bölgesel çekişmelere, Katar'a, Bahreyn'e ya da yıllardır Türkiye'de kapalı devre yayını yapıp da nedense bir türlü faaliyete geçemeyen El Cezire Türk'e falan değinmeden tek şey söylemek istiyorum: ben bu saydıklarımı komşularıma yapsam bırak mülk sahibi Rizeli mahallenin ağır abisi Muzaffer'i, karşı komşum tonton İsviçreli teyze Nicole bile evire çevire dövmüştü beni.
Önce AB ile ilişkiler savsadı. Hem AB ülkelerinde yaşanan krizler hem de sağcı hükümetlerin başa gelişi ama en önemlisi de gerekli düzenlemeleri yapmaya hiç de hevesli olmayan AKP hükümeti, Kıbrıs'ın dönem başkanlığı esnasında yaşananlarla beraber "ben seni ararım, mutlaka görüşürüz" sözleri verip de asla aramayan iki arkadaşa dönüştü.
Ermenistanla protokoller imzalandı, pek bir sevişildi karşılıklı yenildi içildi ama sonra eve dönünce her iki taraf da "aman allahım ben ne yaptım?" pişmanlığı yaşadı. Tabii bu esnada Azerbaycan'ın kanlısıyla yakınlaşmamız "kardeş ülke"yi kızdırınca ilişkiler limonileşti mi? Dimyat'a pirince giderken evdeki bulgurdan olduk.
Yeni padişahımız en önemli çıkışını Davos'ta yaptı. İsrail'e karşı "van münüt" şovu tüm Arap aleminde coşkuyla karşılandı. "Öldürmeyi iyi bilenler"le tüm askeri işbirliği süresiz askıya alındı. Ama bir yıl sonraki Mavi Marmara olayında öğrendik ki üç ortak tatbikatımız planlanıyordu kendileriyle. Hemen bunlar da askıya alındı.
En trajikomiği Suriye ile yaşananlar herhalde. Bundan topu topu iki sene önce ailece görüşen iki kanka bugün kavga için gün sayıyor. Arap Baharı'nın gazıyla ayaklanan Suriye'deki muhalifler yabancı ülkelerin de desteğiyle bir anda kendilerini iç savaşın aktörü olarak buldu. Barışçıl gösteriler bir anda kanlı çarpışmalara dönüştü. Burada iki tarafı da desteklemediğimi belirteyim. Arap Baharı'nın kışa dönüştüğü bir ortamda şüphesiz ki Özgür Suriye Ordusu da muhalefetten başka bir şeye dönüştü. Sünni-Şii çatışmasında karşı saflarda yer alan Türkiye ile İran'ın arasının da bozulması kaçınılmazdı.
Şimdi bu noktada gelinen durum tam anlamıyla iki yüzlülüktür. Hükümetin Hafız Esad karşı argümanlarında tutarlı hiçbir nokta yoktur. Halkının kanını döken diktatörlere karşı olduklarını söyleyenler Darfur'da kendi halkının kanını döktüğü için Uluslararası Ceza Mahkemesi tarafından hakkında tutuklama kararı çıkartılan Ömer el Beşirle askeri ittifak yapmaktadır, toprağına düşen top mermisi için hemen müdahale edenler yıllardır bir başka ülkeye top mermilerini göndermekte hatta ülkede asker bulundurmaktadır, o top mermisiyle ölenlerin kanını yerde bırakmayanlar Roboski'de "yanlışlıkla" öldürülen 34 vatandaşı için bir özürü bile çok görmektdir, insan hakları nutukları atanlar Irak'ta Şiilere karşı ölüm tugayları oluşturduğu için idam cezasına mahkum edilen Haşimi'ye kol kanat germektedir, PKK'yı barındıran ülkeleri teröristlikle suçlayanlar Özgür Suriye Ordusu'na ev sahipliği yapmaktadır ve en saçması yanı başında süren iç savaştan rahatsız olanların ülkesinde 30 senedir iç savaş sürmektedir ve yaptıklarısyla savaşı körüklemektedirler.
Bu noktada bölgesel çekişmelere, Katar'a, Bahreyn'e ya da yıllardır Türkiye'de kapalı devre yayını yapıp da nedense bir türlü faaliyete geçemeyen El Cezire Türk'e falan değinmeden tek şey söylemek istiyorum: ben bu saydıklarımı komşularıma yapsam bırak mülk sahibi Rizeli mahallenin ağır abisi Muzaffer'i, karşı komşum tonton İsviçreli teyze Nicole bile evire çevire dövmüştü beni.
1.10.2012
lao: prelüd
Öncelikle bir yanlış anlaşılmayı düzelteyim: ülkenin adı Laos değil Lao. Hatta resmi ado Lao Demokratik Halk Cumhuriyeti. Dallama Fransızlardan önce Lao krallıkları hüküm sürerken sömürgeciler kendi dillerinde çoğul eki "s"yi "Lao"nun sonuna ekleyip Laos elde ederler nasıl olsa okunuşu aynı diyerek.
Fransız Indoçin'i dağılınca bağımsızlık gelir ama yeni sömürgeci ABD'dir bölgede. Vietnam Savaşı esnasında "gizli savaş" vardır ülkede. Amerikan uçakları aralıksız Lao topraklarını bombalar ki dünya üzerinde en çok bomba düşen ülke halen, özellikle doğusunda da patlamamış bombalar var. Daha sonra iç savaş başlar, 1975'te de Pathet Lao CIA'nın desteklediği Hmongları yenerek sosyalizmi ilan eder. Ve ülke 2000lere kadar sınırlarını kapatır. İşte bu sebeple doğası bakir, insanları sakin, zamanı donmuş bir ülke Lao.
Dağlık Lao özellikle trekking, rafting vs için ideal. Başkent Vientiane sıkıcı, kuzeydeki Luang Prabang UNESCO mirası muhteşem bir şehir. Bununla birlikte Pakse'de dev küpleri görebilir, güneyde nehir kenarında Mekong yunuslarıın izleyebilir, en kuzeyde de 3 günlük trekking turlarına çıkabilirsiniz. Ülkenin altyapısı berbat olduğundan kısa görünen mesafeler gayet uzun ve yorucu oluyor aklınızda olsun.
Sosyalist olsa da turizmin önemini kavramış, yabancılar için rahat bir ülke. Ayrıca çok da ucuz. Para birimi kip, 1 dolar da 8000 kipe denk geliyor. Kredi kartı geçen yerler var ayrıca ATMler de bol.
Ülke fakir ama insanları sürekli gülümsüyor. Kimse bir şeyler satmak için yapışmıyor, yavaş yavaş hayatlarını yaşıyorlar. Ve de çocuklar: hayatımda gördüğüm en güzel çocuklar Lao'daydı. Hiçbiri canı yanmadıkça ağlamıyor, annelerinin kucağında veya motorsikletlerinin önünde hayatın içindeler. 7 yaşını falan geçmişlerse de bizzat işleri yapmaya başlıyorlar.
Normalde sınır kapılarında vize alınıyor ama Türkler bir kaç başka milletle bu kapsam dışında. Bu sebeple biz de Bangkok Lao Konsolosluğu'ndan aldık vizemizi. Metroya binip "Tayland Kültür Merkezi" istasyonunda inip taksiye binin. Konsolosluk gayet sıkıcı bir muhitte ara sokakta. İçeride formu doldurup bir fotoğrafla pasaportunuzu teslim edip "ekspres" diyin. Bu sayede 1 saat içinde vizeniz hazır, ederi de 1600 Baht. Hemen yan tarafta meyve alabileceğiniz bir pazar biraz ileride de benzin istasyonunun yanında kahve satan bir yer var.
Vizemizi aldık, sonraki durak Vientiane.
Fransız Indoçin'i dağılınca bağımsızlık gelir ama yeni sömürgeci ABD'dir bölgede. Vietnam Savaşı esnasında "gizli savaş" vardır ülkede. Amerikan uçakları aralıksız Lao topraklarını bombalar ki dünya üzerinde en çok bomba düşen ülke halen, özellikle doğusunda da patlamamış bombalar var. Daha sonra iç savaş başlar, 1975'te de Pathet Lao CIA'nın desteklediği Hmongları yenerek sosyalizmi ilan eder. Ve ülke 2000lere kadar sınırlarını kapatır. İşte bu sebeple doğası bakir, insanları sakin, zamanı donmuş bir ülke Lao.
Dağlık Lao özellikle trekking, rafting vs için ideal. Başkent Vientiane sıkıcı, kuzeydeki Luang Prabang UNESCO mirası muhteşem bir şehir. Bununla birlikte Pakse'de dev küpleri görebilir, güneyde nehir kenarında Mekong yunuslarıın izleyebilir, en kuzeyde de 3 günlük trekking turlarına çıkabilirsiniz. Ülkenin altyapısı berbat olduğundan kısa görünen mesafeler gayet uzun ve yorucu oluyor aklınızda olsun.
Sosyalist olsa da turizmin önemini kavramış, yabancılar için rahat bir ülke. Ayrıca çok da ucuz. Para birimi kip, 1 dolar da 8000 kipe denk geliyor. Kredi kartı geçen yerler var ayrıca ATMler de bol.
Ülke fakir ama insanları sürekli gülümsüyor. Kimse bir şeyler satmak için yapışmıyor, yavaş yavaş hayatlarını yaşıyorlar. Ve de çocuklar: hayatımda gördüğüm en güzel çocuklar Lao'daydı. Hiçbiri canı yanmadıkça ağlamıyor, annelerinin kucağında veya motorsikletlerinin önünde hayatın içindeler. 7 yaşını falan geçmişlerse de bizzat işleri yapmaya başlıyorlar.
Normalde sınır kapılarında vize alınıyor ama Türkler bir kaç başka milletle bu kapsam dışında. Bu sebeple biz de Bangkok Lao Konsolosluğu'ndan aldık vizemizi. Metroya binip "Tayland Kültür Merkezi" istasyonunda inip taksiye binin. Konsolosluk gayet sıkıcı bir muhitte ara sokakta. İçeride formu doldurup bir fotoğrafla pasaportunuzu teslim edip "ekspres" diyin. Bu sayede 1 saat içinde vizeniz hazır, ederi de 1600 Baht. Hemen yan tarafta meyve alabileceğiniz bir pazar biraz ileride de benzin istasyonunun yanında kahve satan bir yer var.
Vizemizi aldık, sonraki durak Vientiane.
28.09.2012
zamanında kırşehir'e düşmüştü yolum
Bir kaç sene önce yolum Kırşehir'e düşmüştü topu topu iki saatliğine. Bir bozkır kasabası işte. Tek özelliği Neşet Ertaş'ın memleketi olmasıydı. İtiraf edeyim türkü sevmem. Neşet Ertaş diyince de öğrenciyken evinde içtiğim arkadaşlar geliyor; bol bol dinlerlerdi rakı sofralarında.
Bir de bu sahne geliyor aklıma. Defalarca dönüp dönüp izlemiştim. Ne diyelim toprağı bol olsun...
24.09.2012
bangkok güncellemesi
Zamanında şöyle bir Bangkok yazısı yazmıştım, 3 yıl aradan sonra ekleyeceklerimi de buraya yazıyorum. Belki birisi faydalanır.
O zaman Chatuchak pazarına gidememiştim sonrasında iki kere denk geldim: şüphesiz ki mutlaka görülmesi gereken apayrı bir dünyadan bahsediyoruz. Bir şey almasanız bile tavukla sanat eserini, çakma çantayla çiçeği yan yana satan bu dehlizler deryasına ucundan da olsa bulaşın. Pazarlık serbest...
Nihayet görebildiğim yerler arasına Çin mahallesini de katıyorum. Bir ucundan diğerine yürüyünce her türlü karmaşa, gürültü, renk mevcut. Ama buranın esas olayı yemekleri. Sokakta bin bir türlü yemeği bulabiliyorsunuz amenna ama bir köpekbalığı yüzgeci olsun bir kırlangıç yuvası olsun başka yerlerde bulamayacağınız yemekler. Bununla birlikte havanın kararmasıyla birlikte Soi Texas denilen sokağın girişine karşılıklı iki adet tezgah kurulup masalar atıyor kaldırımlara. Tok olsanız bile mangalda pişen deniz mahsüllerinin kokusuna pek kolay hayır diyemiyorsunuz. Nitekim iki akşam da oradaydık, mutluyduk. Ayrıca evet, köpekbalığı yüzgeci çorbası içtim.
Görülecek tapınaklar arasına sadece Wat Saket'i ekleyebiliyorum. Nispeten sakin bir bölgede yapay bir tepeye kurulmuş bir tapınak. Tepesine çıkınca da Bangkok sıcağında harika hissettiren bir esinti ve şehir manzarası var.
Artık nihayet havalimanından şehre raylı sistem mevcut. En alt kata inip biri ekspres diğeri normal iki hattan birisiyle Siam bölgesine kadar gidebiliyorsunuz. Ederi de 45-100 Baht arası değişmekte. Böylece taksicilerle ve trafikle cebelleşmeme imkanı var artık.
Bu gidişimde Khlong Saen Saep kanal sistemini de kullanma imkanı buldum. Chao Phraya kadar manzaralı ve kullanışlı olmasa da Siam'dan tarihi bölgeye gidiş için kullanılabilir.
Tahmin edileceği üzere bu sefer Siam'da kaldım. Skytrain'e yürüyerek 5 havalimanı raylı sistemine 10 dakika mesafede. Önünden taksiye binince her yere ulaşım kolay. Otelin fiyat kalite oranı gayet yüksek. Aklınızda bulunsun. Ha bu arada Khao San'da oda fiyatları hala ucuz, etraf curcunalı, yemekler kötü ve pahalı; zaten Tayland'ın genelinde geçen seneki sel felaketi ve Baht'ın Dolar karşısında değer kazanması neticesinde fiyatlar artmış, aklınızda bulunsun.
O zaman Chatuchak pazarına gidememiştim sonrasında iki kere denk geldim: şüphesiz ki mutlaka görülmesi gereken apayrı bir dünyadan bahsediyoruz. Bir şey almasanız bile tavukla sanat eserini, çakma çantayla çiçeği yan yana satan bu dehlizler deryasına ucundan da olsa bulaşın. Pazarlık serbest...
Nihayet görebildiğim yerler arasına Çin mahallesini de katıyorum. Bir ucundan diğerine yürüyünce her türlü karmaşa, gürültü, renk mevcut. Ama buranın esas olayı yemekleri. Sokakta bin bir türlü yemeği bulabiliyorsunuz amenna ama bir köpekbalığı yüzgeci olsun bir kırlangıç yuvası olsun başka yerlerde bulamayacağınız yemekler. Bununla birlikte havanın kararmasıyla birlikte Soi Texas denilen sokağın girişine karşılıklı iki adet tezgah kurulup masalar atıyor kaldırımlara. Tok olsanız bile mangalda pişen deniz mahsüllerinin kokusuna pek kolay hayır diyemiyorsunuz. Nitekim iki akşam da oradaydık, mutluyduk. Ayrıca evet, köpekbalığı yüzgeci çorbası içtim.
Görülecek tapınaklar arasına sadece Wat Saket'i ekleyebiliyorum. Nispeten sakin bir bölgede yapay bir tepeye kurulmuş bir tapınak. Tepesine çıkınca da Bangkok sıcağında harika hissettiren bir esinti ve şehir manzarası var.
Artık nihayet havalimanından şehre raylı sistem mevcut. En alt kata inip biri ekspres diğeri normal iki hattan birisiyle Siam bölgesine kadar gidebiliyorsunuz. Ederi de 45-100 Baht arası değişmekte. Böylece taksicilerle ve trafikle cebelleşmeme imkanı var artık.
Bu gidişimde Khlong Saen Saep kanal sistemini de kullanma imkanı buldum. Chao Phraya kadar manzaralı ve kullanışlı olmasa da Siam'dan tarihi bölgeye gidiş için kullanılabilir.
Tahmin edileceği üzere bu sefer Siam'da kaldım. Skytrain'e yürüyerek 5 havalimanı raylı sistemine 10 dakika mesafede. Önünden taksiye binince her yere ulaşım kolay. Otelin fiyat kalite oranı gayet yüksek. Aklınızda bulunsun. Ha bu arada Khao San'da oda fiyatları hala ucuz, etraf curcunalı, yemekler kötü ve pahalı; zaten Tayland'ın genelinde geçen seneki sel felaketi ve Baht'ın Dolar karşısında değer kazanması neticesinde fiyatlar artmış, aklınızda bulunsun.
18.09.2012
qatar airways
Bangkok güncellemesi yazısından önce Katar Havayolları ile ilgili bir yazı yazmam gerekiyor kesinlikle. Uçak bileti için 2 ay öncesinden araştırmalara başladığımda önce THY millerini kullanmayı düşündüm ama her nedense o kadar süre önce harekete geçsem de limitli ekonomide yer kalmadığından 90 000 mil gibi bir eder çıktı karşıma; vergiler de cabası. Özellikle Garanti Bankası'nın son katakullisinden dolayı alışverişten mil kazanmak imkansız hale geldiğinden kim kaybetmiş ki o kadar mili ben bulayım (bu mesele da zaten ayrı bir yazı konusu olmayı hak ediyor). Zaten rötarlarla bezdiren THY'ye grev meselesi yüzünden de kıl olduğum için olabildiğince bulaşmamaya çalışıyorum.
Bu aşamada aktarmalı uçuşlara bakmak gerekti ve hem fiyat hem tarih hem de aktarma süresi açısından bakıldığında Qatar Airways rakipleri Ettihad ve Emirates'i geride bırakarak beni Bangkok'a uçurmaya hak kazandı. Bunu yaparken de THY'nin 2300 TL dediği bilete 1500 TL diyerek ilk aferini benden kaptı.
Qatar Airways adı üstünde Katar devletine ait bir şirket. Emirates'in sağladığı başarıyı takip eden Körfez ülkelerinin kurduğu havayolu şirketlerindne birisi anlayacağınız. Fakat kendileri iki yıldır Skytrax ödüllerini toplamakta. Doha'yı da bir aktarma merkezi olarak kullanıp dünyanın bir çok noktasına, özellikle de Asya'ya uçmakta.
Neyse biz de bir cumartesi akşamı kendilerinin dış hatlardaki diğer uçakların yanında cüce gibi kalan bir uçağıyla yola çıktık. Bir kere kabin içi hizmetleri harika. Dünyanın dört bir yanından topladıkları hosteslerle hizmet veriyorlar, uçağa bindiğiniz andan itibaren eğlence sistemi açık ve kulaklıklar koltuklarda sizi bekliyor, bol bol dizi-müzik-film seçeneği var, yemekler güzel, içkiler çeşitli, THY gibi kafa şişren anons ve videolar yok...
Kendileri ile ilgili söylenecek tek olumsuz yan Doha Havalimanı. Bir kere körük yok bu limanda. Sizi otobüslerle alıp kullanacağınız terminale götürüyorlar; Doha'da iniyorsanız ayrı transfer yapacaksanız ayrı terminaller var. Sonra diğer uçağınız için de yine otobüse bindiriliyorsunuz. Nitekim size uçağa binerken sarı bilet veriyorlar ve aktarma için de sarı terminalde inmeniz gerektiğini söylüyorlar; merak etmeyin zaten yanlış terminalde inmenize de izin vermiyorlar. Uçaktan inip yeni terminal binasına ulaşıp ikinci uçuş için kapıya varmanız hepi topu yarım saat sürüyor. Etrafta yapacak bir şey, gezecek bir yer yok. Neyse ki aktarmamız 2 saatti de minimum can sıkıntısıyla atlattık Doha duraklamasını.
Sonuç olarak ben kendilerinden pek memnun kaldım. Umarım sonraki seyahatlerde de birlikte oluruz.
Bu aşamada aktarmalı uçuşlara bakmak gerekti ve hem fiyat hem tarih hem de aktarma süresi açısından bakıldığında Qatar Airways rakipleri Ettihad ve Emirates'i geride bırakarak beni Bangkok'a uçurmaya hak kazandı. Bunu yaparken de THY'nin 2300 TL dediği bilete 1500 TL diyerek ilk aferini benden kaptı.
Qatar Airways adı üstünde Katar devletine ait bir şirket. Emirates'in sağladığı başarıyı takip eden Körfez ülkelerinin kurduğu havayolu şirketlerindne birisi anlayacağınız. Fakat kendileri iki yıldır Skytrax ödüllerini toplamakta. Doha'yı da bir aktarma merkezi olarak kullanıp dünyanın bir çok noktasına, özellikle de Asya'ya uçmakta.
Neyse biz de bir cumartesi akşamı kendilerinin dış hatlardaki diğer uçakların yanında cüce gibi kalan bir uçağıyla yola çıktık. Bir kere kabin içi hizmetleri harika. Dünyanın dört bir yanından topladıkları hosteslerle hizmet veriyorlar, uçağa bindiğiniz andan itibaren eğlence sistemi açık ve kulaklıklar koltuklarda sizi bekliyor, bol bol dizi-müzik-film seçeneği var, yemekler güzel, içkiler çeşitli, THY gibi kafa şişren anons ve videolar yok...
Kendileri ile ilgili söylenecek tek olumsuz yan Doha Havalimanı. Bir kere körük yok bu limanda. Sizi otobüslerle alıp kullanacağınız terminale götürüyorlar; Doha'da iniyorsanız ayrı transfer yapacaksanız ayrı terminaller var. Sonra diğer uçağınız için de yine otobüse bindiriliyorsunuz. Nitekim size uçağa binerken sarı bilet veriyorlar ve aktarma için de sarı terminalde inmeniz gerektiğini söylüyorlar; merak etmeyin zaten yanlış terminalde inmenize de izin vermiyorlar. Uçaktan inip yeni terminal binasına ulaşıp ikinci uçuş için kapıya varmanız hepi topu yarım saat sürüyor. Etrafta yapacak bir şey, gezecek bir yer yok. Neyse ki aktarmamız 2 saatti de minimum can sıkıntısıyla atlattık Doha duraklamasını.
Sonuç olarak ben kendilerinden pek memnun kaldım. Umarım sonraki seyahatlerde de birlikte oluruz.
16.09.2012
noktalı virgülü bulamadım idare edin
Eylül ayının da sevilebilir yanları olduğunu galiba üniversitenin ilk yılında fark ettim. O sene ekime kadar boştum ve aylak geçen günler etrafta olan biteni daha iyi algılamayı sağlıyor şüphesiz. Havanın o serin hali, yaprakların sararmaya başlaması, kısalan günler, evlere çekilen insanlar...
Bu sene de eylül geldi. Şu an dışarıda kuvvetli bir rüzgar ağaçları sallıyor. Bakarsın yağmur da yağar. Mümkün olduğunca tadını çıkarmalı. Unutmadan, haftaya Bodrum'a gidiyorum bir de.
Lao yazılarını yüklemem lazım buraya ama içimden yazmak gelmiyor. Zaten blogla da eskisi gibi değil ilişkim malum. Döndüğümden beri uğraştığım şeyler yoruyor beni. Zaten gezegendeki gidişatın kötüye gittiğini düşündüğüm bir dönemdeyim. İyi gelen tek şey hayali Belgrad seyahatimi planlamak. Ama söz haftaya yazacağım Bangkok güncellemesini. Belki okuyan çıkar.
5.09.2012
sayo naga
Dönen pervanenin gürültüsüne alıştıktan sonra esinti büyük bir huzur veriyor. Aksi takdirde Mekong'dan gelen nem ve sinekler katlanılır gibi değil. Karşıda yemyeşil tepenin üzerinde duran sapsarı bir tapınak çok farklı bir yerde olduğumu bir kez daha hatırlatıyor. Sokaktan aynı pembeli kız pembe bisikletiyle kim bilir kaçıncı kez geçiyor. Manevra yeri tam balkonun karşısı, herhalde annesinden izin aldığı uç nokta burası.
Çevremdeki çoğu insanın bilmediği dünyanın bu noktasında huzurluyum bile denilebilir. Tek derdim akşam ne yiyeceğim. Sonraki derdim de sabah ne yiyeceğim olacak zaten. Evet hayat böyle bana güzel.
Buranın insanları usulca akan bir nehir kadar yavaş ve de sessizken ne talihsizliktir ki yaşadığım ülkenin insanları o derece sesli. Ve benim de döneceğim yer ne yazık ki orası.
Keşke Corto gibi sadece gitmiş olmak için gidebilseydim ve de gideceğim yer oralar olsaydı. Sabah uyandığım hayata da şimdi içinde bulunduğum ortama da küfrediyorum. Tek yapabildiğim fotoğraflara bakıp iç geçirmek...
Çevremdeki çoğu insanın bilmediği dünyanın bu noktasında huzurluyum bile denilebilir. Tek derdim akşam ne yiyeceğim. Sonraki derdim de sabah ne yiyeceğim olacak zaten. Evet hayat böyle bana güzel.
Buranın insanları usulca akan bir nehir kadar yavaş ve de sessizken ne talihsizliktir ki yaşadığım ülkenin insanları o derece sesli. Ve benim de döneceğim yer ne yazık ki orası.
Keşke Corto gibi sadece gitmiş olmak için gidebilseydim ve de gideceğim yer oralar olsaydı. Sabah uyandığım hayata da şimdi içinde bulunduğum ortama da küfrediyorum. Tek yapabildiğim fotoğraflara bakıp iç geçirmek...
2.09.2012
mümkün mü artık dönmek?
21.08.2012
update
Sokaklarin ve insanlarin sakin, bayraklarin orak cekicli oldugu Luang Prabang`dayim. Bir ara donerim artik...
9.08.2012
bolt, lemaitre ve sıcak
Bundan iki sene önce yine havalar böyle çok sıcakken ve ben elimi bile kaldırmaya üşenirken tüm bir pazar gününü kanepeye yapışıp emektar vantilatörümle idare etmeye çalışarak geçirmiştim. Televizyonda denk geldiğim Avrupa Atletizm Şampiyonası ve dolaptaki Cardinal Melon da o beter günü atlatmama yardımcı olmuştu. O günden düştüğüm bir not vardı: 2012 Olimpiyatları'nda Bolt-Lemaitre 100 metre kapışmasını kaçırma!
Aradan koskoca iki sene geçti. Yine sıcak, yine vantilatör... Dolapta Baileys karşımda olimpiyat oyunları. 1992'den beri göstermediğim bir performansla denk geldiğim tüm müsabakaları izliyorum. Yüzmesiydi, bisikletiydi, küreğiydi, atletizmiydi derken harika bir 12 gün geçirdim. İki sene önce düştüğüm notu hatırladım elbette: Fransız sadece 200 metreye katılmış Londra'da, o sebeple kapışma bu akşama ertelenmiş. Diyeceğim o ki bu kşam da televizyon başındayız, siz de seyredin.
92 Barcelona Olimpiyatları'nın kapanış töreniyle birlikte boşlukta hissetmiştim kendimi, ne de olsa sabah ilk yarışmadan gece sonuncuya kadar her yarışmayı izliyordum; bir kısmı adını bile duymadığım sporlardı. Ama bu sefer öyle olmayacak; çünkü siz kapanış törenini izlerken ben Bangkok'un nemli ve gürültülü bir gecesinde uyuyor olacağım.
Aradan koskoca iki sene geçti. Yine sıcak, yine vantilatör... Dolapta Baileys karşımda olimpiyat oyunları. 1992'den beri göstermediğim bir performansla denk geldiğim tüm müsabakaları izliyorum. Yüzmesiydi, bisikletiydi, küreğiydi, atletizmiydi derken harika bir 12 gün geçirdim. İki sene önce düştüğüm notu hatırladım elbette: Fransız sadece 200 metreye katılmış Londra'da, o sebeple kapışma bu akşama ertelenmiş. Diyeceğim o ki bu kşam da televizyon başındayız, siz de seyredin.
92 Barcelona Olimpiyatları'nın kapanış töreniyle birlikte boşlukta hissetmiştim kendimi, ne de olsa sabah ilk yarışmadan gece sonuncuya kadar her yarışmayı izliyordum; bir kısmı adını bile duymadığım sporlardı. Ama bu sefer öyle olmayacak; çünkü siz kapanış törenini izlerken ben Bangkok'un nemli ve gürültülü bir gecesinde uyuyor olacağım.
15.07.2012
istikamet laos
Nihayet biletler alındı, THY saçmalığına inat Katar Havayollarıdır aracı kurum. Bangkok-Vientiane-Luang Prabang ve Chiang Mai istikamet. Tabii vizeyi alamayıp çuvallamak da ihtimal dahilinde. Bir aksilik olmazsa Luang Prabang'ı görebileceğim ölmeden.
7.07.2012
karganın gak dediği
Güzel bir esinti var, balkonda oturup Gün Zileli'nin "Benim Arnavutköylerim"ini okuyorum. Bir yandan da kafamı kaldırıp kaldırıp kitapta geçen yerleri bulmaya/tahmin etmeye çalışıyorum. Ama mutlaka eski Rum Okulu'nun bahçesindeki koca çınarlara takılıyor gözlerim. Ses çıkartan sadece kargalar var. Deniz kokusunu getiren rüzgar yüzüme çarptıkça eski güzel günleri anımsatan bir şeyler de getiriyor.
21.06.2012
malaga night club
Akşam maçı izlerken içerim diye düşündüğüm Tuborg'u bir avuç Antep fıstığıyla tüketip kendimi dışarı atıyorum "şehir manzaralı" odamdan. Nasıl olsa kaybolmam diye düşünüyorum keza otel yeterince yüksek ve çirkin. İzmir'e ilk gelişim bundan sadece 5 sene önce. Bir kış bayramında eski hatunla gelmiştim, otelden çıkınca iyi kötü tanıdık geliyor etraf. Biraz sonra kendimi rahmetli Fil Pizza'nın önünde buluyorum. Nedense rahmetli anneannemin soğanlı böreklerinden aldığım tadı almıştım pizzasından.
Gereksiz iş arkadaşlarımı ektiğimden istediğim yere gidebilirim. Tepemde ebabiller, kah begonvilleri kah yaseminleri geçerek sıcağın izin verdiği ölçüde yürüyorum. Bir yandan da annemin neden Beyrut'u İzmir'e benzettiğini anlamaya çalışıyorum. Bu İzmir'de ikinci yalnız kalışım, ilkinde de bahsi geçen hatundan yeni ayrılmıştım. Adı bir yerlerden tanıdık gelen bir balıkçıya oturuyorum, tek niyetim rakı ve balıkla Kordon'da biraz oturmak.
Kadınlı erkekli grupların doldurduğu mekanda tek erkek olmanın cezasını en güneş alan yere oturarak çekiyorum. Meze tepsisinden yoğurtlu patlıcan ve deniz börülcesi ikilisini tercih edip bir duble de Yeşil Efe istiyorum. Balık yiyeceğimi belirtmem üzerine garson beni dolaba davet ediyor, bu normalde bir müşterinin tuzağa düştüğünün ve sağlam bir kazığa oturacağının göstergesidir keza eğer geçiminizi bu işten kazanmıyorsanız hilal taktiği uygulayan Türk ordusunun kucağına düşmüş Bizans imparatorundan az hallicedir durumunuz. Barbunda karar kılıyorum enteresandır keza küçük balık sevmem, evde küçük balık seven hanımdır. Kilosu 130 TL imiş, 7 adedi 400 gr ediyor. Pek de umursamıyorum, nasıl olsa şirkete fatura edilecek.
Önce deniz börülcesini sonra patlıcanı bitiriyorum, bu arada da balık geliyor. Gayet güzel tadı; kafalarını yemiyorum. Hanım karşımda olsaydı tabağına atardım. Rakımın son dublesini güneşin batışına denk getirmeye çalışıyorum, olmuyor. Ne de olsa en uzun gün bugün.
Bunları unutmadan yazmak için kalkıyorum, biraz sahilde yürüyüp bir şeyler hissetmeye çalışıyorum. Olmuyor. Odamın şehir manzarasında Malaga Night Club'ın neon ışıkları var.
Gereksiz iş arkadaşlarımı ektiğimden istediğim yere gidebilirim. Tepemde ebabiller, kah begonvilleri kah yaseminleri geçerek sıcağın izin verdiği ölçüde yürüyorum. Bir yandan da annemin neden Beyrut'u İzmir'e benzettiğini anlamaya çalışıyorum. Bu İzmir'de ikinci yalnız kalışım, ilkinde de bahsi geçen hatundan yeni ayrılmıştım. Adı bir yerlerden tanıdık gelen bir balıkçıya oturuyorum, tek niyetim rakı ve balıkla Kordon'da biraz oturmak.
Kadınlı erkekli grupların doldurduğu mekanda tek erkek olmanın cezasını en güneş alan yere oturarak çekiyorum. Meze tepsisinden yoğurtlu patlıcan ve deniz börülcesi ikilisini tercih edip bir duble de Yeşil Efe istiyorum. Balık yiyeceğimi belirtmem üzerine garson beni dolaba davet ediyor, bu normalde bir müşterinin tuzağa düştüğünün ve sağlam bir kazığa oturacağının göstergesidir keza eğer geçiminizi bu işten kazanmıyorsanız hilal taktiği uygulayan Türk ordusunun kucağına düşmüş Bizans imparatorundan az hallicedir durumunuz. Barbunda karar kılıyorum enteresandır keza küçük balık sevmem, evde küçük balık seven hanımdır. Kilosu 130 TL imiş, 7 adedi 400 gr ediyor. Pek de umursamıyorum, nasıl olsa şirkete fatura edilecek.
Önce deniz börülcesini sonra patlıcanı bitiriyorum, bu arada da balık geliyor. Gayet güzel tadı; kafalarını yemiyorum. Hanım karşımda olsaydı tabağına atardım. Rakımın son dublesini güneşin batışına denk getirmeye çalışıyorum, olmuyor. Ne de olsa en uzun gün bugün.
Bunları unutmadan yazmak için kalkıyorum, biraz sahilde yürüyüp bir şeyler hissetmeye çalışıyorum. Olmuyor. Odamın şehir manzarasında Malaga Night Club'ın neon ışıkları var.
11.06.2012
41 kere maşallah mı?
Bundan 56 ay önce şirkete adım attığımda bir şirket bilgisayarı vermişlerdi. Sanki içerisinde devlet sırrı varmış gibi şifresini belli aralıklara değiştirmek, içerisinde bir büyük harf ve rakam kullanmak ve sürekli değiştirmek gerekiyordu. Ben de her mantıklı insan gibi "Abcd01" şifresiyle şirketteki hayatıma başladım ve her seferinde sayıyı birer birer artırdım. En sonunda bu sabah itibariyle o şifre "Abcd41" oldu; arada mecburiyetten düzen dışına çıkanları da unutmamak lazım-misal bir önceki IT'nin verdiği "Adana01" idi.
Neyse bu sabah şu gerçek bir kez daha yüzüme çarptı: hayatımın neredeyse 5 yılını burada tüketmiş bulunuyorum.
Neyse bu sabah şu gerçek bir kez daha yüzüme çarptı: hayatımın neredeyse 5 yılını burada tüketmiş bulunuyorum.
6.06.2012
ne kadar da çok olmuş
Hiç bu kadar uzun ara verdiğimi hatırlamıyorum. Sebep kesinlikle yazacak şey bulamamam. Ya yazacak konum yok ya da zaten olanları da başka mecralarda harcıyor muyum bilemiyorum. Bir yandan da dönem dönem gelen iş seyahatleri ve sosyalleşme zorunlulukları düzenimi bozuyor. Genel bir konsantrasyon güçlüğüm de var; hepsi bir araya gelince pasif agresif bir davranış olduğunu söyledi işin bir uzmanı.
Yazısı kuvvetli birisi benim başarısız bitki yetiştirme uğraşlarımdan-sokakta duvarlardan fışkıracak kadar arsız aslanağzını bile öldürmemden bahsediyorum, ya da kefir yapma maceralarımdan-evet yapabiliyorum!- eğlenceli yazılar çıkartabilirdi. Ya da akşam serinliğinde yıllardır özlemini duyduğum bir şekilde balkonda oturup gökyüzünü izlerken döktürebilirdi. Ne yapacaksınız eldeki malzeme bu...
Yazısı kuvvetli birisi benim başarısız bitki yetiştirme uğraşlarımdan-sokakta duvarlardan fışkıracak kadar arsız aslanağzını bile öldürmemden bahsediyorum, ya da kefir yapma maceralarımdan-evet yapabiliyorum!- eğlenceli yazılar çıkartabilirdi. Ya da akşam serinliğinde yıllardır özlemini duyduğum bir şekilde balkonda oturup gökyüzünü izlerken döktürebilirdi. Ne yapacaksınız eldeki malzeme bu...
13.05.2012
ilüzyonlar diyarı
Bundan 40 sene önce çölün ortasında önemsiz bir kasaba olan Dubai'nin bugün kurduğu simülatif şehir görülmeye değer gerçekten de. Yedi şeritli yollar, gökdelenler, alışveriş merkezleri sanki bir bilgisayar oyunu gibi görünüyor. Her şeyin "en"i orada: "en büyük", "en pahalı", "en pahalı"...
Şehrin %5'i yerlisi, %20 expat ve %75 de en ağır işleri yapan ve de bu görkeme sadece uzaktan bakabilen işçiler: Pakistan'dan, Etiyopya'dan, Hindistan'dan gelenler. Durumu anlamak için Independent'ta çıkmış şu makaleyi okumanızı öneririm.
Şehirde hayat bir kaç yer dışında alışveriş merkezleri ve otellerde geçiyor. Ne de olsa klima ve alkol sadece buralarda var (doğrusu alkol sadece otellerde var-ılımlı şeriat). İçinde kayak pisti bile olan alışveriş merkezleri para harcamak isteyenler için cennet, çünkü ülke vergiden muaf bir yapıda. Bur Dubai denilen eski bölge ise bizim Mahmutpaşa'yı andırıyor. Şüphesiz ki daha insani geri kalan tüm o mimari ve mühendislik laboratuarına kıyasla.
Alışveriş yapmadığımıza göre bizi paklayacak bir yer var: kumsal. Kafeler ve iğrenç müziklerle işgal edilmemiş uzun bir plaj ve harika mavi bir deniz. Aynı kumu biraz daha içeriye doğru takip edip binaları da aşınca çöle varılıyor kolayca. Burası da herkesin bildiği gibi sarı, uçsuz bucaksız ayrı bir dünya.
Her yere arabayla gitmek gerekiyor, bu durumda taksi önemli bir seçenek-ki fiyatlar ucuz. Bununla birlikte klimalı duraklara sahip otobüs ve uzay üssünün andıran durakları, yerin üstünden giden yolu ve biraz fazla para verince kullanabileceğiniz "gold class" vagonuyla metro da birer alternatif.
Dünyanın 170 ulusundan insan yaşadığı için yemek konusunda isediğiniz alternatifi bulmak kolay. Bir Emirlik spesyalitesi yemedim ama özlemini duyduğum Uzakdoğu ve Lübnan yemeklerine doydum.
Görülmesi gereken bir diyar Dubai. Paranın nasıl bir dünya yaratabileceğini görmek gerçekten etkileyici. Bununla birlikte turistik aktivite açısından kısıtlı, bu ihtişamın arkasında yatan sömürü ise sinir bozucu.
11.05.2012
dülger balığının ölümü
tek değişen alkolün kalitesi
16 yıl önce dinlediğim şarkıları dönüp dönüp dinliyorsam sorun sende mi yoksa bende mi? O zamanlar iğrenç tekel votkasına vişne suyunu katık ederdik bugün maşallah seçeneğimiz çok. Tek fark budur.
2.05.2012
dubai prelude
Hiç aklımda yoktu Dubai'ye gitmek. Bu nedenle olsa gerek pek bilgim de yoktu. Nitekim kendisi Birleşik Arap Emirlikleri Devleti'ni oluşturan yedi emirlikten bir tanesi ve de en batılısı-bu konuya bir sonraki yazıda değineceğim.
Peki noldu da oldu ben Dubai yollarını tuttum? Bir kere orada arkadaşların olması ve onların muhteşem konukseverliğiyle birlikte turist olarak gelsem yapamayacağım şeyleri yapma imkanı buldum; otel parası vermemek de cabası, keza oteller pahalı oralarda.
Birleşik Arap Emirlikleri gayet de formaliteden de olsa vize istiyor. Eğer biletinizi THY'den alırsanız istenen belgelerin jpeglerini internete yükleyip bir de 85 doları bayılıp kısa sürede vizeyi de alıyorsunuz. Bir de prosedür gereği imzalı bir metin göndermeniz gerekiyor, benimkini kaybedip gereksiz stres yaşattılar.
Velhasıl kelam bir geceyarısı Dubai'ye indik. Yine arkadaşlar sağolsun karşılama şirketiyle anlaşmışlar, bu sayede methini duyduğum retina taramasına da girmeden ülke sınırlarına ve dolayısıyla da çöl ortamına ayak bastık.
Peki noldu da oldu ben Dubai yollarını tuttum? Bir kere orada arkadaşların olması ve onların muhteşem konukseverliğiyle birlikte turist olarak gelsem yapamayacağım şeyleri yapma imkanı buldum; otel parası vermemek de cabası, keza oteller pahalı oralarda.
Birleşik Arap Emirlikleri gayet de formaliteden de olsa vize istiyor. Eğer biletinizi THY'den alırsanız istenen belgelerin jpeglerini internete yükleyip bir de 85 doları bayılıp kısa sürede vizeyi de alıyorsunuz. Bir de prosedür gereği imzalı bir metin göndermeniz gerekiyor, benimkini kaybedip gereksiz stres yaşattılar.
Velhasıl kelam bir geceyarısı Dubai'ye indik. Yine arkadaşlar sağolsun karşılama şirketiyle anlaşmışlar, bu sayede methini duyduğum retina taramasına da girmeden ülke sınırlarına ve dolayısıyla da çöl ortamına ayak bastık.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
